ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Paris'te iki gün

İnsan gözleriyle görünce, yapılan işin büyüklüğünü daha iyi anlayabiliyor. Fransa'da geçen Temmuz'da başlayan ve 2010 Mart'ına kadar sürecek olan "Türkiye Mevsimi"nden söz ediyoruz.
Bu eşsiz kültürel gövde gösterisinin en önemli etkinlikleri arasında sayılan "Bizans'tan İstanbul'a: İki Kıtanın Limanı" sergisinin açılış töreni için Paris'teyiz. Paris'in en prestijli mekânlarından "Grand Palais"de düzenlenen sergide İstanbul'un 8 bin yıllık tarihinin tanığı 500'ü aşkın paha biçilmez eser yer alıyor. Dikilitaş, el yazmaları, gravürler, elbiseler, ikonlar, kitaplar, mutfak gereçleri...
Bu etkinliği gerçekleştirebilmek için onlarca isimsiz kahraman aylarca ter döktü. Önce Louvre Müzesi'nden, Fransa Ulusal Kütüphanesi'nden ve birçok Avrupa müzesinden eserleri ödünç alabilmek için. Daha sonra Fransız yetkililerin her fırsatta önlerine çıkardıkları engelleri savuşturmak için.

"Bizi sevenleri sevmek"
Hepsini de aşmayı başardılar. Sonuncu "Kaza" serginin açılışından hemen önce patlak verdi: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'ye serginin açılış töreninde Fransa'da Türk Mevsimi Sergiler Direktörü ve Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer rehberlik edecekti. Fransızlar "Hayır" dediler, "Bir Fransız rehber bu işi üstlenecek."
Epeyce cebelleştikten sonra şöyle bir formülde uzlaşma sağlandı: "Serginin yarısında Ölçer rehberlik yapacak, diğer yarısında bir Fransız!" Ölçer'in Türkçe yapacağı sunumu bir tercüman Fransızca'ya çevirecek, Fransız rehber ise Fransızca anlatacak, yine tercüman aracılığıyla Türkçe'ye aktarılacak.
Bu komik sorunları ve engelleri zaten Fransızlar da saklamıyor.
Örneğin, "Le Monde" gazetesinde dört gün önce, "Fransa'da Türkiye Mevsimi" üstüne yayınlanan "Bizi sevenleri sevmek" başlıklı yazıda şöyle deniyordu:
"Mevsim ya da Yıl denilen bu tür etkinlikler sadece sanatı değil, diplomasiyi de ilgilendiriyor. Ve sık sık siyasetin ve bürokrasinin ağır işleyen çarklarına takılıyor. Fransa'da Türkiye Mevsimi bunlardan fazlasıyla nasibini aldı. Çünkü Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye'yi Avrupa'da görmek istemediğini her fırsatta tekrarlıyor. O nedenle de Sarkozy'nin göreve gelmesinden önce kararlaştırılmış olan Fransa'da Türkiye Mevsimi etkinlikleri tuhaf bir ortamda yürütülüyor."
Bir de örnek veriliyor yazıda.
Türkiye Mevsimi çerçevesinde Paris'te bu ayın bir başka önemli etkinliği de Louvre Müzesi'nde düzenlenecek "İzmir'den Smyrne'e: Bir Antik Kentin Keşfi" sergisi olacak. Tüm hazırlıklar zamanında tamamlandı ama Louvre yönetimi son dakikada serginin açılışını 15 gün erteledi.
Gerekçe: "Eserler geç geldi!"

Eyfel'deki ışık şöleni

Ancak Fransızlar'ın tüm bu çelmeleri Türkiye Mevsimi'nin mimarlarının canlarını sıksa da ne şevklerini azaltıyor, ne de heyecanlarını.
İki gün boyunca biz de onların heyecanlarına ortak olduk. Hele "Işık Şehir" denilen Paris'te, izlediğimiz bir Türk ışık şöleni bize müthiş keyif ve mutluluk verdi: Gece olup karanlık basınca, kentin simgesi Eyfel Kulesi'nden bir anda bayrağımızın renkleri kırmızı ve beyazdan oluşan bir ışık seli akmaya başladı. Müthiş!
Türkiye Mevsimi'nin bir yetkilisi kulağımıza eğilip, "Sarkozy'nin 6-11 Ekim arasında geceleri başını hiç Eyfel yönüne çevirmemeye yemin ettiği söyleniyor" diye fısıldadı. Eyfel'deki Türkiye geceleri 6 Ekim'de başladı, 11 Ekim gecesine kadar sürecek.
Helal olsun Fransa'da Türkiye Mevsimi'nin mimarlarına. Eyfel'deki ışık şöleni bile herkese, her devlete nasip olacak bir başarı değil. Düşünün; Türkiye'den önce sadece Çin'e böyle bir imtiyaz tanındı.
Yine yetkilinin bir cümlesiyle noktalayalım: "Bu yaptığımız, Fransızlar'ın Boğaz Köprüsü'ne bayrak dikmeye kalkmalarından farksız. Öyle bir şeye Türkiye izin verir miydi?"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN