ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Kafkaslar'a akın

Azerbaycan'ın başkenti Bakü dün iki lider birden ağırladı: Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres.
Medvedev, ziyaretinin amacını "İki ülke arasındaki işbirliğini yeni bir formata taşımak" diye açıkladı. Peres ise kalabalık (50'yi aşkın) işadamı grubu eşliğinde Azerbaycan'ın - petrol gelirleri sayesinde- giderek büyüyen pastasından İsrail'e bir dilim koparmaya uğraştı.
Güney Kafkasya son dönemde uluslararası arenanın yükselen yıldızı durumuna geldi. Bir cumhurbaşkanı ya da başbakan uğurlanmadan bir diğeri geliyor.
Sırada ABD Başkanı Barack Obama var. Beyaz Saray kaynakları gezinin bu yıl bitmeden gerçekleşecek biçimde planlandığını belirtiyorlar.
Bir başka lider Obama'dan önce bölgeye, özellikle de Azerbaycan'a ayak basmak için can atıyor: Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy. Elysee Sarayı çevrelerinin "Yakın bir tarihte" yapılacağını fısıldadıkları bu gezinin "Resmi" nedenleri şöyle sıralanıyor: AB'nin yakın komşu politikaları, Nabucco gaz boru hattı projesi, Fransa'nın Yukarı Karabağ sorununun barışçı yollardan çözümünü sağlamakla görevli Minsk Grubu'nun üç eşbaşkanından biri olması...
İnanmayın. Gezinin asıl sırrı "Beyaz Kitap"ta gizli. Beyaz Kitap? Fransa'nın savunma politikalarının ve stratejilerinin belirlendiği hayli hacimli (416 sayfa) rapor. 2008'de hazırlanan bu raporda "Fransa'nın hayati çıkarlarının her yıl biraz daha doğuya kaydığı" tespiti yapılıyor ve jeostratejik politikaların ve tercihlerin bu gerçeğin ışığında hazırlanması gerektiği vurgulanıyor. Savunma ve diplomasi politikalarının bir bütün olarak yürütülmesinin, yani "Sert" ve "Yumuşak" güçlerin ya da silahların birlikte kullanılmasının önerildiği rapordaki uyarılardan birkaçını aktaralım:

Yeni ağırlık merkezi

Küreselleşme uluslararası sistemi derinlemesine dönüştürüyor. Dünya güç dağılımı Asya'nın lehine değişiyor. Günümüzün güçlerinin yükselmekte olan devletlerin rekabetini göğüsleyebilmeleri için stratejilerini tepeden tırnağa yenilemeleri gerekiyor.
Küreselleşme ayrıca uluslararası güvenliği de yeniden yapılandırıyor. Çok farklı, birbiriyle çelişen ve Soğuk Savaş sonrası vizyonu biçimlendiren kurumsal, sosyal, kültürel, askeri mantıklarla açıklanamayacak yeni bir döneme giriyoruz.
Asya ve çevresinde yükselen yeni güçler küresel ekonomik ve jeopolitik sistemin yeniden yapılandırılmasında belirleyici rol oynayacaklar. Gerek bu yeni güçlerin ağırlığı, gerekse pazarlara ve kaynaklara erişim gibi çıkarların büyüklüğü, hatta hayati önemi, küresel stratejik denklemi temelden yeniliyor.
Böyle uzayıp giden tespitlerden sonra Cumhurbaşkanı Sarkozy ve kadrosuna bir öneride bulunuyor: "Fransa hiç vakit yitirmeden dünyanın bu en önemli bölgesindeki gücünü pekiştirmeli..."
Geçen ay Abu-Dabi'de, Hürmüz Boğazı'nın en stratejik noktasında Fransa'nın komple bir üs kurması işte bu önerilerin ve ona dayanarak geliştirilen politikaların ürünüydü.
Ortadoğu'da daha aktif politikalar izlenmesi (Suriye'yle barışmak, Lübnan'da sürece müdahil olmak, şimdi de Paris'te bir Ortadoğu barış konferansı düzenlenmesi için çabalamak) de aynı stratejinin pratiğe yansımasından başka birşey değil.
Fransa şimdi Kafkaslar'a da uzanarak, "Stratejik derinliği"ne yeni bir boyut getirmeyi amaçlıyor.
Pek seslendirilmek istenmiyor ama Fransa'nın Ortadoğu ve Kafkaslar'da varlığını güçlendirmesi politikalarında bir önemli neden daha var: Bölgeyi sadece yeni güçlere bırakmamak. Bir başka deyişle, rol çalmak.
O yeni güç kim acaba? Hangi ülkenin rolü çalınmak isteniyor dersiniz?
BİZE ULAŞIN