HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Belçikalıların saçma sapan tuzakları

ARTIK Hıncal'ın Yeri'nin AB pavyonunu işleten Sıtkı Uluç, benden fırçayı yiyince, kaleme sarıldı. Buyrun..

***

Türkiye'ye döndüğümden bu yana Hıncal ağabeyimden ilk fırçayı yedim. Deneyimlerimle değerlendirebileceğim güncel bir konuda yazmamışım. Neymiş efendim? Belçika'da Flaman Parlamentosu Başkanı, devlet televizyonundaki bir bilgi yarışması programında Türklerin "iğrenç" olduğunu söylemiş. Adamcağıza şimdi tehdit mektupları yağıyormuş, özür dilemesi fazla işe yaramamış. Yarışmaya katılan adama sorulan soru şu: Fransız Voltaire hangi halk için "iğrenç" dedi? Flamanlar, Yahudiler, Türkler...
Parlamento Başkanı, Yahudilerin hassasiyetinden korkup, "doğru yanıtı bildiği halde", "Türkler" demeyi tercih etmiş. "Türkleri idare ederiz, Yahudiler canıma okur" diye düşünmüştür. Türkleri "idare etmekte" uzmandırlar ya... Ve kıyamet kopmuş...
Bence burada esas haber ve tepki konusu olması gereken, "yanıt" değil "soru"dur.
Baudelaire'in "zavallı" diyerek terk ettiği Belçika'nın "devlet televizyonu" nun, bir "parlamento başkanına" sorduğu soru...
"Hoşgörü" ustası Voltaire'in 18. Yüzyıl'da yazdıklarından alınıp, yarım yamalak Flamancaya çevrilen "iğrenç" (abominable) kelimesinin, "ırkçılığın suç sayıldığı" bir ülkenin devlet televizyonunda, 21. Yüzyıl'da ırkçı bir yaklaşımla "değerlendirilmesi"...
Parlamento Başkanı, canlı yayında sıkışıp, bocalayıp, birkaç saniyede bu yanıtı yumurtluyor, sonuçlarının ne olabileceğini fazla düşünemeden... Oysa devlet televizyonu bu soruyu saatlerce, belki günlerce düşünüp hazırladı. Kime soracağının, kimleri hedef alacağının, yanıtın sonuçlarının ne olacağının bilinciyle... Adam "Yahudiler" de dese, "Türkler" de dese kıyamet kopacak...
Kışkırtma amaçlı bir tuzak... Tuzağa düşen sadece Parlamento Başkanı mı acaba? Neden üçüncü yanıt seçeneği için Fransızlar, Almanlar değil de Türkler seçilmiş? Art niyetli olan, özür dilemesi gereken devlet televizyonu VRT'dir. Parlamento Başkanı sadece araç edilmiş, faka basmıştır, biz bu oyuna gelmeyelim.
Brüksel'deki büyükelçimizin, "Yok canım, Voltaire Türkleri severdi, beğenirdi" diyerek bunun kanıtlarını sergilemeye kalkışması ne kadar yersiz ve anlamsız! Tartışılan Voltaire'in Türk sevgisi değil, Yahudilere şüpheli bakışı olabilir. Bu kadar kompleksli olmayalım, hemen savunmaya geçip, tuzağa bu kadar kolay düşmeyelim.
Diyeceğim şu ki, kimin saftoroz, kimin art niyetli olduğunu irdelersek, kimi ciddiye almamız, kime tepki göstermemiz gerektiğini daha iyi algılarız. Parlamento Başkanı'nı yerin dibine batırıp tehdit mektuplarıyla korkutmak yerine, ırkçılığın yasak olduğu Belçika'nın resmi televizyon kanalından hesap sormak lazım. Yahudi lobisi bunu yapıyor!
Bütün bunlara eklemem gereken bir şey var: Ben Belçikalıları severim, 35 yıl onlarla yaşadım, Belçika ikinci vatanım sayılır. Yan cebimde bir de pasaportları var, hâlâ geri almadılar! Belçikalıları savunmak istiyorum ama itiraf ederim ki onları Türkiye'de savunmak, Türkleri AB'de savunmaktan çok daha zor. Saçmaladıkları zaman sınır tanımıyorlar.
Anlattım ya, benim (Belçikalı) Başbakanım, benim bildiğim Belçika ulusal marşını bilemedi de Fransız milli marşı Marseillaise'i söyledi, televizyon kameraları önünde... Biz Belçikalılar biraz saf, biraz da bilgisizizdir, hoşgörün...
Bu saflıktan ve bilgisizlikten nasıl istifade edileceğini görmüyor, bilmiyorsanız, Fehriye Erdal'a sorun...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.