HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Hem de nasıl "Bravo" Devlet Tiyatrosu'na..

Birinci perde bittiğinde Ünal'a (Özüak) "Yani arka sıralarda sıradan bir seyirci olsam kalkar giderdim" dedim.. Öylesine baymıştı oyun.. Televizyon dizi ve filmlerinde bir 20 saniye kuralı var. 20 saniye içinde sahne değişmez, ya da bir şey olmazsa, seyirci büyük ihtimalle zaplıyor.. Bunu önlemek için senaryolar baş döndürücü bir hıza göre yazılıyor.
Şimdi yıllardan beri buna alışmış bir seyirci için, dekor yok, kostüm yok.. Biri geliyor bir monolog.. Dakikalar sürüyor.. En fazla diyalog..
O da dakikalar.. Bitmez tükenmez gibi gelen dakikalar..
İkinci perde bir başladı..
Vay anasını Sayın seyirciler.. İlk yarıda baydık ya.. İkinci yarı, bir biri ardına şok tokatları yiyoruz.. Hani "Ayılsın" diye vururlar ya..
Aynen o etki..
Andrew Bovell'in Yağmur Durduğunda/ When the Rain Stop Falling'i müthiş bir oyun.. Avustralyalı yazar, bu oyunla 2008'de Avustralya Edebiyat Ödülü almıştı.
2010'da New York'ta sahnelendi. Time dergisi "Yılın En İyi Yeni Oyunu" seçti. Off Braodway oyunların yarıştığı Lucille Lortel'de beş ödül kazandı..
Şimdi başlığa dönelim..
Devlet Tiyatrosu'na niçin Bravo?..
Önce böyle bir oyunu seçecek yüreğe sahip oldukları için..
Antalya Film Festivali'nde kopan kıyametler hala devam ediyor. Derin Düşün- ce filminde ensest imaları varmış. Jüri Başkanı Hülya Avşar kıyametleri kopardı. Yetmedi, psikologlara gitmiş, bu film seyredenleri etkiler mi diye..
Uzmanlar "Etmez.. Tersine düşündürür" demişler..
Ensest, bu ülkenin en önemli sorunlarından biri değil mi?. Sorusunu sormaya bile korkuyoruz..
Kedi pisliğini örter gibi gizlersek, saklarsak, konuşmaz, yargılamazsak "Yok" sanırsak, yok mu olacak?. Ve de pedofili..
Yağmur Durduğunda 1959'dan 2039'a dört kuşak boyu süren bir dramı anlatıyor.. Biri Londra, öteki dünyanın öbür ucu Avustralya'da yaşayan iki ailenin önce paralel, sonra çakışan yaşamlarını, gidiş gelişlerle..
Fazla bilgi vermeyeceğim, içerik hakkında ki, seyir keyfiniz kaçmasın.. Çünkü oyunu seyirlik haline getiren o sürpriz tokatlar..
Hakan Çimenser harika sahneye koymuş oyunu.. Dedim ya, bu kadar durağan, dekoru nerdeyse hiç yok.. Bir masa, 7 sandalye ve bir portmanto, palto ve şemsiye asmak için.. Kostümler de insanın içine basacak kadar köhne.
Yani görüntü öğesi nerdeyse sıfır bir oyunu böyle dimdik ayakta tutmak.. İşte buna "Yönetmenlik" derim ben..
Oyuncular da harika.. Birbirleriyle yarışıyorlar adeta.. Ama biraz da içerik gereği olsa gerek, kadın oyuncular bir parmak önde sanki..
Rüçhan Çalışkur, Şebnem Dilligil, Ezgi Yentürk (O çok başarılı çeviriyi yapan da o..), Burcu Aslan nasıl inandırıcı oynuyorlar, o çok zor rolleri..
Ali İpin, Levent Güner, Eray Cezayirlioğlu, minik rolünde Kemal Doğantaş ve de özellikle Okday Korunan da müthişler..
Bu oyunu görmek gerek.. En başta Hülya kaçırmasın!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN