HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ateşin düştüğü yer..

Bayramın ilk günü, Bodrum'dan dönüyorum.. Kucağımda bir yığın gazete.. Önce Ege eklerine bakıyorum..
Bodrum Bale Festivali'nden iki satır var mı diye..
HaberTurk Ege, elimde öyle kala kaldım.
Bir kaza haberi.. "İki elektrik mühendisi öldü.." Yanda resim olmasa okumayacağım bile.. Bu ülkede trafik kazası bir istatistikten ibaret çünkü.. Her yıl bir küçük Anadolu kasabası kaybettiğimiz bu terör, PKK'dan beter aslında.. Ama bugüne dek, iktidar muhalefet, bir tek bir politik lider ağzına aldı mı, trafiği.. Onlar küçük şeylerden söz eder mi?. Yakışır mı?. Ayıp!..
"Bu bayram 79 kişi daha ölmüş.. Eee.. Ölsün.. Nüfus planlaması.. Hep üçer üçer doğuracak değiliz ya.. Biraz da öleceğiz tabii, denge olsun.."
Ama dedim ya resim var.. Resimdeki de Gökçen.. Bizim Gökçen..
Muhabere Okulu Yedek Subay Bölüğü, 77'nci Dönem öğrencilerinden 4079 Gökçen Çapkıncı..
1966 martında kuraları çektik.. Ayrıldık.. O gün bugün görmemişim, duymamışım ama unutmamışım Gökçen'i..
Neden?..
Bir defa asker arkadaşlığı ve askerlik anıları unutulmaz.. O bambaşka bir şeydir, yaşayanlara, kıymetini bilenlere..
İkincisi Gökçen 175 kişilik bölüğün en canlı, en neşeli öğrencilerinden biriydi.
İşimiz Muhabere.. Muhabere, yani haberleşme, dumanla olmuyor.. Telsiz, telefon, radyo, falan filan. Yani her şey elektrikli.. Gökçen de elektrik mühendisi.. Her aletin nasıl çalıştığını en iyi biliyor, bize de anlatıyor.. Lafa hep "Efendim ilmi olarak açıklayacağım" diye başlayarak. Onun sloganıydı bu.. Açıklar, hatta yapardı da.. Bir radyo imal etmişti, içerde.. Dışardan sokmak yasak olduğu için.. Çok sevdiği "Ye.. Ye.." müziğini koğuşta dinlemek ve bize dinletmek için.. Ye ye, Beatles Müziği.. Öyle derdik o zaman..
Her şeyi ilmi olarak açıklayan Gökçen, belki burnu bile kanamadan çıkacağı kazadan, kemer takmadığı için başını ön cama vurduğu için ölmüş..
Bu nasıl ilmi açıklama Gökçen.. Hem de sen, nasıl kemer bağlamazsın, bilim kemerin nasıl bir ölüm ve sakat kalma önlemi olduğunu ispatlamışken..

***

Gazetelerde gördüğünüz her istatistiksel ölümün arkasında ne hikayeler var, bir düşünesiniz diye yazdım bu öyküyü uzun uzun..
"Ateş düştüğü yeri yakar"a örnek olsun için.. Ateş her zaman orman yangını olmaz.. Müşfik'in ölümü gibi..
Müşfik ormandı. Onunla herkes yandı.. Benim dükkan kapalıydı onu kaybettiğimizde.. Bodrum'da okudum onu da.. Bir Milliyet hakkını vermişti Müşfik'in kapak yaparak..
Biz Müşfik'le beraber doğduk tiyatroya.. O sahnede.. Ben salonda.. Yıl 1955.. Ankara'da..
Ablası Yıldız'dı asıl şöhretli Kenter.. Bir Finten oynamış, yıkmıştı. Sonra iki kardeş bir Çöl Faresi oynadılar, efsane oldu.. O efsane, onlara İstanbul'a taşınma cesareti verdi. Kendi tiyatrolarını kurma cesaretini, ardından.. Vodvillerle kolay müşteri değil, gerçek tiyatroyla zor tiyatro severin peşine düşme cesaretini..
Ben de İstanbul'a taşınınca artık konuşur, görüşür olduk. Dost olduk..
Ortaköy'ü severdi benim gibi.. Ben Ertekin'de otururken önümüzden geçerdi.. İlle de kahve içmeye alırdım.. Ardından yığınla yazıldı.. Yığınla ama bana yetmedi.. Müşfik'e kitaplar yazılsa yetmez!..
En güzel ikisini Taraf'ta okudum.. Önce Hakkı Ağabeyim (Devrim), sonra Ahmet Altan.. Ellerine sağlık..
***

Müşfik Orman'dı.. Ülkeyi yaktı.. Gökçen tek bir ağaç.. O da bilenleri, sevenleri kavurdu..
İkisini bir arada yazdım.. İsimsiz ölümlere "İstatistik" diye bakmanın ne kadar yanlış olduğunu göstermek için..
Ateş yakıyor, hiç unutmayın. Ama hiç unutmayın.. Düştüğü yeri yakıyor.. Bir yeri yakıyor mutlak.. Ama büyük, ama küçük!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN