Habur sınır kapısından 10 yıl önce de bir grup giriş yaptı. Tam tarih vermemiz gerekirse, 1 Ekim 1999'da.
Öcalan'ın İmralı'dan avukatlarıyla ulaştırdığı çağrıyla dağdan inen ve kendilerine "Barış ve Demokratik Çözüm Grubu" adını veren PKK'lılar güvenlik güçlerine teslim olur olmaz kendilerini cezaevinde buldular. Yargılandılar. Ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. Bazıları hâlâ cezaevinde.
10 yıl önce, o grubun girişimine kimse destek vermedi. Veya veremedi. Ne siyasi kadrolardan, ne medyadan.
Çünkü Türkiye'de o tarihte 15'inci yılını doldurmuş olan PKK terörünün açtığı yaralardan oluk oluk kan akmaya devam ediyordu. Ortada 35 bini aşkın kurbanın adının yazılı olduğu uzun mu uzun bir liste vardı.
Çünkü Türk kamuoyu o tarihte 29 Haziran 1999'da oybirliğiyle verilen idam kararıyla noktalanmış Öcalan davasının etkisi altındaydı. Yıldız Namdar hemşirenin İmralı duruşmalarındaki çığlığı hâlâ kulaklarda ve belleklerde yankılanıyordu.

10 yıldaki değişim

10 yıl sonra dün Habur'dan bir grup daha giriş yaptı. Yine Öcalan'ın çağrısıyla.
Sessiz sedasız sınırı geçen 1 Ekim 1999'daki grubun aksine dün gelenler Habur'da kitlesel eylemle karşılandılar. Kimine göre 20 bin, kimine göre 50 bin, hatta 100 bin kişi bekliyordu onları.
10 yıl önce gelenler Habur'dan içeri adım atar atmaz derdest edilmişlerdi, dünkü grup ise bir dizi güvencenin zırhına bürünmüş olmanın rahatlığıyla döndü: "Etkin pişmanlık" tan yararlanmaya zorlama gibi dayatmalar yapılmayacak, avukatlar ordusu eşliğinde ifadeleri alınacak, pek çoğu hakkında sadece sınır ihlali ve/veya Pasaport Kanunu'na muhalefetten işlem yapılıp hafif para cezaları verilecek. Hepsi o kadar.
Ve en önemlisi, dün gelenler müthiş bir kampanyayla yüreklendirildiler. Siyasi kadroların desteği arkalarındaydı. CHP lideri Baykal bile onları takdir etti.
En az siyasi kadroların desteği kadar önemli olan bir unsur daha vardı: Medyanın ezici çoğunluğu, kendilerine "Barış elçileri" adını veren gruba alkış tuttu. Günler öncesinden. Ve dönüş günü yaklaştıkça dozu daha da artan bir şekilde.
Kamuoyunun ne kadarının girişimi "Sempati" ya da en azından "Anlayış"la karşıladığını da umarız önümüzdeki günlerde yapılacak araştırmalarla öğreniriz.
Bu tablo elbette bazı soruların yanıtlarının aranmasını gerektiriyor:
Aradaki 10 yılda ne değişti? Türk'üyle, Kürt'üyle halkımız daha mı olgunlaştı? Acılar hafiflemeye, yaralar kabuk tutmaya mı başladı? "Bu iş artık bitsin" diyenler, "Siyasi çözüm"ü savunanlar çoğunluğa mı geçti? AB reformları mı Türk toplumunun bakış açısını değiştirdi?
Yoksa tüm bunların ve eklenebilecek diğer yanıtların karışımı yeni bir senteze mi ulaşıldı?
Yoksa, yoksa...Bir dönemin sayfası gerçekten çevriliyor mu?
Bildiğimiz, emin olduğumuz bir şey var: 10 yıl önce bugünleri, bu açılımı kimse hayal edemezdi. Hayale cesaret bile edemezdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN