REFİK ERDURAN

Ne hakla? Otuz beşe bakla!

En doğru, en anlamlı, en gerçekçi sözün en iddiasız ağızdan çıktığı oluyor. Gözümün önünde tartışırlarken "Ama haksızlık bu!" diye huysuzlanan küçük kızını hiç düşünmeden şöyle yanıtlamıştı bir temizlikçi kadın:
"Dünyada haklı olan ne var ki?"
Evet, ne var? Siz bu cümleyi okuyup bitirene kadar denizlerde milyonlarca büyük balık küçük balığı yutmuş olacak. Hakça mı?
Efendim, doğa o. Adalet insan icadıdır; toplum içinde bulunur.
Öyle mi? İyi bakın. Onun iddia edildiği gibi yüce bir gerçek değil, her toplumun şartlarına göre biçimlenen çarpık çurpuk bir kavram olduğunu göreceksiniz.
Çoğu Batılı "aydın" demokratik anlamıyla adaletin doğum yeri diye eski Yunanistan'ı bilir. Oysa oradaki kentlerde nüfusun büyük çoğunluğu köleydi. İki "vatandaş" arasında köle paylaşımı konusunda çıkan anlaşmazlık yasalara uygun biçimde çözülürse adalet yerini bulmuş sayılırdı.
***

Bir yıldan uzun süre boş yere kodeste tutulduktan sonra salıverilenlerin haberini dün bir gazetemiz "Adalet tecelli etti" başlığıyla verdi. O lafı nerede duysam midem bulanır.
Asarak hüküm infazını akılcı yoldan yapan ülkelerde mahkûm yüksek bir platformdaki delikten düşer, boynunun kırılmasıyla anında ölür. Bizim eski usuldeki gibi iskemleden itilenler ise ipin ucunda nefessiz kalır, dakikalarca can çekişir.
Kenan Evren adaletinin kurbanı gençlerden birinin idamında hazır bulunan bir tanık anılarında anlattı. İskemle tekmelendikten hayli zaman sonra bir görevli gidip mahkûma yakından bakmış, hâlâ hafifçe çırpınmakta olduğunu görünce seslenmiş ötekilere:
"Daha adalet tecelli etmemiş efendim!"
Keşke delikanlı ona tükürecek kadar kendinde olsaymış. Tam tecelli ederdi adalet.
***

Sakın "Bizim memleket yeterince gelişmemiş, başka yerler farklı" demeyin. Oralar da henüz kadim Atina'nın ayıplarından sıyrılmış değil. Çağımızdaki gelişmişlerin amiral gemisi Amerika'nın özgürlük kahramanı Washington'un adını almış başkent yakınlarında onun çiftliğini gezdirirken bana kocaman bir bina gösterdiler. "Burası kölelerin yeri" diyerek...
Belki o ülkenin kaba adaletsizliğinin on dokuzuncu yüzyılda kaldığını düşünürsünüz. Los Angeles'te geçirdiğim yıllarda burnumun dibinde yaşandı olay: Karısını öldüren zengin bir spor yıldızı en iyi avukatları tutup beraat etti. İdamdan kurtulamayanların yüzde doksanından fazlası ise yoksuldu. Ş
imdi İstanbul'daki yangında ölen işçilere ah vah ederek sorumlu arıyoruz. Bir düşünün: Yangın çıkmasaydı da onların arasında "yanmış" kişiler yok muydu? Ailesini doyurmak için dağ köyünden gelip çadırda yatan adam yeterli eğitim görseydi kendisini çalıştıran şirkette yönetici olurdu belki. Ya da yanmayan çadır örtüsü, saniyede ateş söndüren fısfıs, akılcı düzen icat ederdi.
Toplumu insancıllaştırmaya bakalım. Adalet arkadan gelecek.
BİZE ULAŞIN