HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

İstanbul Moda Haftası izlenimleri!..

Yani artık "Körler sağırlar, birbirini ağırlar"dan vazgeçmeli, bu sene yedi yaşına giren İstanbul Moda Haftası'nı Uluslararası yapmanın yollarını aramalıyız.
"İstanbul Fashion Week" demekle olmuyor bu iş..
Yıllar yıllar önce Vizon Şov vardı, o resmen "Uluslararası" idi.. Bu ülkenin Vakko'dan başlayarak en önde gelen markalarıyla birlikte, Paris, Londra, Milano modaevlerini izlerdik. Dünyaca ünlü top modeller podyuma çıkarlardı, ki o zaman iletişim bu kadar kolay ve yoğun değildi. Tematik kanallar ortada yoktu. Şimdi kaç tane "Moda" kanalı var.. En ciddi gazeteler sayfalarla Moda yapıyorlar.. O zaman İstanbul Moda Haftası'nı artık büyük düşünme ve Paris, Milano, Londra Moda haftaları ile yarışır hale getirme zamanı geliyor da geçiyor.
Vizon şovda defile kaçırmazdım. İnsanlar davetiye bilet bulmak için birbirlerini ezerlerdi, Hilton salonlarında..
Çarşamba öğleden sonra Sevgili Nihan'ın (Buruk) hatrı için bir defileye gittim, İstanbul Modern'in yanındaki 3 nolu Antrepo'ya..
Yahu sabahtan akşama devam eden defilelerin kulisi öyle mi olur?. Doğru dürüst bir büfe, bir kahve standı yok.. İçerisi de öyle tıklım tıklım değil..
Nihan'ın defilesi hoştu.. Öyle uçuk kaçık değil, rahatça giyilebilecek şık, şirin, sempatik tasarımlar yapmış Nihan.. Ve de, artık unutmuştuk, canlı müzik eşliğinde sundu.. Redd gurubu..
En dikkatimi çeken, başlıklar ve başlar oldu.. Tüm kostümlerde tek tip.. Şule Yüksel Şenler'in icat ettiği bugün yanlış olarak "Türban" adını taktığımız sıkmabaşa rakip olacak, rahatça ve bu defa doğru olarak "Türban" denebilecek bir baş.. Saçlar uzun bir şalla dolana dolana sımsıkı sarılıyor.. Arkadan tam tepeden bele kadar da, Anadolu köy kızlarının yaptığı gibi, bir demet takma saç uzanıyor.. Yani tesettür de tam, şıklık da.. Şule hanım eve gelen yardımcılarla karışmasın diye, analarımızın taktığı baş örtüsü yerine, bu sosyetik bağlama şeklini icat etmişti ya.. Köse'ninki, arkaya eklenen takma saçla, "Kamuda örtünme olmaz"ı da delecek bir model.. En sevmediğim şey, mankenler ve sunumları oldu.. 20'ye yakın manken.. Bir ama bir teki, fark yaratacak "Ben buradayım" diyecek durumda değil.. Karşınızdan üniformalı 100 asker geçse, birini ayırabilir misiniz?.. İşte o.. Yarım saat boyu, ayni yüz ifadeleri, daha doğrusu ifadesizlikleri ve hiç bir özelliği, güzelliği olmayan sert adımlarla yürüyen yaratıklar..
Yahu bu ülkenin en iyi rock guruplarından biri canlı müzik yaparken, koreograf biraz "Başka" bir şey yapmayı düşünmez mi?.
..Ve de, tek tip mankenler.. Ayni tornadan çıkmış, ayni ölü bakışlar.. Ve de boşluğa.. Ordaki yüzlerce seyirci yokmuş gibi.. Kızacaklarsa kızsınlar.. Ama zombileri podyuma çıkarsan böyle yürürler işte.. Bakmaya korkuyor insan inanın..
Bu ülkeden niye top model çıkmıyor?.. Ya da bazıları niçin İman, Naomi, Cindy oluyor da, aradan yıllar geçse bile unutulmuyor?.
Boşluğa ölü gibi bakarak, asker gibi yürüdükleri için mi?.
Kimliğini, kişiliğini ortaya koyamaz, fark yaratamazsan, yüzlerce manken arasında "Sıradan biri" kalırsan, kameralar senin üzerinde yoğunlaşır mı?.
Defilede podyuma yakışan "İşte bu" dediren bir kişi vardı, o da manken değil, günlük kılığı ile seyircileri selamlayan tasarımcı Nihan Buruk!..


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN