ERDAL ŞAFAK ERDAL ŞAFAK

Ne olacak bu AB'nin hali?

AB Konseyi denilen ve üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren zirveler, normal olarak yılda iki kez yapılır. İki dönem başkanının görev sürelerinin bitmesinin arefesinde. Yani ilk haziran, diğeri de aralık sonuna doğru.
Ama bu yıl AB liderleri 7 kez bir araya geldiler! Bunların 2'si rutin zirveler oldu, 5'i ise kriz ya da panik zirveleri.
Çünkü Avrupa'ya geri dönen krizin her aşaması AB'nin çaresizliğini, güçsüzlüğünü, vizyonsuzluğunu liderlerin yüzlerine vurup durdu.
Hatırlayacaksınız; Yunanistan krizinden sonra AB bünyesinde geçici, 2013'e kadar geçerli bir kurtarma mekanizması ile bir yardım fonu oluşturuldu. (Not: Fonda teorik olarak 750 milyar euro ama gerçekte 410 milyar euro var.)
Üyeler arasında aylarca süren tartışmalardan sonra bu geçici düzenlemenin kalıcı bir sisteme dönüştürülmesinde uzlaşma sağlandı. 16-17 Aralık'ta Brüksel'de yapılan olağan yıl sonu zirvesinin ana gündem maddesi işte "Avrupa İstikrar Mekanizması" adı verilen bu yeni sistem oldu. Bir başka deyişle, IMF'nin AB versiyonu kuruldu.
"Avrupa İstikrar Mekanizması"nın meşru zemine oturtulabilmesi için, AB Anayasası denilen Lizbon Anlaşması'na yerleştirilmesi gerekiyor. Lizbon Anlaşması'nda yapılacak her önemli değişikliğin ise en azından bazı üye ülkelerde referanduma götürülmesi zorunluluğu var.
O nedenle liderler referandum yolunu kapatacak "Kurnaz" bir çözüm buldular: Lizbon Anlaşması'nın 136'ncı maddesine küçücük iki cümle eklediler. Şöyle: "Paraları euro olan üye ülkeler, Euro Bölgesi'nin istikrarını korumak için kaçınılmaz olması durumunda harekete geçirmek üzere bir dayanışma mekanizması kurabilirler."
AB liderlerinin deyimiyle, Lizbon Anlaşması'ndaki bu değişiklik "Basitleştirilmiş yöntem" le yapıldığı için "Euro Bölgesi"ne üye hiçbir ülkede halkın görüşüne başvurulmasına, yani referanduma gidilmesine gerek kalmayacak.
Sadece referandum değil, üye ülkelerin tümünü bir araya getirecek anayasal konvansiyon da, hükümetlerarası konferans da olmayacak.
Onay süreci şöyle götürülecek: AB Komisyonu, ardından Avrupa Parlamentosu olumlu görüş belirtecek. Bunu her ülkenin parlamentosunun onayı izleyecek. Ve nihayet devlet veya hükümet başkanının imzasıyla işlem tamamlanacak.
Ne var ki, AB hukukçuları bu basitleştirilmiş ve hızlandırılmış onay sürecinin bile üç yıl süreceğini tahmin ediyorlar. Bu tahminler doğru çıkarsa "Avrupa İstikrar Mekanizması" öngörüldüğü tarihte hayata geçirilemeyecek.
Üstelik süreçte birçok ülkenin parlamentosu seçimler sonucu değişeceği, kriz Avrupa'nın birçok halkını AB'den soğuttuğu, "Euro Bölgesi" ne dahil birçok ülkede ulusal paralara dönüş tartışmalarının yaşandığı göz önüne alınırsa, bazı üyelerde Lizbon Anlaşması değişikliğinin reddedilmesi riski de var. İşte o zaman ayıklayın pirincin taşını.
Bir başka önemli nokta: Değişikliğin referanduma götürülmemesi, AB'nin halklara değil, bürokratlara dayandığına savunanların değirmenine su taşıyacak.
Ve böylesine uzun belirsizlik döneminde kriz bir ülkeden öbürüne sıçraya sıçraya AB'ye yayılacak. Ekonomik ve finansal bir veba olarak.
AB'nin hızla çekiciliğini, önemini, hatta varlık nedenini yitirdiğini düşünenler pek de haksız sayılmazlar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.