ÖMER TAŞPINAR

Ermeni meselemiz, adil hafıza ve 2015

WASHINGTON

Geçen hafta Paris dönüşü Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu uzunca bir süredir 1915 bağlamında kullandığı bir kavramı gazeteciler ile yeniden paylaşmış. Bu kavram "adil hafıza." Şöyle diyor Davutoğlu: "Ermenilerin karşısında '1915'te hiçbir şey olmamıştır' diyen bir Dışişleri Bakanı yok. Ben yaşananlara soykırım demem ama diyenin kendi tercihi. Bu konuda yeni bir dil geliştirmemiz lazım. Sizin acınızı reddetmiyoruz, anlıyoruz, ne yapılması gerekirse beraber yapalım. Ama tek taraflı bir suç deklarasyonu değil."
Adil hafıza kavramının ne anlama geldiği Davutoğlu'nun şu cümleleriyle daha da netleşiyor: "Biz Almanlar gibi değiliz. Tarihimizde etnik kıyım, getto fikri yok. Balkanlar'da, Kafkaslar'da Müslümanların, endişeleri, korkuları, kayıpları da var. Beni Anadolu'dan da sürecekler diye bir paranoya ile yaşanmış bazı şeyler oldu. Ama bu bütün bir ırkı tasfiyeye yönelik ideolojik bir refleks değil. Bu psikolojiyi Nazilere benzetir, katil ırk olarak takdim ederseniz olmaz. Tek taraflı bir suç deklarasyonu olmaz."
Bu açıklamalar ışığında nasıl değerlendirmek gerekiyor adil hafıza kavramını? Her şeyden önce 1915 konusunu Batı ile Türkiye arasında bu konuda bir krizin olmadığı bir konjonktürde gündeme getirdiği için Davutoğlu'nu tebrik etmek gerekiyor. Çoğu zaman 1915 ve soykırım meselesi Türkiye'nin gündemine ABD Kongresi'nde veya Fransız Parlamentosu'nda bir yasa tasarısı olduğu zaman giriyor. Bu nedenle tepkisel, öfkeli ve milliyetçi bir kampanya oluşuyor. Oysa bu konuyu soğukkanlı ve stratejik bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Batı'dan kaynaklanan bir gündem ve baskının olmadığı bir ortamda konuyu gündeme getirerek doğru bir zamanlama seçti Davutoğlu. Türkiye bu meseleyi 2015 yılını, yani 1915'in yüzüncü yıldönümünü ve bu vesileyle Batı'dan gelecek baskıları beklemeden bir an evvel kendi zamanlaması ve dinamikleri içinde tartışmaya başlamalı.
Adil hafıza kavramına bu açıdan bakacak olursak işin temelinde bir denge arayışı olduğunu görürüz. Evet bir trajedi yaşandı, diyor bu söylem. Ama sadece Ermeniler için bir trajedi değildi bu. Aynı zamanda milyonlarca Türk ve Müslüman kıyıma uğradı veya toprağından atıldı. Yaşanan ortak bir acı. Hepimizin trajedisi. Tek taraflı suç deklarasyonu olmaz diyerek bunun altını çiziyor Davutoğlu.
Türkiye açısından oldukça olgun ve makul gözükse de böyle bir söylem Ermenistan ve Ermeni diyasporası üzerinde maalesef hiç de beklenildiği gibi olumlu bir etkide bulunmayacaktır. Nedeni basit. Osmanlı'nın son döneminde ölen ve öldürülen milyonlarca Müslüman'dan Ermeniler sorumlu değildi. Bu söylem sonuç itibariyle Ermeniler'e "Beni anlamaya çalış, sen de benim acımı paylaş" demeye geliyor. 1915'te yaşananların neden yaşandığını anlatmaya çalışmak akademik bir çalışma açısından son derece önemli. Ama eğer amaç 2015 öncesinde Ermenistan ve Ermeniler ile barışmak ise bu akademik analizin etkisi gönülden gelen bir üzüntü ifadesinin etkisini azaltacaktır. Kendisine yapılan zulüm ve haksızlık nedeniyle bir özür veya en azından derinden bir empati bekliyor Ermeniler. Evet, tabii ki Balkanlar'da, Gelibolu'da, Yemen'de ölenlerin acısını yüreğimizde hissetmemiz gerekiyor. Ama Ermeniler'den bu acıyı yüreklerinde hissetmelerini beklemek gerçekçi değil. Zira Balkanlar'da, Gelibolu'da, Ortadoğu'da, Osmanlı'nın yaşadığı trajediden Ermenistan ve Ermeniler sorumlu değildi.

BİZE ULAŞIN