HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Ayni Boğaz'ın kıyısında, görkem ve hüzün!..

"Güzel Sanatlar içinde en güzeli, güzel yaşama sanatıdır" demiş Fransız eskileri.. Ama sadece Fransızlar değil, herkes için..
Güzel yaşamanın yolunun "Güzel Sanatlar"dan geçtiğini fısıldar bilinç altına bu laf..
Bugün size, ailenizle birlikte hem de güzel bir gün öneriyorum.. Hayatınızın tümü güzel olmaz, mümkün değil. Ama güzel yaşanmış günlerin sayısını arttırırsanız..
Dünyalar güzeli İstanbul Boğazı'na, sahil yoluna davet ediyorum.. Yok canım, gene Emirgan, gene Monet değil.. Orası bugün gene kuyruklarla tıklım tıklımdır zaten.. Ben, yeni bir şey, bu defa Türk sanatçılarına açıyorum, kapıları..
Bu ülkede "Doğu"yu en iyi bilen, en iyi yaşatan iki sanatçıya.. Biri usta.. Biri genç..
Birinde "Hüzün" var.. Ötekinde "Görkem.."
Çırağan Sarayı'na girerseniz, sizi hüzün karşılar..
"Elveda İstanbul" koymuş, Otyam Usta sergisinin adını.. 60 yıl önce açmış İstanbul'da ilk sergisini.. 2012'de gene hazırlanırken "Acep bu son sergim olmasın" demiş kendi kendine ve adını böyle koymuş, işte..
"Elveda İstanbul!.."
Salonun duvarında, sadece son resimleri değil, bir "Veda" yazısı da var..
Şöyle diyor usta..
"Bir niyazım yani dileğim var sizlerden, derlediğimi şu Barak Türküsü'ndeki sözlere kulak verin lütfen:
'Kaf'tan Kaf'a hükmederdi bir zaman
Davutoğlu Süleyman öldü
Omzuyla Kaf Dağını kaldıran
Hamza ile Kahraman pehlivan öldü
Hani ya bu benim diyenler
Milyondan altınları sayanlar
Hiç görülmez adam eti yiyenler
Koca devler öldü Şahmeran öldü
Kalsa bu dünya Muhammed'e kalırdı
Can satın alınsaydı Nemrut alırdı
Çıkmayan canlara Derman bulurdu
Hekimler hekimi Lokman da öldü'
Sağlıcakla kalınız,
Eyvallah canlar... Eyvallah dostlar..."
Fikret Ağabey 86 yaşında.. Şeker, böbreklerini bitireli yıllar oluyor.. Diyalizle ayakta duruyor.. Gözleri iyice zayıflamış artık.. Ama dimdik hala.. Sergisinin açılışında yarım saat konuştu. Ne hafıza.. Ne anılar nakletti.. Her akşam bir duble rakısını da içiyor, bütün günü tuvalinin başında geçirdikten sonra..
"Aleve aydınlığı için teşekkür et. Ama tükenmeyen bir sabırla gölgede durarak lambayı tutanı da unutma" demiş ya Tagore..
İşte bu mucizeyi bir kadın yaratıyor.. Filiz Otyam.. Tanrının bir erkeğe en büyük lütfu, Filiz gibi bir eş nasip etmek olmalı..
Fikret Ağabey "Veda" diyor ama, bir yandan eserleriyle ölümsüzlüğe ulaşmış, öte yandan Filiz'le..
Fikret Ağabey'in o benzersiz Güney Doğu kızlarını ve dağlarını doya doya seyrettiniz mi, çıkabilirsiniz Çırağan'dan, aşağı doğru.. Ayni cadde, ayni taraf.. Bu defa Galata Rıhtımı.. İstanbul Modern'in hemen yanında Antrepo 3 var!..
"Veda"dan kalan hüznü dağıtmanız için seçtim bu görkemi..
Son yıllarda İstanbul'da açılan en görkemli sergi abartmıyorum..
Ahmet Güneştekin!..
Yüzleşme!..
2 milyon dolara patlamış serginin maliyeti.. İçindeki eserler hariç tabii. Onlara paha biçmek mümkün değil.. Bu nasıl bir hayal gücüdür, bu nasıl bir zevk, bir estetik ve bir emektir.. Evet emek..
Yani, bakın "Yapmak" demiyorum, "Düşünmek" için dahi insanın çılgın olması lazım..
Resminin bir köşeciğine baksanız "Ahmet Güneştekin" dersiniz hemen.. Öyle özel bir tekniği var..
"Nasıl yapıyorsun" dedim..
"Önce boyayı sürüyorum, sonra tırnağımla kazıyorum" dedi.. Olur.. Ama binlerce, yüz binlerce..
Hani o pösteki sayan deliyi getirseniz
"Bu adamı derhal içeri atın" der..
Salon içinde salon.. Devasa çalışmalar..
Kaç çalışması var sayamadım.. Ama size iki salonu tavsiye edeceğim..
Beş metreye 12 metre bir çalışmasının olduğu bir..
Paradoks!.. Üç boyutlu.. 1600 parça.. Her biri ayrı tasarım, ayrı renk, dikine yerleşmiş tablonun içine.. Bakmaya doyamıyorsunuz, görkeme..
"Yahu bu salona portatif yataklar koy, kirala.. İnsanlar burda uyusunlar" dedim.. Ben geceyi orda geçirmek istedim çünkü.. Öyle büyülüyor insanı..
İkincisi, Yüzleşme, sergiye adını veren dört dev yapıtın olduğu salon.. Mezopotamya!.. Müslümanı, Hristiyanı, Yahudisi ile Mezopotamya.. Salona doğru yürürken uzaktan "Dört kilim asılı" diyorsunuz.. Yaklaşınca fark ediyorsunuz ki, kilim değil.. Düşey kabartmalar o izlenimi yaratıyor.. Tam karşınıza gelince gerçeği görüyorsunuz.. Gene yüzlerce, binlerce ayrıntı ile Mezopotamya yerleşmiş oraya.. Her dinin simgelerinden, Mezopotamya insanının yaşadıklarına, çektiklerine dair fotoğrafçıklara kadar.. İyice burnunuzu sokarsanız, Halepçe katliamını bile ayırt ediyorsunuz..
..Ve bir adım geri çekilip baktığınızda..
İşte Yüzleşme!..
Çünkü eserin fonu ayna.. Kendinizi görüyorsunuz, o yüzlerce, binlerce simgenin arasında..
Yüzleşme'ye hazır mısınız?..
O zaman en az yarım gün ayırın. Çünkü daha evvel ayrılamazsınız bir..
İkincisi.. Ahmet bir salon yapmış çocuklar için.. Boyalar ve kağıtlarla dolu.. Gezen çocuklara "Gelin bakalım, ne gördüyseniz burda boyayın" diye..Çocuklarınız boyalara gömülürken, siz de benim yaptığımı yapar, dinlenme salonundaki koltuklara gömülür kahvenizi yudumlarsınız!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN