REFİK ERDURAN

Kış hasadı

Yağmur duasını bilirdim de güneş duasını işitmemiştim. Uzayan kışın bunalttığı köylülerimizin geçen hafta Cenabıhak'tan meteorolojik medet niyazıyla onu da gördük.
Genelde daha beter bir kış uzuyor. Fiziksel hava nihayet açıyor ama, insanoğlunun tersliğinden başka hiçbir neden olmadan kapkara bela bulutları yığıldıkça yığılmakta cennet ülkemizin ve güzelim gezegenimizin üstüne. Hırs, inat, kin, bomba, tabut enflasyonu hızlanıyor.
"İnceldiği yerden kopsun" en tehlikeli sözdür. Öfkeyle ağızdan püskürülürken hiç düşünülmez kopuşun ne kısır döngülere düğüm atacağı. Orta Doğu'da insanlar birilerine idamda kullanılmış ip yolluyor, alanlar da her gün düzinelerce can söndüren intihar saldırıları düzenliyorlar. Sonuç: yeni ipler, sonra yeni bombalar, yeni ipler... İnceldiği yerden kopa kopa...
Melih Aşık geçenlerde Truman Capote'nin bir sözünü aktardı: "Hayat son perdesi kötü yazılmış vasat bir oyundur."
Maalesef doğru görünüyor. Ama kim yazıyor bu oyunu? Kahpe felek mi? Kavanoz dipli dünya mı? Hayır, insan yazıyor. Kendi eliyle! Ruhumuzda güneş açmadıkça kara bulutlar dağılır, oyun vasatlıktan çıkıp güzel son perdeye kavuşur mu?

***

İnatla yarattıklarımız bir yana, kaza saydığımız kötü olayları yaşadıkça da "Kader" der, sorumluluk kabullenmeyiz. Nadiren haklıyızdır. Bir eve gök taşı düşmesiyle ölen olursa kabahatlisi yoktur, olay gerçekten kazadır.
Ama belaların trilyonda biri uzaydan gelir. Düşünerek bakınca geri kalanların hepsindeki insan etkisini fark edersiniz. Hem de "görünür kaza" türündendir çoğu.
Rize Belediye Başkanı "Ceset toplayacağız" dedi. Kıyıda deniz doldurularak "kazanılmış" arazi üstünde hızla kaykılan binalardan çıkılması uyarısına kimse kulak asmamakta. Felek mi hazırlıyor ceset hasadını?
O felaketin daniskasının İstanbul'da yaşanacağı kesin. Yalapşap konut yapma suçu geriye doğru nesiller ötesine uzanıyor. Bugün de yüz binlerce insanımız sorumluluk düşünmeden yakınlarıyla birlikte idamlık hücresi gibi yerlerde oturmaktalar kuzu kuzu.
Pardon, kuzulara haksızlık oldu. Onlara düşünme yetisi verilmemiş ki...
***

Tuhaf düşünceler kafamın içini acıttıkça "Keşke bana da verilmeseydi" dediğim oluyor. Örneğin askerlere savaş emekçisi gözüyle bakarım. Çoğu emekçinin işvereni vardır, başına gelen kazadan sorumlu tutulur. Yangında ölen işçilerin niçin yanabilir bezli çadırda yatırıldığını sorarız.
On iki aslan gibi insanımızın Afganistan'da düşen helikopterde can vermesi kaza elbette. Ama o ülkede bulunmaları rastlantı değil. Kim, niçin gönderdi onları oraya? "İşverenleri" kim? Yalnız bizim hükümetlerimiz mi? Hayır, Taliban reislerinden sürü sürü Batılı lidere kadar sayısız insan egosunun çatışmasıyla bu ortam oluştu.
Sonuç: ruhumuzda süren kış. İçimizde dışımızda kara bulutlar.
Benim kafamda da dayanılmaz bir acı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN