HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

İzmir yanıyor!.. Cayır cayır yanıyor!..

İzmir yanıyor.."Temmuzda tabii yanacak" demeyin. Ondan söz etmiyorum.. Sezen'in o çok dokunaklı, insanı İzmirli olmasa bile çarpan şarkısı da değil.. Daha dokunaklı durum.. İzmir yanıyor!.. İzmir bitiyor.. İzmir yok oluyor..
İşte iki işaret..
Çeşme yolunda, Alaçatı'nın karşısında Ilıca vardı. İzmir'in en lüks yazlık yeriydi.. Bahçe içinde evler, villalar.. İzmir'in en önde gelen aileleri yaz gelince yanan İzmir'den kaçar, püfür püfür Ilıca'ya gelirlerdi.. Ilıca'nın bahçelerindeki mangal kokuları sokakları sarardı.. Merkezdeki Altın Kapı'da, hele akşam yemeğinde masa bulmak bayağı zordu..
Şimdi Ilıca nerdeyse bom boş.. Şantiye evleri denen o meşhur mahalle ıssız.. Sahipleri gelmez, ya da gelemez olmuşlar.. Altın Kapı'da masaların yarısı boş..
Hani o teğet geçen kriz, İzmir'i resmen vurmuş..
İzmir Hilton, belirli guruplar için geceleme fiyatını 35 dolara indirmiş.. Otellerdeki boşluğa bakar mısınız?. Bunu duyunca, İzmir'e gittiğimde kaldığım Best Western'in müdürü sevgili dostum Muzo'ya, "Bundan böyle geldiğimde gece başı 25 dolar isterim" dedim. Şaka değil. Hilton'un 35 dolara inmesi otellerin işinin bittiğini gösterir. Yakında üste para verirler.. Efes, o efsane Efes'te bile durumlar pek parlak değilmiş..
Oysa hele de temmuz ağustosta Efes'te yer ayırtmak, resmen torpil işiydi.. "Efes'te kalıyorum" dedin mi, hava atardın, bu yüzden..
Temmuz, ağustos İzmir'i yaz aylarında Türkiye'nin eğlence merkezi yapardı.. Bu ülkede ne kadar sanatçı varsa, assolist, türkücü, popcu Fuar'da toplanırdı. Öyle içkili gazino falan değil. Aile çay bahçesi.. Bir ince belli bardak çay, üç paket kabak çekirdeği ile, akşam sekizden sabahın dördüne kadar süren programları izlerdi millet, bir çaya 35 sanatçı.. Zenginler, Göl Gazinosundaki faça masalara eşek yükü ile para öderken.. Gençler Kübana ve Mogambo'da eğlenir ve aşklar yaşarken..
En zor işlerden biri de, sabaha karşı Topçu'da çöp şiş yiyecek masa bulmaktı..
Yahu pavyonları bile farklıydı İzmir'in.. Sen masana konsomatris kız çağırırdın, öte yanda aile otururdu, program izlemek için Numune'de.. Öyle bir eğlence kentiydi İzmir yazları..
Sonra Fuar'ı bitirdiler.. Yerine de bir şey koyamadılar.. İzmir yazları, yazın getirdiği ekonomi sıfırlandı.. Burhan Özfatura İzmir'in son belediye başkanıydı bence.. Harika işler yapıyordu.. Küstürdüler, kenara çekildi. Yerine gelenler İzmir'in için için yandığının farkına varamadılar. Yangına çare olamadılar.. Hatta kıskançlıklar içinde Özfatura'nın başlattıklarını durdurup, yaptıklarını yıkmağa giriştiler..
Kendilerine "İzmirli" adı veren garip sivil toplum örgütleri, zırt pırt açtıkları davalarla bir yığın harika projeyi durdurdular..
Zamanında tüm zenginliğini Batıya açılan liman olarak yapan İzmir, dünyanın tüm liman kentlerinin akıbetine uğradı. Liverpool gibi, Lizbon gibi çöktü..
Özfatura işin farkındaydı. Yeni şeyler yapmak gerektiğini görmüş, kollarını sıvamıştı.. İzmir Özfatura'nın kıymetini bilemedi..
İzmir şimdi liman değil.. Eğlence, dinlence yeri değil.. Sanayi tesisleri birer birer kapılarına kilit vuruyor. Çünkü kent içinde kalan arsalara yapılacak siteler, eskiyen fabrikadan çok daha kazançlı olmuş. Fabrika site olup satılıyor, tamam.. Peki ya orada çalışan işçiler, iş gücü?.. İşsiz..
Bomboş Fuar'da yaz boyu çalışan, kışlığını da çıkaran yüzlerce, binlerce servis elemanı işsiz..
İzmir'de iş alanları da giderek azalıyor, sadece para kazanan, vergi listelerinde en başta yer alan patronlar değil, çalışan sayısı da azalıyor..
Ne oluyor?..
İzmirliler kaçmaya başlıyorlar.. Geleceğinden umutsuz İzmirli genç kapağı İstanbul'a atıyor.. Orada sokakta tinercilerle yatmaya razı.. Çünkü İstanbul'da umut var.. İzmir'de umutsuzluk!..
Umutsuzlukta kalıp, Godot'yu beklemenin alemi yok!.. İzmirli umutsuz kaçıyor..
İşte yangın bu.. Umut bitince, biter!..
Peki ne yapmak lazım?..
Onu da yazacağız.. Haftaya..
BİZE ULAŞIN