ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Kulağımız kirişte

Türkiye'ye içerden bakınca ürkmemek mümkün değil: Hrant Dink cinayetiyle başlayan, Ergenekon soruşturmasıyla derinleşen kamplaşma, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi tartışmalarıyla tavana vurdu.
Bu toplumsal gerilime bir de ülkeyi korku filmleri setine dönüştüren vahşet ve cinnet olaylarını ekleyin.
Adana'da, Konya'da, İstanbul-Etiler'de... Neredeyse her gün bir yerde.
Ankara Büromuz, milletvekillerinden bu tabloyu değerlendirmelerini istedi. Yanıtları akıllara ziyan: "Travma geçiriyoruz", "Ahlak ve etik değerlerini yitirdik", "Toplumsal çürüme yaşıyoruz..." Bizce en doğru teşhisi AK Parti İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı koydu: "Siyasetteki çatışmanın yansımaları bunlar..."
Oysa çevremizde bizi de yakından ilgilendiren, bizi de etkileyecek önemli, çok önemli gelişmeler oluyor. Toplumun içe kapanması ve kamplaşması nedeniyle bu gelişmelerin ve yaratacağı sonuçların kamuoyunca yeterince algılanmamasından kaygılanıyoruz.
Buyurun bir örnek: Azerbaycan ve Ermenistan Cumhurbaşkanları İlham Aliyev ile Serj Sarkisyan, bugün-yarın Rusya'nın Saint Petersburg kentinde buluşuyorlar. Zirvenin gündemi, elbette Dağlık Karabağ sorunu.
Biliyorsunuz, Aliyev ile Sarkisyan, geçen ay Prag'da ABD Büyükelçiliği'nde bir araya gelmişlerdi. O görüşme pek verimli olmadı. 22 Nisan gece yarısı Ankara'da yayınlanan Türkiye-Ermenistan ilişkileriyle ilgili "Yol haritası" açıklamasını Sarkisyan'ın yanlış veya abartılı yorumlaması, "Türkiye artık Yukarı Karabağ dayatmasından vazgeçti" havasına girmesi yüzünden. İşin kötüsü Aliyev ile Azerbaycan kamuoyu da aynı izlenime kapılmışlardı.

Bir sürpriz olabilir mi?

Ankara bu yanlış ve tehlikeli kanıyı silmek için çok yönlü diplomasi yürüttü:
Yukarı Karabağ sorununun çözümüyle görevli Minsk Grubu eşbaşkanlarına (ABD, Rusya ve Fransa), Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşmesinin Azerbaycan-Ermenistan uzlaşmasına bağlı olduğu en açık ve somut ifadelerle bir kez daha hatırlatıldı.
Peş peşe Bakü'yü ziyaret eden Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Azerbaycan'a gerekli tüm güvenceler verildi.
Ve nihayet Ermenistan'a da, ilişkilerin normalleştirilmesi görüşmelerinde arabuluculuk veya kolaylaştırıcılık rolü oynayan İsviçre üzerinden, "Saint Petersburg zirvesinde uzlaşmacı bir çizgiye gelmezseniz, bizimle ilgili süreç de tıkanır" uyarısında bulunuldu.
Aliyev ile Sarkisyan işte böyle bir konjonktürde Saint Petersburg'ta buluşacaklar. Yukarı Karabağ sorunu öylesine çetrefil, öylesine karışmış bir yumak ki, elbette bir zirvede, hatta birkaç zirvede çözüm bulunmasını beklemek hayalcilik olur.
Ama hiç değilse ana hatları çoktan belirlenmiş bir planın ilk adımının atılması için gerekli altyapı hazırlanabilir. Planı daha önce yazdık, bir kez daha hatırlatalım:
1- Ermenistan önce işgali altında tuttuğu yedi Azeri reyonundan, yani ilçesinden aşamalı olarak çekilecek. 2- Boşaltma tamamlanıp yedi reyon Azerbaycan denetimine geçince sıra Karabağ'ın nihai statüsü belirleninceye kadar uygulanacak geçici statüde uzlaşıp hayata geçirmeye gelecek.
3- Bunu tüm göçmenlerin evlerine dönmesi izleyecek. 4- Daha sonra Laçin Koridoru sorununa el atılacak.
Hazırlıksız yakalanmamak için kulağımız kirişte. Bir bakarsınız, Azeri ve Ermeni liderlerin Saint Petersburg ve ondan kısa bir süre sonra Trieste'de yapacakları zirvelerde bu barış planının düğmesine basılmasını sağlayacak bir mutabakat çıkıvermiş...
Diplomatik gözlemcilere göre, böyle bir gelişme için bir cesaretlendiriciye, bir yüreklendiriciye ihtiyaç var. "Kim acaba" diye sorduğunuzda hepsi de başlarını Ankara yönüne çeviriyorlar. "Nasıl" diye sorduğunuzda ise, "Örneğin iki tarafı da rahatlatacak bir çıkış niye olmasın" yanıtı veriyorlar.
Sizi bilmeyiz ama biz bugünlerde "Tavşan uykusu" düzenine geçeceğiz.
BİZE ULAŞIN