ŞEBNEM BURSALI ŞEBNEM BURSALI

Siyaset maçosu

Meclis Genel Kurulu'nda yaşanan ve kadın siyasetçiler üzerinden yürütülen eylemin adını sadece siyasi açıdan tanımlarsak veya bir siyasal mesele olarak ele alırsak, eksik yapmış oluruz. CHP'li Engin Özkoç'un, AK Parti Grup Başkan Vekili Özlem Zengin'e yönelik sözlü saldırısının adı; apaçık kadına yönelik şiddetin bir başka boyutudur. Daha anlaşılır olması için buna bir de yeni bir kavram olarak isim verelim: Bunun adı düpedüz siyasi maçoluk, siyaset maçoluğudur. Ve iddiayla söylüyorum ki; Özlem Hanıma yapılan bu şiddet, aslında bütün kadınlara yönelik bir şiddettir. Bunun "kuru bir özür dilemekle" geçiştirilebilecek yönü yoktur. Siyasetçinin, siyasal maçoluğundan etkilenecek, yüzlerce, binlerce sıradan insan var toplumda. Bugün sokak ortasında kadınlara, başörtülü kızlara yönelik şiddetin temelinde de bu var emin olun...
Siz parlamento çatısı altında, canlı yayınlarda bir kadın siyasetçiye bu şiddeti uygularsanız eğer; sokaktaki şiddeti de teşvik eder ve hatta meşruiyet sağlarsınız. Sakın abarttığımı düşünmeyin. Kavramlar üzerinden inşa edilen ve eylemler üzerinden bütünlenen bir siyasal algıdan, toplumsal olgudan söz ediyoruz.
Bu davranışın, bu zihniyetin iz düşümünü biz 20 yıl önce 28 Şubat döneminde de yaşadık. Üniversitelere alınmayan başörtülü kızlar, diploma törenlerinde arkadaşlarının, hatta ailelerinin gözleri önünde başörtüsü yırtılırcasına sökülüp atılan kızların o vahim durumu hepimizin hafızalarında henüz çok taze. Bakınız; o dönemin başbakanının eşi olarak Emine Erdoğan hanımefendinin, tamamen insani bir sebeple, geçmiş olsun ziyareti için GATA'ya alınmaması da hepimizin hafızalarındaki tazeliğini koruyor maalesef. Merhum tiyatro sanatçısı Nejat Uygur'u, tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmenin dışında bir amacı olmayan Emine Erdoğan, dönemin vahşi zihniyetinde "kamusal alan, askeri alan" denilerek GATA'ya alınmadı. Bu sadece siyasal bir olgu değil, kadına şiddetin ta kendisidir...
Biz bu hastalıklı davranış biçimini 28 Şubat zihniyetinden hatırlıyoruz. O gün, kimin söylediğinin çok önemi yok. Önemli olan bu sakat zihniyetin vücut bulması ve bugün hâlâ diri olmasıdır. Bu siyasi maçoluk, sürekli tekrarlanarak bir siyasal kültüre dönüşen ve "Bu kadına haddini bildiriniz" cümlesinde dün de bugün de tokat gibi yüzümüze çarpan bir acı gerçektir. Bu hastalıklı zihniyete karşı çıkmak da sadece kadınların değil, belki de öncelikli olarak erkeklerin görevidir. "Bu kadına haddini bildiriniz" cümlesi, kadına yönelik şiddetin kök hücresidir. Ve bu hastalıklı hücre, hepimiz tarafından sökülüp atılmalıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.