HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Kendi muhtacı himmet Belçika..

Efendim, Abbas Kütahya'da ya.. Pazar günü köşe boş kalmasın, dedim.. Elimde enfes bir yazı var. 20 yıldan fazla zamandır, Brüksel'de yaşayan Sıtkı Uluç'un izlenimleri.. Uluç adı sadece benzerlik, ama Sıtkı gerçekten hısım. Kuzen Dolunay Kışlalı'nın eşi. Brüksel'de TRT ve Anadolu Ajansı'nın temsilcisiydi. Brüksel sadece Belçika'nın değil, Avrupa Birliği'nin ve NATO'nun da merkezi.. Yani bir gazeteci için çok önemli bir yer.. Sıtkı'nın bunca yılının deneyimlerini size zaman zaman bu köşede sunacağım.. Bana 15 yıl önce "Bu Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübü. Bizi almazlar" diyen Sıtkı, "Bölünme" sürecine girmesiyle dünya gündemine giren Belçika'yı sizler için yazdı.. Bizlerin alacağı dersler var. "Dikkatle okuyun" derim.

* * *

Ne kadar gurur duyuyorlardı, bundan otuz yıl kadar önce oluşturdukları, kendilerine özgü "federasyon" sistemleriyle...
"Biz yaptık, oluyor" demekle kalmıyorlardı. "Türkiye de yapsın" diyorlardı... "Kürt sorununa" çözüm bulacaklar ya, bacak kadar boylarıyla...
Ne demekti "Bayrak", "Ulusal marş", "Onlarca etnik grubun ve dinin bir arada, kardeşçe yaşaması"...
Akıl veriyordu politikacı: "Kıbrıs'ta çözüm, bizim federasyon sisteminin örnek alınmasından geçer..."
Anayasa'sının temelini "Bölücülük" (séperatisme) oluşturan Belçika, dev adımlarla bölünmeye koşarken, akıl almaz bir şekilde akıl veriyordu...
Diyarbakır'daki veya Lefkoşe'deki Türk'ün; İstanbul ve hatta Larnaka'daki Rum'un gördüğünü görmüyor, bildiğini bilmiyor, yaşadığını yaşamıyordu Belçika...
Zaten Belçika yaşamıyordu, "Suni teneffüsteydi" otuz yıldır...
Ama koma halinde yattığı yerden Türk, Fransız, İngiliz, İspanyol, Rus, aşırı dinci, aşırı milliyetçi teröristlere destek vermeyi; onların "Arka bahçesi", "Sığınağı" olmayı ihmal etmiyordu.
Bir ülke, bir devlet düşünün ki, Flaman ve Valonların bir araya gelmeye zorlanmasıyla, "Tampon bölge" niyetiyle oluşturulmuş; İngiltere'de yaşayan bir Alman başına "Kral" edilmiş; Afrika'nın güzelim ve zengin Kongo'su da sömürge olarak sunulmuş başlangıçta...
Bir ülke düşünün ki, Başbakanından, tek ulusal bayram gününde, ulusal marşı söylemesi isteniyor ve Başbakan, televizyon kameraları önünde, gururla, Fransız milli marşı Marseillaise'i söylüyor, hiç bilmediği ve çok az duyduğu Belçika marşı niyetine...
Başbakan, o günün neden ulusal bayram olduğu sorusunu da yanıtlayamıyor!
Bir ülke düşünün ki, rekordan rekora koşuyor: Küresel boyutta en yüksek intihar oranları... En fazla çocuk tecavüzcüsü din adamı... Görevi oğluna veya kızına devreden politikacılar... Aşırı süratten radara yakalanan bir tren... Pistten havalanmak üzereyken, hem de Türkler tarafından soyulan bir yolcu uçağı... Faili meçhul cinayetler ülkesi... Kaybolduğu için nüfus kayıtları silinen ve yıllar sonra evlerinde ölü veya öldürülmüş bulunan insanlar memleketi... İşsizlikte rekor, suç oranında rekor, sübyancılıkta rekor... Boşanma oranı yüzde yetmiş beş... Ve neo nazilerin seçim rekorları...
Hangi ülkenin kralı, dini inançlarına ters düştüğü gerekçesiyle bir yasayı onaylamayı reddettiği için ruh hastası ilan edilerek 24 saat görevden alınmış ve söz konusu yasanın vekaleten onaylanıp yürürlüğe sokulmasının ardından tekrar tahtına oturtulmuştur?
Bir ülke düşünün ki, kadın senatörlerinden biri, iç sorunlara çözüm üretemeyeceğini fark edince bazı Ermenilerden medet umup, Türkler için, "Cellatların torunları" diyebiliyor... Belçika'nın maden ocaklarında ciğer vermiş, can vermiş Türkler için.... Ve Kongo macerası sürecinde sömürgeci Belçikalıların telef ettiklerini kabullendikleri 10 milyon insanı unutarak...
Bir başkası, Belçika'yı defalarca madara eden Fehriye Erdal'ı öperek kutluyor; diğer bazıları PKK'yı kucaklarken...
Paris'i, Londra'yı, Madrid'i, New York'u kana boğan teröristleri de yıllarca kucaklamadılar mı? Az mı fırça yediler müttefiklerden?..
Ve gün geldi, Belçikalı bir kadın; hem de anası, babası saf kan Belçikalı bir kadın, Muriel Degauque, tarihe geçti: Bağdat yakınlarında, 2005 yılı sonunda, köktendinci intihar komandosu olarak patlattı bombayı, öldürdü 5 Iraklı polisi, pek çok insanı yaralarken...
Bir Belçika düşünün ki, son yıllarda halkının yüzde onu tarafından terk edilmiş... Amerika'ya, Kanada'ya, Türkiye'ye, Hindistan'a kaçıyorlar, iş, aş ve huzur arayışıyla... Belçika, her zaman, dünyanın refah düzeyi en yüksek ilk on ülkesi arasında yer aldı. Kongo sağ olsun...
Ama refah düzeyi yetmiyor.
NATO'yu, AB'yi, Avrupa Konseyi'ni barındırmak yetmiyor.
İnsanlara ömür boyu işsizlik tazminatı vermek de yetmiyor...
Önce ulusal birlik, sevgi, hoşgörü, paylaşım lazım...
Bundan yüz elli yıl önce, "Elem Çiçekleri" nin yazarı Charles Baudelaire'in, "Zavallı Belçika" diyerek terk ettiği bu ülkede Flaman ve Valonların zoraki nikahları artık son buluyor.
Bu evlilik, eğer bir türlü paylaşılamayan "Brüksel" isimli çocuk olmasaydı, çoktan bitmişti zaten...
Bir zamanlar kendilerini ve federal sistemlerini model göstermeye kalkanlar, şimdi "Çekoslovakya modelini" örnek alıyorlar, "Altı ay içinde bu ülke bölünür" diyerekten...
Ama görünen o ki, Belçika bölünmeyecek. Anayasal hedefine ulaşamayacak.
Belçika sadece haritadan silinecek.
İbret olacak bazılarına, umarım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.