HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Üç garip ölmüş diyeler!..

Üç kadın.. İsimleri bile yok okuduğum haberde.. "İstanbul Park Formula Yolunda feci bir kaza yaşandı. İstanbul Park'taki villalardaki işlerinden evlerine dönen 3 temizlikçi kadın yol kenarında otobüs beklerken aşırı hız nedeniyle kontrolden çıkan bir otomobil tarafından ezildi.."
Bitti.. Hepsi bu..
Hayal meyal hatırlıyorsunuzdur, haberleri.. Üç ölüm olunca haber olur.. Ama ertesi gün unutulur. Benim balık hafızalı medyam, haberin arkasını izlemez.. Derinliğine bakmaz..
"Bu ne rezilliktir, bu ülke insanının sahibi yok mu" demez.. Başka insanların ölümünü engellemek için kampanyalar açmaz.. Çözümler üretmez.. Bu ülkeyi yönetenleri çözümlere zorlamaz..
"Üç kadın öldü" diye, haber yaparlar ve biter.. Dönerler, kolay, ucuz ve anlamsız gazeteciliklerine.. "Falanca dedi ki" diye manşetler yaparlar.. Sonra bu denilenler üzerine bir yığın yorum, köşe yazısı.. On para etmez. On paralık işe yaramaz.. Sadece yer doldurur.. İğrenç bir demeç gazeteciliği..
Yahu ağalar, yahu paşalar..
Bu kentte üç kadın pisi pisine öldü.. Bir genç pisi pisine, en azından vicdanında üç kişinin katili oldu..
Bakın neden, pisi pisine?..
Bu üç kadın sözüm ona otobüs durağında bekliyor.. Otobüs durağı dediğiniz bir direk, bir levha.. Hepsi o.. Bir sıra yok, bekleyenler otursun diye.. Bir tente yok, yağmurda ıslanmasınlar diye..
Hikâye.. Belediye otobüsü yollamış, levhayı asmış, bitmiş.. Kaç kez baş vurmuşlar, "Buraya kapalı durak yapın" diye..
Ne gerek var.. O villalarda yaşayanların dizi dizi arabaları var. Durakta bekleyenler hizmetçiler.. Varsın beklesinler..
Dahası... İnanmazsınız..
O direk ve levhanın olduğu yerde kaldırım yok.. Otobüsün geçtiği caddede, kaldırım yok.. Hizmetçiler yolun ortasında bekliyorlar.. Fazla geriye de gidemiyorlar.. Yolun kenarı, villanın bahçe duvarı..
Yani, resmen, alenen, trafiğin, akan trafiğin içinde otobüs durağı..
Ya da elektrikli sandalye.. Otobüsü değil, ölümü beklemek için..
O delikanlı sürat yapmış.. Vurun kahpeye.. Hayır.. Ne hakla?.. Bu kentte sürat yapmayan var mı?.. Bu kentte trafik kurallarına uyan var mı?. Uyduran var mı?.. Bu kentte trafik polisi olduğunu, ceza yazacağını düşünen, korkan var mı?..
Trafik denetimi yok.. Olanın yazdığı ceza komik.. Yasa öyle çünkü.. O zaman kim korkar hain kurttan.. "Kırmızıda git.. 180'le git.. Alkollü, ama ehliyetsiz git, adam öldür, tutuksuz yargılanmak üzere" ülkesinde, hem de o uzak banliyönün boş yolunda delikanlı niye gaza basmasın ki?.
İşin asıl acıklı yanı..
Bakın, mümkün değil olmaz ya.. Diyelim oldu.. Kazayı Amerika'ya taşıyalım..
Bu olay orda olsun. Haber gazetelerde çıksın.. Ertesi gün bu üç temizlikçi kadının ailelerinin kapısını ülkenin en ünlü hukuk firmalarının temsilcileri çalar ve "Bize vekalet verin" derlerdi..
Çünkü bu vekalet, milyonla dolar demekti, hem aileler, hem de vekaleti alanlar için..
Amerika'da kaldırım bile yapmadığın yola durak da inşa etmeyip, insanları akan trafiğin içinde ölümü beklemeye mahkûm edenler, kimse onlar.. Yöre belediyesi.. Ana kent.. Otobüs şirketi.. Hatta o pahalı villalarda oturup o kadınları çalıştıranlar.. O villaları yapıp satarken, hizmetçiler için bir bekleme durağı yapmayan inşaatçılar.. Aklınıza gelen gelmeyen kimler kimler.. En ufak sorumluluğu olanlar.. Hepsini dava ederlerdi..
Ve de kazanırlardı.. Hem de nasıl kazanırlardı?..
Okudunuz değil mi geçen hafta..
Cindy Naugle, 25 yıl içtiği sigarayı 1993'te bıraktı.. Yani 16 yıl önce.. Ve bu yıl, ciğerlerinden hastalandı. Amerika'nın ünlü avukatlarından Robert Kelley hemen kapısını çaldı. Vekaleti aldı ve dava açtı. Yaşlı kadın, 25 yıl Philip Morris'in ürettiği bir sigaranın tiryakisi olmuştu ya..
Cindy, jüri önünde çapraz sorgulanırken, kabahatin kendisinde olduğunu söyledi. "İçmemeliydim" dedi..
Mahkeme, Cindy'nin tiryakiliğinde, Philip Morris'in yüzde 10 sorumlu olduğunu kabul etti..
Yani Cindy'nin, bugün amfizem hastası olmasından, tekerlekli sandalyeyle hareket etmesinden ve oksijen maskesine ihtiyaç duymasından yüzde 10 sorumluydu sigara üreten şirket..
Bu yüzde 10 sorumluluğun cezası ne oldu, bilir misiniz?..
300 milyon dolar..
450 milyon lira.. Geçen yılki birimimizle, 450 trilyon..
İnsanın değerine bakar mısınız, el oğlunda..
Şimdi, bizden bir haber..
Hani nisan ayında Bostancı'da bir teröristin evine baskın düzenlenmişti.. Hani polisle terörist arasında çatışma devam ederken, tedbir alınmadığı için yörede yaşayanlar ve meraklılar ellerini kollarını sallayarak çatışma bölgesine girmişlerdi ya.. Hani bir delikanlı beynine yediği kurşunla orada ölmüş, bir başkası, Burak İbrahim Ağaoğlu iki kurşunla ağır yaralanmıştı ya..
Ölen öldü. Adını hatırlayan var mı?..
Burak'ın çenesinde 9 platin çivi, yüzünde sekiz santimlik yara izi var.
Burak "Gülmem mümkün değil. Korkunç görüntüm yüzünden iş bulamıyorum. Hayatım karardı, depresyona girdim" diye İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açtı. 125 bin liralık.. 125 milyon değil ha!... 125 bincik..
Olayın sorumlusu İstanbul Valiliğinin oluşturduğu Zarar Tespit Komisyonu durumu inceledi ve Burak'ın isteğini çok bulup, devletin mukabil teklifini açıkladı..
2810 lira.. Yazıyla yazayım ki, yanlışlık yaptığımı sanmayın..
Gencecik adamın kararan hayatının bedeli iki bin sekiz yüz on lira, devletime göre..
Amerikalı yaşlı kadının kararan hayatından yüzde 10 sorumlu olanların cezası 450 milyon lirayken..
Yani bir yaşlı Amerikalı, 150 bin Türk gencine bedel, hukukta..
Peki bu ülkede hadi medya yok.. Hukukçular nerde?.. Avukatlar öldü mü?.
Yahu, milletin hakkından vaz geçtik.. Kendi kazanç kapınız.. Cindy'nin 300 milyonundan en az yarısını o Robert denen avukat alıyor, biliyorsunuz değil mi?.
Peki siz niye bu gündelikçi kadınların hakları için sokaklara dökülmüyorsunuz..
"Tazminat alanı zengin etmez" diye hukuk dışı bir düşünce, yorum var.. Bu yoruma niye savaş açmıyorsunuz?..
"Türkiye laiktir" diye Taksim'e yürüyorsunuz da, pisi pisine ölen, aslında göz göre göre öldürülen 3 gündelikçi kadının Yaşam Hakları için gösteri yapmak, onlara sahiplenmek aklınızdan niye geçmiyor?.
Yasalar mı yanlış bizde?.. Yoksa yanlış mı uyguluyor yargıçlar?.. Bu yüzden mi insan canının, köpek ölüsü kadar değeri yok bu ülkede..
O yolda, o araba uyuklayan üç sokak köpeğinin üzerinden geçse, vilayete yürüyüşler düzenlenmişti, kadınlarımız..
Üç insan öldü.. Hizmetçi, gündelikçi değil.. 3 insan..
Nerde bu insanların hakları?..
Kim savunacak?..
Recep Tayyip Erdoğan mı?.. Deniz Baykal mı?.. Devlet Bahçeli mi?.. Hani her gün konuşanlar.. Her konuşmaları haber, yorum olanlar..
Vali Güler, Belediye Başkanı Topbaş mı?.
Barolar mı?.. Sivil toplum örgütleri mi?..
Medya mı?.
Üç insan öldü.. Unutuldu, gittiler..
Her yıl trafikte ölen ve yaralananların sayısı Dersim'den fazla.. Dersim Katliam, tamam.. Peki trafikteki ne, ağalar paşalar?..
Bir gün de onu konuşsanız, onu yazsanız da, insanların da en az köpekler kadar kıymetinin olduğunu anlasak, bu ülkede fena mı, olur!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN