ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Uzaklardan merhaba

İlginç bir rastlantı. Son dönemde ne zaman Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde bir gelişme olsa, o günlerde rüzgâr bizi tam tersi yönlere savuruyor. Orta Asya steplerine.
İki ay kadar önce (Küsuratı da eklerseniz 70 gün ediyor) AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili yıllık ilerleme raporunu açıkladığı gün Kazakistan'ın ekonomik başkenti Almati'deydik. (Not:
Almaata da deniyor)
Hatta oradan kaleme aldığımız yazı Brüksel kulislerinde epey yankılanmıştı.
Mealen özetle şöyleydi:
"Tamam, AB'ye tam üyelik, Atatürk'ün 'Çağdaş uygarlık düzeyi'ne ulaşma (Hatta, onu aşma) hedefiniz devam etsin. Ama geleceğinizin Avrupa'dan da önce buralarda olduğunu artık anlayın..."
Kıyamet kopmuştu. O yazımızı alıntılayan Avrupa medyası "Türkler yüzünü Doğu'ya mı çeviriyor" üstüne basbayağı ciddi bir tartışma başlatmışlardı. Günler boyunca. Biz de kıs kıs gülmüştük.
Gülmüş geçmiştik. Ama Türkiye'nin "Çevre" başlığını açtırdığı gün yine Kazakistan'a uçmamız, inanın bizde bile "Görünmeyen bir el" aslında doğru adresi mi gösteriyor" kuşkularının tohumlarını serpti.
İyi ki işin aslını biliyoruz; yoksa AB kuşkucularının ve de karşıtlarının kamplarının dolduruşuna gelmek işten bile değil.
İşin aslı şu: Ekim ortasına doğru Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'le -Türkiye'ye yapacağı resmi ziyaret öncesi- mülakat için Almati'ye geldik. Nazarbayev sohbet sırasında bize "Astana'yı gördünüz mü?" diye sordu. İlk kez Kazakistan'a geldiğimizi, gezi programımızda Astana'nın bulunmadığını söyledik. İşaret parmağını yüzümüze doğru sallayıp, "Astana'yı mutlaka görmelisiniz" yanıtını verdi. Konu kapandı.

Eksi 30 derecede Astana

Daha doğrusu, biz konunun kapandığını sandık. Meğer kapanmamış. İstanbul'a döndükten iki hafta kadar sonra, Kazakistan Dışişleri Bakanlığı'nın en parlak ve becerikli diplomatları arasında gösterilen Ankara Büyükelçisi Bagdat Amreyev ziyaretimize geldi. Ve bir tebligatta bulundu: "Sayın Cumhurbaşkanımız sizin Astana'yı en kısa zamanda ziyaret etmenizi arzu ediyor. Ne zaman geleceksiniz?"
"Etme eyleme, kış kıyamette oralarda ne yaparız" diye dilimizin döndüğünce topu taca atmaya çalıştık. Nafile. "Olumlu yanıt almadan çıkmam" diye diretti Amreyev. "Bari baharda olsun" dedik. "Merak etmeyin sizi üşütmeyiz" güvencesiyle o itiraz gediğimizi de kapattı.
Ve dün Astana'ya geldik. Isı: Gündüz eksi 25, gece eksi 30'un üstünde. Dışarı çıktığınızda bir jiletin, hayır daha ötesi, keskin bir kılıcın yüzünüzü adeta kestiği hissine kapılıyorsunuz.
Ama buna rağmen bizim gibi Akdeniz çocuklarının yaşamasının imkansız denecek kadar güç olduğu, diz boyu karla kaplı (Not: Küresel ısınmayı gelin buradakilere anlatın) bu kenti, Astana'yı sevdik.
Hele Nazarbayev'in kâğıt üstünde bildiğimiz vizyonunu uygulama alanında görünce, sevmenin de ötesinde nutkumuz tutuldu.
İlk gün izlenimlerimizi, daha sonra yorgunluğumuzu atınca (Dile kolay; Türkiye ile Kazakistan arasında 4 saat dilimi var) daha somut gözlemlerimizle ve göstergelerle size zenginleştirilmiş olarak aktaracağız. Ve de herhalde daha soğuk bir havada. Zira meteorolojik tahminlere göre, termometre eksi 35'i falan gösterecek.
Atalarımızın yurdundan bir kez daha selam...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.