HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Açılım umudu, bir lider bekliyor!..

Yüksel Aytuğ ne güzel bir fotoğraf koymuştu geçen gün sayfasına..
TRT'den bir nostaljik resim.
Açıkoturum..
Oturanlar.. Bülent Ecevit.. Mesut Yılmaz.. Süleyman Demirel.. Erdal İnönü.. Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş.. Zamanın bütün parti liderleri bir arada, gündemi konuşuyor, tartışıyor, halkın önünde..
Bugün ülkede kan gövdeyi götürüyor..
Meclis'te konuşmuyorlar doğru dürüst.. Biri gidiyor.. Öteki nerdeyse "Cehenneme kadar yolun var" diyor.
Cumhurbaşkanı "Bir masa başında toplanalım" diyor, gitmiyorlar..
Diyalogdan korkar mı insan?..
Diyalogdan korkarsan, kaçarsan, çekinirsen, çözüme nasıl ulaşırsın?.
Artık "Açılım" diye bir şey kalmadı. Elbirliği ile bitirdik..
Başta CHP ve MHP, muhalefet Açılımın başarıya ulaşmasının AKP'ye büyük sandık avantajı getireceğini gördü. Sandığı, ülkenin ve ülke insanının önüne koydu.
Çözümsüzlüğü hedeflediler..
DTP, kendi içinde bütünlüğü olmadığı, bir bölümü, İmralı'nın talimatı ile hareket ettiği için, açılımı yürekten benimsemedi. Hatta dinamitleyen eylem, söylem ve şovlarla ortaya çıkanları oldu. İktidar, yani açılımı gündeme getiren parti, ne açılımı, ne de başlayan krizi yönetebildi.
Bu çok hassas süreci, ayni duyarlılıkla götürmesi gereken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tahriklere kolay kapıldı. Soğukkanlı, hoşgörülü olması gerekirken çok kolay öfkelendi ve öfkesine yenildi.
Seçim gecesinin o harika lideri açılım sürecinde mesela Meclis'te olabilseydi..
Mesela, açılım Meclis'te görüşülürken, hem AKP, hem de hükümet sözcüleri parti ve hükümet adına zaten konuşmalar yapmışken sonra kürsüye gelince, AKP ve hükümet başkanı gibi değil, tehlikeli uçurumlara sürüklenmek istenen bir ülkenin lideri gibi konuşabilseydi.. CHP Meclisi'i terk ederken, arkalarından "Gidin, siz yokken daha rahat konuşuruz" diye bağıracağına "Kalın arkadaşlar.. Kalın, sizler de çözüm önerilerinizi açıklayın. Konuşalım, tartışalım. Bu ülke hepimizin. Parti menfaatlerinin üstüne çıkalım. El ele verelim. Çözüm yolları arayalım" deseydi.. Diyebilseydi.. O toplantıdaki tavrının yanlışını kendisine kimse söylememiş olmalı ki, bütçe görüşmeleri sırasında gene ayni uzlaşmaz tavrını sürdürdü. Gene oyuna geldi, öfkesine yenildi.
Meclis Başkanı'na "Siz mi susturacaksınız, ben mi susturayım" diye bağırdı..
Meclis Başkanı protokolda başbakandan önde gelir. Onu böyle azarlaması yakıştı mı?. Bir başbakan, Meclis için "Ben mi susturayım" der mi?. Nasıl susturacak peki?. Böyle bir yetkisi, gücü var mı?.
Mahmur'dan gelenlerin Habur sonrası şovunda da öfkelenmişti hatırlayın.. "Böyle yaparlarsa, her şey biter" sözü onun.. Açılım biter mi?. Biterse ne olur?.
Şimdi, birisi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a söylemeli..
Belli, partisinde, danışmanları arasında böyle birisi yok. O zaman ben söyleyeyim..
Sayın Erdoğan, ülke için de, partiniz ve kendiniz için de açılımı başarıyla sonuçlandırmak zorundasınız.
Başaramazsanız, ülke karanlık günlere girer, AKP de, siz de bitersiniz.
Başarırsanız, tarihe geçersiniz.
Başarmanızın bir tek yolu var.
Soğukkanlı, sabırlı, hoşgörülü olmanız, tüm ülke insanlarını, etnisite, din, en önemlisi parti ayrımı gözetmeden kucaklamanız, tahriklere asla kapılmamanız, huyunuzu iyi bilenlerin kurdukları öfke tuzaklarına düşmemeniz, daima yumuşak sesle, daima sevecen tonla konuşmanız, asla bağırıp çağırmamanız gerek.
Özet.. Bu süreç içinde AKP'nin değil, ülkenin ve halkın lideri olmanız gerek.
Yapabilir misiniz?.
Yaptığınız gün arkanızdan gelenlerin sayısının nasıl katlanacağını hayretler içinde göreceksiniz..
Çünkü bu ülkenin insanları, bu ülkedeki yüz binler "Ana" çözüm istiyor, çözüm bekliyor.. Umut bekliyor.. O umut olabilirsiniz..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.