HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Sporcu Şakir Bey!..

Şakir Eczacıbaşı'nı Salı günü, yerdeki karlar olmasa "Yazdan kalma" diyeceğim harika bir günde uğurladık. Güneş nasıl pırıl pırıldı, üç gündür fırtına, bulut, yağıştan gündüzün gece olduğu İstanbul'da.. "İlahi bir uğurlama" mıydı acaba?..
Teşvikiye Camisi'nin avlusu tıklım tıklımdı.. Taziye kuyruğu caminin dışına taşmış, kaldırımda 150 metreye uzanmıştı.. Ve de baktım kuyruğa.. Protokol değil, sevenleri çoğunluktaydı.. Ve de sporcular..
En üzgünleri de oydu.. Çünkü Şakir Bey, yıllar yılı Eczacıbaşı Spor Kulübü'nün başındayken onlarla ağbi kardeş gibi yaşamış, en uzun zamanını onlarla geçirmişti..
Nuri "Hıncal Ağbi, bir adam seneler seneler, her antrenmana gelir mi" dedi.. Sadece maçtan maça değil.. Antrenmandan antrenmana onlarlaymış..
"Bulgaristan'da maça gittik bir defasında.. Bulgar, kolera, molera diye sudan bir bahane ile bizi şehirden uzakta bir çadırda yatırmaya kalktı.. Biz genç sporcular ayaklandık.. 'Bu ne rezillik. Oynamadan dönelim' falan diyoruz.. Şakir Bey geldi.. 'Bu da bir macera çocuklar.. Kalalım, ne var. Hem biz buraya spor yapmaya geldik, kavgaya değil' dedi.. Bizimle çadırda yattı.."
Sporcuların en üzüldükleri, ölümü sonrası çıkan yazılarda onun sporcu yanının unutulmuş olması..
Gerçek.. Sanata yaptıkları ve fotoğrafçılığı anlatıldı durdu, ama Türk sporunda, özellikle amatör sporlardaki büyük dönüm noktasına taşı onun koyduğu unutuldu.
Eczacıbaşı bu ülkede gerçek anlamda müessese kulübünün nasıl olması gerektiğini gösterdi, Şakir Beyin liderliğinde..
Bugün yerinde Kanyon'un olduğu tesislerde bir spor salonu inşa ettirdi ve Eczacıbaşı voleybol ve basketbol takımları, kız erkek, çocuk, her yaş gurubundan başlayarak ciddi antrenörlerle yetişmeye başladılar.. Yatırılan, firmaya büyük bir itibar sağlayınca, öbür müesseseler de kollarını sıvadılar.. Üç büyükler tüm paralarını futbola yatırırken, amatör spor dallarını kurtaran Eczacıbaşı örneği müessese kulüpleri oldular..
O zaman Cumhuriyet'te yazardım. Bir kaç yazı, Eczacıbaşı'nın Türk sporuna nasıl büyük katkıda bulunduğunu anlattım. O zaman hele Cumhuriyet'te özel firma adı geçmezdi. Reklam olur diyerek.. Diyelim Tiyatro Ödülleri haberi.. "Bir şirketin düzenlediği tören" diye yazılırdı.. Ben arka arkaya Eczacıbaşı'nı övünce bugün demokrat ve liberal bayraktarlığı yapan zamanın azılı Cumhuriyetçileri beni Nadir Beye şikayet etmişler, "Bu faşistin Cumhuriyet'te ne işi var" diye.. O zamanın Genel Yayın Müdürü Oktay (Kurtböke rahmetli) anlatmıştı bana.. Eczacıbaşı'nın spora katkısını övmek, faşistlik.. Nadir Bey kahkahalarla gülerek nakletmiş Oktay'a "Senin Hıncal'dan şikâyet var" diye..
Cengiz Tokgöz ordaydı.. Bu ülkede uzmanlığı voleybol olan son yazar.. Şimdi kimse voleybol uzmanı, voleybol sayfası, voleybol köşesi istemiyor. Foto Maç'ta haftada bir anlatırdı Cengiz olanı biteni. Merakla okurdum. Onu bile çok gördüler.. Koca gazete.. Haftada bir yarım sayfa voleybol çok. Hale bakın ve bir de 40 yıl önce Şakir Beyin yaptığını düşünün..
Eczacıbaşı o müthiş takımı ile Türkiye Şampiyonluklarını arka arkaya silip süpürüyor.. Bir gün Şakir Beyle otururken Cengiz, Tuğrul Demir (Kelle idi lakabı) gelmiş yanlarına..
"Şakir Bey, Şakir Bey" demiş.. "Parayı buldum.. Galatasaray, şampiyonluğu senin takımdan geri alacak.."
Şakir Bey gülmüş..
"Kelle.. Kelle" demiş.. "Şampiyonluk parayla değil, kafayla kazanılır!.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN