TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ben de fahri Boğaziçi'liyim!..

Boğaziçi Üniversitesi ile bir kez daha gurur duydum.. 1960'ların Siyasal Bilgiler'inde okumak ve diploma almak, hayatımın en büyük gururlarından biridir.. O Mülkiye'nin hocaları eylem ve söylemleriyle gündem yaratmakla kalmaz, ülkeye yön verirlerdi.. Hepsi birer anıttı..
Gene de yıllar önce Boğaziçi kampüsüne ilk gidişimde "Niye burada okumadım" diye gıpta ettiğimi hatırlarım.. Gıpta edişim, üniversitenin o dünyada benzersiz yerleşim güzelliğiydi. Hele bizim liseden bozma köhne binanın yanında..
Zamanla, güzelliğin sadece kampüste olmadığını fark etmeye başladım..
Boğaziçi, harika bir Üniversite olma yolunda hızla ilerliyordu.. Üniversiteler arasındaki yarışta başa koşuyor, bilimsel, sanatsal ve toplumsal çalışmalarıyla, gerçek anlamda bir "Üniversite" bir çağdaş üniversite olduğunu her fırsatta göstermeye başlıyordu..
Boğaziçi'ni ilk görüşte sevmiştim. Geçen yıllar içinde saymaya da başladım..
Ve geçen hafta artık, yüreğimin ta içinde hissettim ve "Hıncal sen artık, gönüllü ve fahri bir Boğaziçilisin" dedim kendi kendime..
Türkan Saylan'a fahri doktorluk ünvanı verdi Boğaziçi Üniversitesi, hem de en anlamlı günlerde.. Ve de iki tane birden..
Evet.. İki tane..
Üniversite tarihinde ilk kez, nisan başında hem Eğitim, hem de Mühendislik Fakülteleri Prof. Dr. Türkan Saylan'a Fahri Doktorluk ünvanı verilmesini teklif etmişler ve Üniversite Senatosu iki öneriyi de kabul etmişti.
Tören için gittiğim kampüste, o efsane Mülkiye'deki hocalarımdan Nermin Abadan Unat'a rastlamam ve onu 88 yaşında, fevkalade dinç ve fevkalade sağlıklı görmem, hoş bir tesadüf, ilave bir mutluluk kaynağı oldu benim için..
Hastanede kanser tedavisi gören Prof. Saylan, doktorları izin vermediği için törene katılamadı.. Ekranda, hastane yatağından yaptığı "Teşekkür" konuşmasını izledik.. Asıl teşekkür etmesi gereken kişiler bizlerdik oysa..
Sadece bu ülkeye, bu ülke insanına değil, insanlığa yaptığı hizmetler için.. Onun ülkedaşı olarak, bize verdiği onur ve gurur için..
Tören, Rektör Kadri Özçaldıran'ın kısa ama bazı utanmaz suratlara tokat gibi çarpan konuşması ile açıldı..
Hoca önce "Üniversite ne demektir" sorusunu yanıtladı..
"Üniversite, bilim ve sanat üreten, ürettiklerini öğreten ve topluna hizmet eden kurumdur.."
Sonra Üniversiteler niçin onursal ödüller verirler, onu izah etti..
"Üniversiteler bu üç görevinden herhangi birisinde gıpta edilen bir katkı sağlayanlara onursal ödüller verirler.."
Türkan Saylan, bunların üçünde birden, hem de uluslararası düzeyde büyük katkılarda bulunmuş, gıpta sağlamış bir bilim insanı, bir toplum savaşçısıydı..
Bir yanda cüzzamla savaştaki yurt içi ve yurt dışındaki çalışmaları, öte yanda ülke içinde eğitim, özellikle de kızların eğitimi konusundaki başarısı onu Türkiye'nin gururu yapmıştı.
Prof. Dr. Saylan'ın yaşamını anlatan kısa film, aslında bu muhteşem başarıların çok ama çok küçük bir özetiydi.
400'den fazla kitap yazmıştı. Yurt içi ve dışında aldığı ödüllerin sayısını kendisi bile bilmiyordu. 1986'da Hindistan Hükümeti Uluslararası Gandi, 1996'da İstanbul Üniversitesi "Atatürk İlke ve Devrimleri" ödüllerini Prof. Saylan'a vermişlerdi mesela..
Ama onun hayatının ödülü Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği aracılığı ile bursa sağladığı ve okuttuğu 29 bin kız öğrenciydi. "Atatürk'ü ve Cumhuriyeti bilerek ve severek" yetişen 29 bin öğrenci..
Türkan Saylan'dan nefret edenler, onu alkışlayan herkesi ve her kurumu "Düşman" ilan edenlerin içini yakan, onları deli eden şey de buydu zaten.. "Atatürk'ü ve Cumhuriyeti bilen ve seven nesiller yetiştirmek" Saylan'ın en büyük günahı, en affedilmez suçuydu.. Tören, Boğaziçi Üniversitesinden geçen yıl Fahri Doktorluk ünvanı alan Fazıl Say'ın kısa resitali ile bitti. Fazıl önce, 1900'lü yılların başında yaşamış Çek besteci Janacek'in Alman kültür emperyalizmine baş kaldırdığı için öldürülen bir Çek genci anısına yazdığı sonatın bir bölümünü çaldı. Beethoven'in o emsalsiz "Fırtına" sonatının son bölümü ile devam etti.. "Cumhuriyetin sanatçısı" dediği Ulvi Cemal'in Zeybek'i ile bitirdiğinde bütün salon ayağa fırladı..
Boğaziçi'nin tarihi Albert Hall'unda iki Atatürkçü, Prof. Dr. Türkan Saylan ve sanatçı Fazıl Say'a alkışlar bitmedi, bitmedi, bitmedi..
Kampüsü içimden taşan bir coşku, bir keyif, bir gurur ve "Pırıl pırıl yarınlar" umuduyla dolu terk ettim..
Gönlüm orda kalarak!..
BİZE ULAŞIN