HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Son büyük usta, Zihni Göktay!.

Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun son demlerine yetiştim.. O tiyatronun en ünlü temsilcilerini sahnede izleme şansım oldu. Saysam, yazı telefon rehberi olur..
Madem ki, konum Cibali Karakolu.. Orada izlediğim ikisini söylemem şart.. Birisi, adını Cibali Karakolu ile özdeşleştiren Muammer Karaca.. 50'li yılların sonları ve 60'lı yılların başlarında ezberleyecek kadar fazla seyretmiştim, Muammer'i, komiser Cafer rolünde..
Sonra sevgili hemşerim, büyük tuluat ustası Nejat Uygur yeniden yarattı bu rolü.. Geleneksel tiyatro, oyuncuya rolü yaratma fırsatı verir. Ayni oyunu her gece güncelleştirirler çünkü.. Ve nihayet üçüncü komiser Cafer, Zihni Göktay oldu.. Şehir Tiyatroları'na gittim, onu izledim..
Söyleyeceğim tek şey var.. Siz de gidin ve mutlak izleyin.. Bu büyük ustayı, bu Zihni Göktay'ı, Muammer Karacalar, Nejat Uygurlar geleneğinin son büyük ustası olarak Komiser Cafer'i yaratırken izleyin..
Müthiş bir komedyenlik. Müthiş bir tuluat zekası ve yeteneği.. Yani bu oyunun eski, hem de çok eski bir Fransız vodvili olduğunu tahmin etmeniz mümkün değil.
55'lerde oyun İstanbul'da çeviri olarak oynarken, Muammer Karaca kaleme kağıda sarılıp, Ahmet Vefik Paşa'nın Moliere çevirilerini uyarladığı gibi, öylesine getirip İstanbul'a oturtmuş ki, iş orda bitmiş zaten.. Sonraki ustaların yaptığı, güncelleştirmek.. Zihni de bu işi Lüküs Hayat'ta ne kadar iyi yaptığını kanıtlamıştı zaten..
Erhan Yazıcıoğlu, Şehir Tiyatroları'nın başına, alkışa layık bir kararla seçilip getirilince, kendisini bininci defa emekli eden Zihni'yi çekildiği sahil kasabasından arayıp "Tatil bitti usta.. Cibali Karakolu'nu oynuyoruz, gel bakalım" demiş.
Kağıthane, İstanbul'un en büyük tiyatro sahnesi bugün. Gittim ki, koltukları geçin, merdivenlerde bile oturuyorlar. Öylesine tıklım..
Sevgili kardeşim Erhan ordaydı.. "Her salon böyle Hıncal Ağbi" dedi.. "Şehir Tiyatroları'nda boş koltuk yok.."
Başarı böyle olunca da, kıskananlar çok tabii.. Sağdan soldan, üfürüyorlar.. Onları da, tıynetlerini de yakından bilirim.. "Aldırma, işine bak. Senin muhatabın İstanbul seyircisi.. İşte merdivenler bile dolu, cevap bu" dedim.
İnternette Şehir Tiyatroları sitesine girer, Cibali Karakolu oyununu seçerseniz, 3 saat 30 dakika diye görürsünüz, süresini.. 20.30 da başla.. 3 saat 30 dakika daha.. Olur gece yarısı.. İstanbul gibi bir kentte, hem de gece yarısından sonra, hem de kış gecesi eve nasıl ve kaçta ulaşır, ertesi gün işe, okula, nasıl gidersiniz?.
"Bir de Zihni Usta'nın ağzını kapamak ne haddime.. Seyircisini buldu mu hele, oyun dört saate varıyor. Çare.. Kısaltacağız.. Konu için gereği olmayan sahneleri çıkarıp, resmi süreyi 2 saat 45 dakikaya ve Zihni Usta'nın insafına bırakmışlar. Ben olsam, Zihni Göktay gibi bir son temsilci, bir tuluat devine yer açmak için hatta 2 saate indirirdim ya..
Bu kısaltmanın adı olmuş işte, "Sansür!." İyi mi?.
Oyunu Nedret Denizhan, tam havasını yansıtarak sahnelemiş. Canan Göknil'in kostümlerine, Rıfkı Demirelli'nin dekoruna bayıldım.
Ali Öktem'in müziklerini canlı çalan Ömer Göktay yönetimindeki Şehir Tiyatroları Orkestrası mükemmel. Senem Oğuz'un koreografisi ile danslar da harika..
Kalabalık oyuncu kadrosunun hepsi, ama hepsi çok iyiler.. İsimlerini ayıramadım, harika bir takım oyunuydu çünkü. Hepsini de ayrı ayrı yazamadım buraya, kusura kalmasınlar..
Bu ülkede "Magazin"cilik diye bir şey kalsaydı günümüzde, sayfalar "Hazırlop" Tuğçe Kazaz sayfalarıyla değil, hem de geleneksel Türk Tiyatrosunu yeniden yaratan bu harika insanların resim ve röportajlarıyla dolardı..
Yazık!..
Sanatçısının değerini bizimki kadar bilmeyen bir medya dünyada yok. Yaşasın ikoncanlar!..

BİZE ULAŞIN