REFİK ERDURAN

Mağdurluğun cazibesi

Gelmiş geçmiş cumhurbaşkanı, başbakan, bakan gibi sıfatlarla devlet yönetmiş kişilerin listelerine göz gezdirin.
O koltuklara oturmadan önce ne iş yapmış, neyle uğraşmışlar?
Oralara askerlikten, mühendislikten, hekimlikten, hukukçuluktan, eğitimcilikten, çiftçilikten gelmiş olanlar pek çok. Futbol ustası da var. Ama iş adamı yok gibi. Tuhaf değil mi?
Başarıyla şirket yönetmek akıl, cerbeze, girişimcilik, gerçekçilik gibi özellikler ister. Öyleyse onlara sahip olduğunu iş alanındaki başarısıyla kanıtlamış kişilere niçin emanet edilmiyor ülke çapında iktidar?
Çünkü söz konusu özellikler devlet yönetiminde yararlı olsa da yeterli değil. Eline o gücün verileceği kişilerin bahtsızlara acıması, altta kalmışlara yardım etmesi, zayıflara empatiyle yaklaşması, yani topluma şefkat göstermesi de bekleniyor.
İş alanında ise şefkat makbul özellik olmak şöyle dursun, handikaptır. Kimsenin gözünün yaşına bakmadan davranabilmeniz, örneğin üretimi daha az personelle sağlayabileceğinizi gördüğünüzde "fazla" kişileri hemen kapı önüne koymanız gerekir. Bunu yapamazsanız rakiplere avantaj kaptırır, batarsınız.
Yani başarıyla şirket yönetmiş olmak siyasal adaylık yarışlarında artı değil, eksi bir bakıma.

***

Amerika'da bu dediğim pek geçerli sayılmaz. Orada toprağa, suya, havaya dolar kokusu sinmiş olduğundan, iş adamlarının seçim kazanması nadir ama mümkündür.
Cumhuriyetçilerin başkan adaylığına getirilen Romney en amansız şirket yöneticilerinden. Batmak üzere olan firmaları alıp "kalpsiz" uygulamalarla kâra geçirdikten sonra sata sata servetler yarattı, kendi de büyük zenginler arasına girdi.
Ancak ruhsuz ve soğuk bilinmesi seçim şansını orada bile azaltıyor. Başlıca kozu karısının diller dökerek kendisini insancıl göstermesi. Kadının kozu da iki vahim hastalık (MS ve meme kanseri) atlatmış olması.
İnsanlar onu kader kurbanı sayıyor. Yoksul seçmenler arasında bile amansızlık ürünü servetlere duyulan tepkiye ağır basmakta o acıma duygusu.
Evet, mağdurluk büyük koz olabiliyor. Bu kıssadan bize de çıkan hisse var.
***

Düşünün: Namık Kemal hiç sürülmemiş, Nâzım Hikmet hiç hapse atılmamış olsalardı, ürünlerinin edebî etkisinin ötesinde boyutlar kazanırlar mıydı toplum gönlünde?
Adnan Menderes ve Deniz Gezmiş asılmasalardı, sağ kalan arkadaşlarının izlerinden çok daha kalıcısını bırakırlar mıydı toplum belleğinde?
Kişiler kadar akımlar için de geçerli bu durum. Komünistlik yasakken içten içe efelenme kaynağıydı kimi aydın kesimlerinde. Bugün öyle bir heyecan yok.
İslamcılar uzun süre baskı altında kaldılar. Son yıllarda aldıkları mesafe ani serbestlikten kaynaklanan enerji sayesinde. Zamanla o hızın azalması, karşı dalgaların belirmesi doğal olur.
Akıllı iseler bu arada yeni mağdurlar yaratmazlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN