Babil Kulesi anlaşamama lanetinin simgesidir. Efsaneye göre, insanlar gökyüzüne egemen olmak için çok yüksek bir kule yapmışlar. Küstahlıklarına kızan Tanrı her birini ayrı dille konuşur duruma getirmiş. Kimse başkalarının ne dediğini anlamaz olmuş kulede.
Biz şimdi ülkede ikisini bulundurmakla dünyanın sonunu getirip getirmeyeceğimizi tartışaduralım, asıl sorun kendi resmî dilimizin kullanımında Babil kargaşası yaratmamız.
Zaten uzak ecdadımızın değil, büyükbabamızın mektubunu anlamakta zorlanmamıza yol açan bir uçurum var nesiller arasında. Bakın, yürürlükteki bir yasamızda yapılan değişikliğe çok sevindi diş hekimlerimiz. (Kendilerine dişçi denmeyecek artık.)
Yasanın adı: Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarz-ı İcrasına Dair Kanun.
Yaşınız yüze yaklaşmamışsa, anlayabildiniz mi? Tababetin tıptan gelip hekimlik demek olduğunu tahmin edersiniz belki. Ama Şuabat? Boşuna sözlüklere bakmayın; bulamazsınız. Babam çok tumturaklı konuşurdu da, ben dedeniz oradan biliyorum. Şubeler demek efendim. Yani hekimlik dalları.
Bu eski-yeni kopukluğu derdimize bir de yabancı sözcük kullanma yatkınlığımız eklenince dil anarşimiz artıyor. El âlemin lisanını da çarpıtıyoruz. Türk Dil Kurumu'nun onayıyla "pantalon" pantolon, "detektif" dedektif biçimini alıyor. Özel araştırma görevlisi polise eskisi gibi hafiye desek olmaz mı?

***
Önceki akşam Cüneyt Özdemir psikoterapi üstüne Üstün Dökmen'le konuşuyordu. Hocanın o işi gelişigüzel yapanları anlatmak için kullandığı bir Osmanlı deyimini duymamıştı Özdemir. İzleyiciler telefonla imdada yetişip "Hudayi nabit" sözcüğünün yazılışı ve anlamına ilişkin bilgi verdiler.
(Hadi biraz daha netleştirelim. "Nabit" nebat ile aynı kökten, toprakta biten anlamında. "Huda-yi nabit" de kul tarafından ekilmiş olmayıp "Allah'tan" yetişen demek.)
Ekranda gösterilen dil titizliğini alkışlamak gerek. Ama küçük bir ukalalığın tekrarı da kaçınılmaz: hem Hoca, hem Özdemir "psikiyatrist" diyorlardı. Öyle bir sözcük yok hiçbir yabancı dilde. Doğrusu psikiyatr Fransızcada söylenişiyle. O da Türk ağzında eğreti kaçıyor. Resmî Gazete'de yasal kılınan "diş hekimi" gibi, ruh hekimi desek olmaz mı?
***

Dil titizliği en çok yazılı basından beklenir. Bilinmeyen ya da tartışmalı sözcüklerle karşılaşılınca bir iki referans kitabına göz atmayı gerektiren bir özen o büyük sorumluluk alanının çalışanları için fazla külfet sayılmaz herhalde. Oysa en kritik durumlar ve konularda bile o kadarcık zahmete girilmemesi büyük sorun yaratabiliyor.
Vaktiyle kendini basın amirali ilan etmiş olan gazetemize ikide bir eleştiri getirmek istemem. Ne yapayım ki en büyük falsolar en sık onun sayfalarında sergilenmekte. Pazar günü "ABD Başkanından Türk basınında ilk demeci" aldığı iddiasıyla baş sayfasının üçte birini konuya ayırarak Obama'nın ağzından şu sürmanşeti attı:
"Ortaklığımız Elastikidir."
Benim de tepem attı onu görünce. "Elastiki" berbat bir laf. "İşbirliğimizi ben dilediğim yana çekerim, ne yapsam kopmaz" gibi bir anlamı var. Obama'nın dilindeki karşılığını merak ettim. Araştırınca anlaşıldı ki "resilient" demiş adam. Aynı gün başka demeçlerinde Amerikan ekonomisi için de o sıfatı kullanmış.
Dedim ya, bugün çokbilmişliğim üstümde. Hadi bunun da derinine inelim.
Latincede sıçramak anlamına gelen "salire" fiili var. (O dili bildiğimden değil. Dokuz kiloluk Webster's sözlüğünden çıkarıyorum. Ancak okura profesyonel saygımla övünebilirim. Kilosunu yazmadan önce tarttım sözlüğü.) "Re" de yineleme belirttiğine göre, "resilire" tekrar sıçramak, yani yere düştükten sonra ayağa kalkabilmek demek.
ABD Başkanı oradan gelen "resilient" sıfatını kullanırken ilişkilerimizin sarsıntı geçirse bile yıkılmayacak kadar sağlam olduğunu vurgulamak istemiş.
İyi de, sayın Obama'ya sormak gerek:
İlişkilerimizi ayı oynatır gibi yerlere yatırıp yatırıp ayağa kaldıracağımıza, hiç sarsmasak olmaz mı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.