HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Doğu'nun kaderi Erdoğan'a bağlı..

Recep Tayyip Erdoğan, terörü bitirmek, Doğu'ya huzur ve barışı getirmek, anaların acısını, acısı olmayanların da endişeler ve korkular içinde yaşamasını önlemek zorunda..
Attığı adımı geri alması onu bitirir. Başaramaması tümden bitirir.
Ama çözerse, ama başarırsa, Nobel Barış Ödülüne aday olur, tarihe geçer.. Onun için çok önemli biliyorum. Müthiş bir oy patlaması da yapar..
Peki, nasıl çözer?..
Dün bunu anlatmaya çalıştım.. Bugün de, yarın da anlatacağım.. Bıkmadan, usanmadan anlatacağım..
Çünkü ben çözümü istiyorum..
Çünkü ben çözümü özlüyorum..
Çünkü ben, bu dünya cenneti toprakları paylaşan insanlar olarak, barış içinde, sevgi, dostluk, mutluluk ve kardeşlik içinde yaşamak istiyorum..
Çünkü ben işin özünün öyle olduğunu biliyorum..
Geçmişi tartışmanın, yaraları deşmenin anlamı da, çözüme yararı da yok.. "Buralara niye geldik?.."
Bileceğiz ki, bir daha gelmeyelim.
Bileceğiz ki ayni yanlışları bir daha yapmayalım. Bileceğiz ki, çözüm yollarını bulalım..
Ama "Sen şunu yaptın, ben bunu yaptım" tartışmasına girmeyeceğiz.
Bu tartışma gerilim yaratır. Gerilim ortamı içinde çözüm mümkün olmaz..
Ortada bir sorun var. Bu sorunun tarafları var. Tarafların istekleri var..
Çözüm nasıl olacak?..
Diyalogla..
Taraflar düşünce ve isteklerini sıralayacaklar.. Bunlar çok farklı olacak.. Sabırla ve soğukkanlılıkla ortak noktalar bulunacak. Bunlar çözümün merkezi olacak.. Ortak noktalarımızın sıcaklığı, farkları tartışmamızı kolaylaştıracak.
Sonra iki taraf da, kabul edilebilir ölçüler içinde ödünler vermeyi kabullenecekler... Karşılıklı ödünler verilmezse, ilerlemek ve çözüme ulaşmak mümkün olmaz.. Ödünsüz anlaşma olmaz. Güçlünün güçsüze koşullarını empoze etmesi olur. O zaman da o anlaşma yaşamaz. Sorunlar en kısa zamanda hortlar.
Kıbrıs niye çözülmüyor.. Çünkü iki taraf da "Ödün vermeyi vatana ihanet kabul eden fanatizm" içinde..
Peki Kıbrıs'ta çözüm umudu her şeye rağmen var mı?..
Var..
Çünkü diyalog devam ediyor.. Pek çok defa kopma noktasına geldi, ama kopmadı..
İşte en önemli nokta burası..
Diplomasi, diyalogu devam ettirme sanatıdır. Her şeyi yapacaksın, diyalogu koparmayacaksın.. Koparmak isteyenlerin oyunlarına gelmeyeceksin.
Diyalog bitip, karşılıklı hakaretler başladı mı, ortam öyle bir gerilir ki çözüm umudu kalmaz..
Şimdi çözümü isteyen kim?.. Görünüşte herkes..
Peki çözümden en kârlı çıkacak kim?..
İktidar Partisi..
İşte sıkıntı burada.. Zülfü Livaneli gibi bir Barış adamı sanatçı "Benim düşüncemi karşı olduğum kişiler söylüyorsa, fikrimden vaz mı geçeyim" dedi diye yerin dibine sokulmadı mı?. Niye?. Bu söz iktidara yararmış..
Muhalefet ve onun yenile yenile başı dönmüş liderleri, Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek seçimi, hatta seçimleri garanti edeceğini düşünerek, çözüme karşı duruyorlar..
Bunun yolunu da belirlediler..
Gerilim yaratmak..
Diyorlar ki..
"Bu açılım, Amerikan planıdır.."
Başbakan yanıt veriyor..
"Bu dediklerini ispat edemezlerse, şerefsizdirler, alçaktırlar.."
Kıyamet kopuyor, ortalık toz duman oluyor.. Gerilim birden doruklara tırmanıyor..
Çözüm uzaklaşmaya başlıyor..
Çünkü ertesi gün, "Şerefsiz, alçak" ithamı ile karşılaşanlar, daha sert yanıt verecekler.. Ardından iktidar çok daha ağır yanıt verecek.. Ertesi gün.. Ertesi gün..
Şimdi, başbakan öfkesine ve duygularına esir olup "İspat etmezlerse, şerefsiz ve alçaktırlar" diye tuzağa düşeceğine, seçim gecesinin o tüm ülkeyi etkileyen müthiş hatip, sevecen ve herkesi sevgiyle kucaklayan liderine dönüşse ve deseydi ki..
"Sevgili dostlarım.. Diyelim Amerikan planı.. Bu Amerikalıların Doğu'daki terörün bitmesini istediğini gösterir.. Atatürk 'Yurtta sulh, dünyada sulh' demedi mi?.. Biz dünyada barışı istiyoruz da, dünya bizim yurdumuzda barışı niye istemesin?. Bunda ne mahzur var.. Üstelik Amerika, Irak'a bakın.. Kürt nüfusu üzerinde etkili bir ülke.. Barışı kolaylaştırabilir.. Sevgili Baykal, Sevgili Bahçeli, Doğu'da çözümü, Doğu'da barışı, bu ülkede anaların acılarının bitmesini Okyanusun öte yanındaki Amerika istiyor da, siz içinde olarak istemiyor musunuz?. Bunu düşünmek dahi istemiyorum.. Gelin el ele verelim.. Kafanızda bir takım sorunlar, şüpheler varsa, yanıt vereyim. İkna edeyim.. Bu sorunu ben tek başıma çözemem.. Birlikte olmamız, soruna birlikte sahiplenmemiz gerek. O zaman çözümü de birlikte paylaşırız.."
Erdoğan "Şerefsiz, alçak" diye bas bas bağıracağına böyle konuşsaydı, bugün nerde olurduk?.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, şu son ünlü Milli Güvenlik Kurulu toplantısına, Deniz Baykal'ı, Devlet Bahçeli'yi, Ahmet Türk'ü, yani Meclis'te gurubu bulunan tüm parti liderlerini davet etse ve her şey orada, herkes oradayken konuşulsa ve tartışılsaydı, bugün nerede olurduk?.
"Efendim MGK yasası.."
Geçiniz.. Bir formül bulunurdu elbet..
***

Çözüme ancak topyekun ulaşılır.
Erdoğan, çözümü de, çözümün siyasal yararlarını da paylaşmayı göze almalı, kabullenmelidir. "Ben tek başına başardım" ona yarar sağlamaz. Çünkü tek başına çözemez.
Gerilim, çözümü önler.
Gerilimi yumuşatma ve bitirmenin tek yolu diyalogu sürdürmek, kopmasına izin vermemektir.
Başbakan sabırlı, başbakan hoş görüşlü, başbakan kucaklayıcı, başbakan sevgi dolu olmalıdır. Düşman bildiklerine dahi..
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN