Van Devlet Tiyatrosu dün gece bir ilke imza attı: Kürtçe oyunu "Reşe Seve"yi sahnelemesi için salonunu ve perdesini "DestAR Theatre" grubuna açtı.
Bu haber bize oyuncu Mehmet Esen'in üç gün önce SABAH'ta yayınladığımız demecini çağrıştırdı. Şöyle diyordu:
"1980'de bir tiyatro oyununda Kürt karakteri canlandırdığım için tutuklandım, işkence gördüm, hapis yattım..."
Türkçe bir tiyatro oyununda Kürt karakteri canlandırdığı gerekçesiyle tutuklayıp işkence etmekten bir devlet tiyatrosunda Kürtçe oyun sahnelenmesine geldik...
"Reşe Seve", Mezopotamya inanç sistemlerinde büyük gölgeler ya da hortlaklar biçiminde görünen cin, öcü, yaratık gibi varlıkları tanımlamak için kullanılan bir kavram. "DestAR Theatre" grubu bu kavramı Türkçe'ye "Karabasan" olarak çevirmiş. Pek de uygun düşmüş.
Çünkü Kürt sorunu bir "Karabasan"sa, Türkiye cinlerin, öcülerin, hortlakların cirit attığı karanlık dehlizden yavaş yavaş çıkıyor. En azından dehlizin ucundaki ışığı artık görebiliyor. Ve attığı her adımla ışığa biraz daha yaklaşıyor.

Plana değil sürece bakın
Düşünün; Mehmet Esen'in Kürt karakteri canlandırdığı için hapislerde sürünmesini bir yana bıraktık, daha birkaç yıl öncesine kadar Kürtçe konuşmak bile suç olarak görülüyordu.
Güneydoğu'da nice belediye başkanı Türkçe'nin yanı sıra Kürtçe de hizmet verdikleri için mahkemeye çıkarıldı, cezaevine gönderildi, görevinden uzaklaştırıldı. Nice Kürt siyasetçi hakkında seçim kampanyalarında halka Kürtçe seslendiği için soruşturma ve dava açıldı.
Ama bugün devletin televizyonu bir kanalından Kürtçe yayın yapıyor. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Meclis çatısı altında Kürtçe konuşabiliyor ve pek de yadırganmıyor.
Düşünün; bir zamanlar "Vatandaş Türkçe konuş" kampanyası kasırga gibi geçti Anadolu'dan. Önüne çıkan her şeyi, herkesi bir yerlere savurarak. Bugün ise devlet Doğu ve Güneydoğu illerinde Kürtçe bilen personel istihdam etmeye hazırlanıyor.
Düşünün; bir zamanlar Kürt politikacıların enselerinde boza pişirilirdi. 1980'lerde Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana'nın başına gelenleri hatırlayın. Bugün ise Kürt politikacılar, Kürt seçilmişler, milli iradenin temsilcileri olarak görülüyor ve devletin imkânlarından diğer yörelerin başkanlarıyla eşit koşullarda yararlanıyorlar.
Kabul, dehlizin veya tünelin ucundaki ışığa ulaşmak için daha kat edilecek epey mesafe var. Ancak ardımızda bıraktığımız yol da az-buz değil.
Kabul, kimlikten ana dilde eğitime, siyasal alanın genişletilmesine kadar daha yapılacak çok şey var. Ama yapılanlar da küçümsenecek veya göz ardı edilecek gibi değil.
Ve en önemlisi artık Kürt sorunu ile PKK sorunu veya terör sorunu birbirinden kalın çizgilerle ayrılabiliyor. Kürt sorunu için ivedi ve de kapsamlı plan beklentisinde olanlar, tabloya bir de bu açıdan bakmalılar. Nereden nereye gelindiğini irdelemeliler. Plandan çok sürece odaklanmalılar.
Kürt sorunu bir deli gömleğiyse eğer, Türkiye o gömleğin düğmelerini birer birer çözüyor.
BİZE ULAŞIN