ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Çağrışımlar

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu haftanın ikinci yarısını eski Yugoslavya coğrafyasında geçirdi. Sırbistan'da, Karadağ'da...
Yugoslavya'nın parçalanması ve tarih sahnesine veda etmesi, 20'nci yüzyılın son trajedisi olarak kabul edilir. Acıları hâlâ devam eden, yaraları hâlâ kanayan son trajedi...
"Yugoslavya'nın nasıl parçalandığı" sayısız konferansa, araştırmaya, filme konu oldu. Ama "Yugoslavya neden parçalandı" sorusunun yanıtları henüz yeni yeni aranıyor.
Birkaç gün önce bu konudaki yeni bir çalışmayı okuduk. Özetle şu görüşler öne sürülüyordu:

Kimliğin inşası

Fransız Devrimi'yle ortaya çıkan ulus devlet modelleri önce devletin kurulması, sonra da o devlet için ulusların yaratılmasına dayanır. Ancak Balkanlar'da bunun tam tersi bir süreç yaşandı. Önce uluslar farklılıklarını keşfettiler, sonra da her ulus ayrı bir devlet talebinde bulundu.
Yugoslavya'yı oluşturan halklar, Yunanistan'ın Osmanlı'dan ayrılmasıyla başlayan bu uzun sürecin son halkasına takıldı. Kendilerini ulus diye tanımlayan topluluklar, bu iddialarını kimliklerinin iki öğesine dayandırdılar: Din ve dil. Din de baskın unsur işlevini görmedi. Öyle olsa, Katolik inancını paylaşan Slovenler ile Hırvatlar'ın, Ortadoksluğa mensup Sırplar ile Makedonlar'ın tek devlette bütünleşmeleri gerekirdi.
Ama dil farklılıkları inanç birlikteliklerinin de önüne geçti ve farklı dillerin halkları ayrı devletlerini kurdular. Yani ulusal kimliklerin çimentosunu dil oluşturdu. Ya da dil farklılığına dayandırılan talepler Yugoslavya'yı yok etti.

Bir sayfayı çevirmek

Yugoslavya örneğinden söz etmemizin elbette bir nedeni var: Kürt açılımı.
Bu açılım çerçevesinde daha şimdiden paketler havada uçuşmaya başladı. Bugün manşetten ayrıntılarını duyurduğumuz hükümetin bir çalışması var. Dün aktardığımız gibi CHP de ayrı bir çalışma yürütüyor. Öcalan 15 Ağustos'ta bir öneri demeti açıklamaya hazırlanıyor...
Tüm paketlerin çıkış noktasında, Türkiye'nin 25 yılına, 40 bini aşkın evladına ve yüzmilyarlarca dolarlık kaynağa mal olan ayrılıkçı teröre son vermek, bunun için de Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunlarına köklü çözüm getirerek, Cumhuriyet'in başından beri Türkiye'yi uğraştıran bir derdi ortadan kaldırmak bulunuyor. Son derece doğru ve kaçınılmaz.

Eğitim ve öğretim

PKK'nın silahsızlandırılması, Kürt kimliğinin tanınması, örgüt üyelerinin affedilmesi, Kandil'deki lider kadrosunun kamu vicdanını pek kanatmayacak bir yöntemle tasfiye edilmesi, siyasette ve Meclis'te daha güçlü temsil için barajın düşürülmesi, kültürel haklar... Tüm bunlar bir şekilde çözümlenebilir.
Bu süreçte en zorlu, en sancılı konu "Dil" olacak. Hayır, Kürtçe'nin anadil kabul edilmesinden, özgürce konuşulmasından, öğretilmesinden değil, "Statüsü"nden söz ediyoruz.
Daha açıkçası, Kürtçe "Eğitim" dili mi olacak, yoksa "Öğretim" dili mi?
Testinin çatlamaması için bu sorunun yanıtı çok önemli. Yanıtı olası bir diyalog ve çözüm masasının iki tarafındakiler birlikte bulmak zorundalar.
BİZE ULAŞIN