Yine Londra'dan yazıyoruz. Yağmurlu iki günden sonra güneşle uyandık. Ama ısıtmayan, tam tersine kuzey-batı Avrupa'nın çetin kışını insanın iliklerine işleyen soluk benizli bir güneşle.
Ve memleketimizi hatırladık. Akdeniz'i. Akdeniz'in güneşini. Akdeniz'in güneş yüzlü insanlarını. Güne Akdeniz coşkusuyla başlamak için "Bizim oraların şarkıları"nı mırıldandık.
Enrico Macias'ın "Ah quelles sont jolies les filles de mon pays" parçasını...
Dalida'nın "Pire çocukları" nı...
Dario Moreno'nun "Deniz ve mehtap"ını...
Sonra birden aklımıza geldi: Akdeniz'in iki yakasındaki 43 ülkenin dışişleri bakanlarının bu hafta başında İstanbul'da bir araya gelmeleri gerekiyordu. 23-24 Kasım tarihlerinde. Akdeniz İçin Birlik projesi veya girişimi çerçevesinde.
Toplantının gündemi de hayli yoğundu: Genel sekreter ve yardımcılarının seçilmesi, Barselona'daki sekretaryanın kadrosunun belirlenmesi gibi...
Ama toplantı yapılamadı. Daha doğrusu gelecek yıla ertelendi.
İstanbul zirvesinin ötelenmesinin birçok nedeni var: Mısır'ın -İsrail'in lobi çalışmaları sonucu- Kültür Bakanı Faruk Hüsnü'nün UNESCO'nun başına seçilememesinden duyduğu öfke ve düşkırıklığı, İsrail'in Arap Birliği'nin de Akdeniz İçin Birlik'te temsil edilmesine itirazı... Ancak toplantının torpillenmesinde en önemli rolü İsrail'in Gazze'deki "Dökme Kurşun" operasyonunun süregelen şokları oynadı.
Çünkü varılan anlaşmaya göre Akdeniz İçin Birlik'in 8 genel sekreter yardımcılığının biri Türkiye'ye, biri İsrail'e, biri de Filistin'e verilecekti. Bu da İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman'ın ödüllendirilmesi anlamına gelecekti.
Mısır hem UNESCO yenilgisi, hem de Gazze Operasyonu nedeniyle Lieberman'la bırakın aynı fotoğraf karesine girmeyi, aynı masayı paylaşmayı bile reddediyordu.
Filistin, Lieberman'ın adını bile duymak istemiyordu.
Diğer Arap ülkeleri -ki zaten İsrail'i tanımıyorlar bile- Lieberman'ın varlığına katlanamayacaklarını açık açık söylüyorlardı.
Türkiye ev sahibi olduğu için diplomatik nezaket adına açıkça tavır koymuyordu ama Dışişleri yetkilileri, "Lieberman'ı İstanbul'da görmemeyi tercih ettiklerini" gizlemiyorlardı.

İsrail için yeni darbe

Lieberman'ın kişiliğinde kristalleşen tüm bu kızgınlıklar ve tepkiler güçlü bir dinamiğe dönüşünce, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin sevgili projesi Akdeniz İçin Birlik'in daha yumurtada ölmemesi için İstanbul zirvesini ertelemek herkesin işine geldi. Tabii İsrail hariç.
Hariç çünkü, Başbakan Benyamin Netanyahu, İstanbul platformunu İsrail siyasal, diplomatik ve psikolojik kuşatılmışlığını kırmak için değerli bir fırsat olarak görüyordu.
Ama Türkiye, toplantının yapılması için çaba harcamaktan kaçınarak, İsrail'e Gazze için bedel ödemeden (Gazze Şeridi'nin yeniden inşasına izin vermek, tecrit altındaki bölgeye yardımların ulaştırılmasını engellememek gibi) ve Ankara'nın Ortadoğu'daki "Ağabeylik" rolünü yeniden kabullenmeden çemberi kıramayacağını bir kez daha göstermiş oldu.
İşte bu pozisyonun etkisiyle İsrail basınındaki Türkiye karşıtı yorumlar yerini "Biz ne halt ettik" pişmanlığına dönüşmeye başladı. Örneğin dün Haaretz'in başyazısında itiraf ettiği gibi:
"Lieberman'ın sözleri Türk-İsrail ilişkilerine faydadan çok zarar veriyor. Bu hırçın kızgınlık, aralarındaki bağlara stratejik önem veren iki ülke arasındaki ilişkilere temel oluşturamaz..."
İsrail'in etkin gazetesinin uyarıları iyiye işaret.
Çünkü İsrail, Türkiye'yle ilişkileri düzeltmeden Akdeniz İçin Birlik projesi bir yana Ortadoğu'da, topraklarında bile kendini rahat, hatta güvende hissedemez...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN