HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar

Abuzitincim,
Geçen mektubumda, kocaman bi gemiyle ufak bi Akdeniz turu yaptığımı yazmıştım ya. Gemi, şimdi nerelerdedir kimbilir ama benim aklım hâlâ onda. Ve üzülüyorum, neden bizim de böyle bi kuruvaziyerimiz, hatta kuruvaziyerlerimiz yok diye. İstanbul'da Tophane'de demirlemiş dururken az ötedeki bi başka gemi dikkatimi çekti; "Ankara".. Hafifçe de yan yatmış gibi. Beyaz boyası yer yer solmuş.
Ankara, bildiğim kadarıyla, bizim şu günlerdeki en büyük yolcu gemilerimiz den biri. Bizi yolculuğa çıkaracak kuruvaziyerin yanında Boğaz vapurları kadar kalmış. Bu "Ankara" benim gençlik yıllarımdaki "Ankara" değil. Jileti bile piyasada kalmamıştır. Onun adını vermişler. Benim gençlik yıllarımdaki "Ankara" yolcu gemisi 100 metre uzunluğunda, Akdeniz'in en güzel, en lüks gemilerinden biriydi ve Venedik limanına girdiğinde, insanlar şimdiki dev gemilere nasıl hayranlıkla bakıyorlarsa Ankara'ya da öyle bakarlardı. Şimdiki "Ankara " Venedik'e varır mı bilemem?
Türk denizciliği, nereden nerelere geldi. Tamam, mega yat yapımında iyiyiz, orta boy kuru yük gemileri de yapabiliyoruz, ya kuruvaziyerler? Bu işin armadası o. Denizlerde prestij sahibi olacaksan en az Yunanistan kadar, yolcu gemilerin olacak kardeşim. Dünyanın her limanında bayrağın dalgalanacak. Gerisi hikâye.
Hikâye diyince, bu gemi gezilerinde matrak olaylar da oluyor. Akdeniz kuruvaziyör turizminde Türk turistler yer almaya başlayınca, gemilerde yol gösteren levhalarda İngiliz, Alman, İtalyan, İspanyol ve Fransız canın yanında, üzerinde Türk bayrağı motifli Türkçe yazılar da kullanılmaya başlanmış. Lokantalarda garsonlar, resepsiyonda görevliler, hatta showmenler de Türkçe kelimeler kullanma gayretindeler. Şimdi anlatacağım hikâye böyle bi gemide yaşanıyor. Gece yemeklerinde şef garsonlardan biri kapıda durup, yolcuları kendi dillerinden karşılıyor. Türk konuklarına da matrak aksanlarıyla "Hos geldiniz... afyet olsin" gibi laflar ediyorlar. Muzip bi Türk, şefe "Türkler böyle karşılanmaktan çok hoşlanıyorlar. Hele bi de 'Boğazında kalsın' dersen çok daha hoşlanırlar" demiş. Şef, Endonezyalı ve Müslüman. Bizimkine inanmış." Yaz da ver" demiş. Bizimki onun okuyacağı gibi "Bo-zın-da kalsin " diye yazıp vermiş. Hikâyenin bundan sonrasını muzip Türk'ün ağzından:
"Bizim masada Türkler bi arada oturuyorduk. Biraz sinirlice bi çift vardı. Yemeğe gecikince, acaba bi şey mi oldu diye meraklandık. Tam kabinlerine gidip bakalım derken geldiler.
Bey öfkeden kıpkırmızıydı ve hemen patladı: "Kapıdaki garson herifi boğacaktım yav" dedi, "Hanımın gözünün içine baka baka boğazında kalsın demez mi? Önce tam anlayamadık. Sırıta sırıta tekrarlayınca valla Mübeccel tutmasa boğmuştum hergeleyi." Orada bi itiş kakış olmuş, zabitan devreye girmiş. Ben tüydüm. Ertesi gün garsonla bizimkilere kendimi affettirmem bi şampanyaya mal oldu! Gemi kaptanından da mesaj geldi. Bi daha böyle şaka yaparsam geminin peşine bi bot salıp beni içine koyacakmış! Her şeye rağmen, kuruvaziyerlerde Türkçe konuşulması hoş bi şey Abuzittincim.
Münasip yerlerinden öperim kardeşim.
Güneş.
Tecellister@gmail.com

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN