TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
ÖMER TAŞPINAR

ABD ile sorunlar artıyor

WASHINGTON

Ankara ve Washington arasında Obama ziyaretinden sonra başlayan balayı yavaş yavaş yerini tekrar ciddi sorunlara bırakmaya başladı. Bu sorunları 3 ana başlık altında toplamak mümkün. Birinci ve en önemli sorun, Ermenistan ile normalleşme sürecinin tıkanmış olması. İkincisi Türkiye'nin AB konusunda yeterince istekli gözükmüyor olması. Üçüncü ve en yeni sorun ise Ankara'nın İran seçimlerine verdiği tepkide sınıfta kalmış olması.
Ermenistan ile ilişkilerin normalizasyonu meselesinden başlayalım. Bilindiği üzere Ankara ve Erivan 22 Nisan 2009'da -yani Ermeni soykırımını anma günü 24 Nisan'dan sadece iki gün önce- bir anlaşma imzaladılar. Normalizasyon sağlanacak, yani sınır açılacak ve diplomatik ilişki kurulacaktı. Bu anlaşma Washington'u memnun ederken, Ermeni diasporasını öfkeden köpürttü. Nasıl olur da Erivan Türkiye'nin soykırımı tanımasını önkoşul yapmadan Ankara ile diplomatik normalizasyona karar verebilirdi? Bu 22 Nisan anlaşmasından iki gün sonra beklenen oldu. Türkiye'yi rencide etmek istemeyen Beyaz Saray 24 Nisan açıklamasında "soykırım" kelimesini kullanmadı. Ermeni lobisi hemen "Erivan bizi sattı, Obama bizi aldattı" edebiyatına başladı.
Washington buna aldırmadı. Obama için önemli olan Ermenistan ve Türkiye arasında bir an evvel sınırın açılmasıydı. Ama aradan aylar geçmiş olmasına rağmen sınır açılmadı, normalizasyon olmadı. Peki neden? Sınırın açılmasını kim istemiyor? Washington'dan bakınca U dönüşü yapan Ankara oldu. 22 Nisan anlaşma metninde Karabağ meselesi önkoşul değildi. İşin özü şuydu: Ermenistan soykırım konusunu, Türkiye ise Karabağ meselesini önkoşul olarak dayatmadı. Anlaşma bu sayede sağlandı.

Türkiye inandırıcı olmaktan çıktı

Ama şimdi AK Parti yan çiziyor. Karabağ birden yeniden önkoşul oldu. Sınırın açılması bu konuya endekslendi. Ermenistan ise ortada kaldı. Sarkisyan hükümeti hem içerde hem de dışarıda yalnız kaldı. İktidar ortağı koalisyondan ayrıldı. Diaspora ve lobi ateş püskürüyor. Türkiye ise sürekli Azerbaycan'dan ve Karabağ'dan bahsediyor. Washington'dan bakınca Ermenistan siyasi cesaret ve vizyon gösterdi, Ankara ise çark etti. Başbakan Erdoğan, Karabağ'da çözüm ve Azerbaycan'ın tatmin edilmesini önkoşul haline getirdi. Bu mesele nedeniyle yönetim ve Obama Türkiye'ye kırgın. En önemlisi Türkiye artık inandırıcı olmaktan çıktı. Bunun bedeli bir sene sonra ABD Kongresi'nde soykırım yasa tasarısının onaylanması olabilir.
İlişkilerde ikinci mesele AB konusunda Ankara'nın heyecansızlığı. Obama asıl sorununun Avrupa olduğunun farkında. Zaten bu nedenle her fırsatta Sarkozy ve Merkel'e Türkiye lehine lobi yapıyor. Ama aynı zamanda Türkiye'nin de dört elle AB davasına sahip çıkmasını bekliyor Amerika.
Anayasa değişikliği, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması ve en önemlisi Kıbrıs konusunda ilerleme bekleniyor. Türkiye ise bu konular açıldığında hep "Biz yapacağımız her şeyi yaptık, top karşı tarafta" demek dışında bir alternatif söylem sergilemiyor. Bu gidişle Türkiye'nin AB konusundaki heyecansızlığından bıkan Washington kendisi de Ankara lehine lobi yapmaktan vazgeçebilir.
Üçüncü konu ise İran. Türkiye'nin tıpkı Rusya ve Çin gibi hiç vakit kaybetmeden Ahmedinecad'ın hile kokan seçim zaferini tebrik etmesi Washington'da memnuniyet yaratmadı. Türkiye dosyasına hâkim önemli bir diplomatın ifadesiyle "Tahran sokaklarında kan dökülürken, bölgenin en demokratik ülkesi olan Türkiye'den insan hakları, demokrasi ve adalet adına daha dengeli bir söylem beklerdik."
Özellikle Avrupa basınına verilen bir mülakatta kullanılan "biz taraf tutmayız ve İran'ın içişlerine karışmayız" söylemi ilerde Türkiye'de benzer bir anti-demokratik gelişme yaşandığında bize ABD tarafından hatırlatılabilir. Şimdiden uyaralım. Dış politikada realizm ve realpolitik çok önemli. Ama Türkiye gibi bir ülke realizm ve demokrasi arasında daha normatif bir balans ayarı yapmalı. Sonuçta Obama yönetimi ile balayı yavaş yavaş bitiyor ve sorunlar su yüzüne çıkıyor.
BİZE ULAŞIN