HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Yoğunluğuna yaşamak her şeyi

Sevgilimin kulağına fısıldamaya bayıldığım şiirlerin başında gelirdi, üniversite yıllarımda..
"Modası geçmiş bir şarkı bilirim
Eski günlerin hatırasını taşır
Bir şarkı ki yalnız senin
Dudaklarına yaraşır.
Elbet her şarkı gibi o da
Bir gün unutulacaktır
Sesim güzel değil ki ben söyleyeyim
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır."
Neden bayılırdım.. Çünkü son satır, en sevdiğim şarkılardan birinin adıydı.. Yesari Asım'ın o unutulmaz, o kuşaktan kuşağa akıp giden, bana babamdan miras kalan şarkısı..
Ve işte şimdi İş Sanat'ın sahnesinde Şevval Sam, hem de ne güzel okuyordu.. Ve ben nasıl mutlu bir gece geçiriyordum, Tanrı'ya beni böyle cömert yarattığı için şükranlarımı her aralıkta tekrar ederek..
Hafta başında gene bu salondaydım, dünyalar güzeli bir şiir gecesi yaşayarak.. Edip Cansever'le kapanmıştı, İş Sanat'ın şiir geceleri.. Sevgili dostlarım, Tilbe, Hülya, Metin, Emin Bülent ve Hakan harika bir dekor içinde nasıl yaşatmışlardı şairi..
İki gün sonra Boğaziçi Üniversitesi'nin büyülü Albert Hall'unda Fazıl Say'ı dinlerken kendimden geçmiştim..
Ve şimdi, alaturka musikinin sihrine kapılmış gidiyordum..
Bunların hepsinin tadına varmasam, hani size yayınlamıştım ya, Ataol'un dediği gibi nasıl yaşardım..
"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
.......
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
.............
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.."
Şimdi bu kadar yoğun yaşamam, bunca farklı şeyin hepsinden zevk almamla mümkün olmuyor muydu?.
Peki bu hayat, Tanrı'nın en cömert armağanı değil miydi bana?..
İncila Bertuğ'u o gece tanıdım..
O rüya gibi "İstanbul Musikisi" gecesinin hazırlayıcısı.. "İstanbul Musikisi" deyişi Mesut Cemil'e aitmiş.. "İstanbul'un ortak kültürünün olduğu dönemlerin musikisi.."
Alabildiğine derin bir laf, Ortak Kültür.. Osmanlı'da başlayıp, Cumhuriyette devam eden üstadların, Selahattin Pınarlar'ın, Artaki Candanlar'ın, Aleko Bacanoslar'ın bir araya gelip meşk ettikleri İstanbul'un musikisi..
Artık mümkün mü?.. Ne o üstadlar kaldı İstanbul'da, ne de o etnik mozayık!..
O müziği dinleyen, dinleten kaldı mı?.
Aslında dinleyen kaldı, dinleten olunca... Kaldığını o gece İş Sanat'ı tıklım tıklım dolduranlar kanıtladı. Biletleri iki hafta önceden bitmiş üstelik..
İncila Hanım, harika bir gece düzenlemiş.. Önce Hakan Benek'in görüntüleri ile videoda İstanbul Musikisi'nin unutulmaz bestecilerinin yaşadıkları, okudukları, meşk ettikleri yerleri dolaştık.. Sonra, besteci ya da sunulan şarkı ile ilgili bir anekdot dinledik.. Ardından Şevval Sam'ın Binnaz Çelik (Kemençe), Günay Çelik (Kanun) ve Emrullah Şen Güller (çello) eşliğindeki yorumu geldi..
Yani bu kadar mı tatlı, bu kadar mı şirin, bu kadar mı içten ve bu kadar mı güzel okunur bu birbirinden zor şarkılar..
Bu kadar mı lezzet verir, Şevval?..
Neler öğrendik, neler dinledik ve nasıl bitmesini istemediğimiz, neşeli, eğlenceli mutlu saatler yaşadık, anlatmam zor..
Yani aslına bakarsanız A'dan Z'ye mükemmel bir televizyon programıydı izlediğimiz.. Ama televizyonculuk nerde, bir nerdeyiz?..
Bu da sorumu.. Nerde olacağız ki..
Yemekteyiz!..
***

Ben gene de Yesari ile başladığım bu Pazar yazısını o gece üstadın kendi sesinden dinlediğimiz veda cümlesi ile bitireyim, daha iyi..
Dileğe bakar mısınız?..
"Selamlar, sevgiler, saygılar, aşklar!.."

BİZE ULAŞIN