HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

"Taç giyen baş, akıllı olmak zorundadır!.."

Başlıktaki laf, yani "Taç giyen baş akıllı olmak zorundadır" Mehmet Barlas'a ait.. Kürt Açılımını analiz eden pazartesi yazısının son cümlesiydi, aslında açılış sözcükleri olması gerekirken..
Salı ve çarşambayı bekledim ki, Barlas fikrini açsın..
Konuya doğrudan girmedi.. O zaman "Bodoslama dalmak" bana kaldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, bir halkla ilişkiler danışmanı gerek..
Yok canım, öyle son günlerde bu sözcüklerin en kötü kullanışı haline gelen, "Kapının arasına ayağını koyan güzel kız"dan söz etmiyorum.. Öylesi İtalyan Başbakanı Berlusconi'nin tercihi olabilir.
Bizim Başbakan, Halkla İlişkilerin gerçek bir uzmanı, hatta belki de yabancı bir PR dehası ile çalışmalı..
Recep Tayyip Erdoğan, dobra davranışları ve aklına geleni söylemesi ile zaman zaman halk kesiminde kısa vadede puan kazanır gibi görünüyor ama, eylem ve söylemlerindeki kontrolsüzlük uzun vadede büyük kayıplarına yol açabilir.
Şimdi günün en ciddi, en kritik konusuna gelelim..
Kürt Açılımı, ya da değiştirilmiş adıyla Demokratik Açılım!..
Şimdi bu konu çok ama çok hassas. İstismar edilmeye çok uygun..
Başbakan, yıllardan beri randevu bile vermediği DTP Lideri Türk'e elini uzatarak açılımı başlatırken "Bu yüzden sizi vatana ihanetle suçlayanlar bile çıkacaktır. Durmayın" demiştim hatırlarsınız..
1957'den beri siyasetin tam göbeğinde gazetecilik yapıyorum.. Siyasetçilerin vatanları kadar siyasal menfaatlerini düşündükleri, halk deyince akıllarına "Oy" gelenlerin varlığını biliyorum..
Erdoğan'ın eylem ve söylemlerinin, hızla oya döndürülmesi için "Muhalif" denen partilerin anında saldırıya geçeceğini bilmemek için, insanın ülke gerçeklerine gözlerini yummuş biri olması gerekir..
Yani..
Erdoğan ilk adımı atarken, tepkileri ve başına gelecekleri biliyordu mutlak..
Biliyordu ki, onu bu çok ama çok engebeli yolda, batağa düşmekten kurtaracak tek şey, zafere ulaşmak, barışı sağlamak olacaktır.
Biliyordu ki, başaramazsa, kendisi de, partisi de, bir daha iktidara dönemeyecek şiddette giderler.
Yani biliyordu ki, bu adımı attıktan sonra geri dönüş yoktur ve başarmaya mecburdur.
Peki başarmanın yolu ne?..
Soğukkanlı olmak, tahriklere kapılmamak ve ülkede, asla ama asla gerginlik yaratmamak..
Kürt sorunu gerilim içinde çözülmez, mümkün değil.. Ahmet Türk bunun farkında.. Öyle farkındaki ki, daha ilk konuşmasında, elini MHP'ye uzattı. Açılım konusunda en sert eleştirileri yapan Bahçeli ve partisini işaret ederek "İçinde MHP'nin olmadığı bir çözüm olamaz" dedi..
Bu akıllı ve deneyimli siyasetçinin ağzına yakışan sözdü..
Ne var ki, Başbakan Erdoğan, Türk'ün sözlerini çözmüş görünmedi..
MHP'nin ve de CHP'nin, Baykal ve Bahçeli'nin bana sorarsanız bilerek kazdıkları kuyuya düştü..
Muhalefet, gerilimin çözüme engel olacağını, çözümsüzlüğün de Erdoğan ve AKP'nin sonu olacağını biliyordu. Onların terör, doğuda ölen on binler, ülke refahına harcanacak trilyonların savaş silahlarına harcanması, anaların ağlaması ile pek ilgileri yoktu. Onların öncelikli hedefi AKP'yi bitirmekti. Doğu çözümü ertelenebilirdi.
Çözümü de ancak yaratılacak gerginlik, ortalığın toz duman olması, kaybedilen soğukkanlılıklar içinde akla gelenin en evvel söylenip bir çuval incirin berbat edilmesi önlerdi.
Baykal, Bahçeli ve muhalefet sözcüleri en iyi bildikleri işi yaparak ağlarını örmeye başladılar..
Başbakan, soğukkanlı, hoş görülü bir lider edası ile, konuşma hava ve tonunu değiştirmeden, hatta onları muhatap dahi almadan halka dönük konuşmalarına ve çözüm yollarını çok dikkatli seçilmiş sözcüklerle, tane tane, ağır ağır anlatmaya devam edeceğine, aklına geleni o anda söyleme huyuna kapıldı ve kurulan ağa, sazan gibi takıldı.. Yardımcıları da ondan geri kalmadılar..
Ana muhalefet lideri için "İspat edemezse namussuzdur, alçaktır" ne demek?..
Seçim sonrası kendisine en büyük desteği sağlayan muhalefet liderine "Haddini bil" diye bağırmak ne demek?..
Bir partinin tüm mensuplarına "Erciyeş'te uluyorsan, Ankara'da da ulumalısın" ne demek?..
Bunlar gerilimi çözer mi, tırmandırır mı?.
Gerginlik tırmanır, Doğu sorununa çözüm yolu kalmazsa, bundan kim kârlı, kim zararlı çıkar?..
Bu sorunun yanıtını Recep Tayyip Erdoğan'a verecek kişi, belli ki AKP kadrolarında yok.. Cesaret edemiyorlar. "Padişahım çok yaşa" demeyi, her sözüne alkış tutmayı siyasal gelecekleri açısından daha uygun görüyorlar, açık. İşte bu sebepten "Belki de yabancı bir halkla ilişkiler uzmanı gerek" diyorum..
Başbakan'a içi kan ağlarken soğukkanlı olmayı, öfkeden deliye dönerken, hoş görülü görünmeyi öğretecek ve anlatacak bir uzman danışman..
Böyle danışmanlar dünyanın bütün siyasal liderlerine hizmet ediyorlar..
Obama'nın yok mu sanıyorsunuz?..
Başbakan gerilimi yumuşatamazsa kaybeder..
Bakın kaybetmeye başladı bile.. DTP'de bazıları, iktidarın tavrının değişmeye başladığını, muhalefetin tuzağına düşerek geri adım attığını konuşmaya başladı bile. Konuşacaklar.. Çünkü DTP içinde de çözümü istemeyen PKK maşaları var.. Onlar da tahrik edecekler.
Başbakan onlara da kızacak. Onlara da saldıracak. Gerilim tavana vuracak ve çözüm ihtimali hiç kalmayacak.. Açılım daha açılmadan kapanacak..
O zaman ne olacak?..
İşte biri, yani işi siyaset değil, Halkla İlişkiler olan bir uzman, o zaman ne olacağını Başbakan'a dikkatle anlatmalı..
Demeli ki "Taç giyen baş, akıllı olmak zorundadır!.."
BİZE ULAŞIN