HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

3 bin yıllık tarih.. Elde var sıfır!..

Güneydoğu Anadolu, dünyanın en eski yerleşim merkezi.. Ben söylemiyorum.. Dünyaca ünlü Guiness Book of World Records/ Dünya Rekorları kitabı, bilimsel verilerle yazıyor. İnsanoğlu'nun tarımsal yaşama, yani yerleşik düzene geçtiği yıl, İsa'dan 10 bin sene önce.. Yer ise Gaziantep!.. Bütün köyler, kasabalar, kentler Antep'ten sonra kurulmuş. İnsanlık, yerleşik düzene Antep'te geçmiş, ilk..
Antep'in 60 kilometre güneyindeki Kilis'in kuruluşu ise, İsa'dan bin yıl önceye dayanıyor. Yani 3 bin yıllık bir tarihi var, Kilis'in..

3 bin yıllık Kilis'ime 63 yıl sonra, ilk defa dönmüşüm.. Yanımda, iki Kilis yerlisi dostum var..
"Benim Kilisli gazeteci Hıncal olduğumu unutun. Amerika'dan gelmiş bir turistim mesela.. Gezdireceksiniz. Nereye götürür, neyi gösterirsiniz" dedim.. Düşündüler..
Düşündüler bir tek yer bulamadılar..
Kilisli, 3 bin yıllık tarih içinde yaşıyor, ama bana gösterecek tek şeyi yok..
Saatlerdir Kilis sokaklarındayız.. Gördüklerim hep facia..
Kilis'te şöyle yürünecek, piyasa yapacak, vitrinlere, etrafa bakacak bir bulvar, geçiniz geniş cadde, vitrinler falan yok..
"Ana cadde" denecek cadde, insanın içini açan tek meydan yok.. Sokaklar, 63 yıl önce neyse o..
Ama o zaman en fazla iki katlı Kilis evleri vardı.. Yap/Satçılar oraya da dalmışlar. Evini veren karşılığında dört daire alınca, vaz geçivermiş hemen.. Hani o tüm ülkeyi çirkinleştiren iğrenç yığma binalar var ya, mimarsız, mühendissiz rastgele dikilen. Kilis'i de doldurmuş onlar.
Belediyeler, bir şehircilik çalışması bile yapmamışlar ki, hiç değilse, adam gibi bir kaç yol olsun.. Yayalara ve atlı, eşeklilere göre yapılan bin yıllık yollar, bugünkü kalabalığı, bugünkü trafiği kaldırır mı, düşünen çıkmamış, iğrenç kentleşme hızla yayılırken.
Doğduğum eve gittim. Dedemin, Müftü Muharrem Efendi'nin evine.. Sokağa girdim, tam bir leş.. Etraf izmarit, poşet, atılmış gazete, kağıt parçalarıyla dolu..
"Bu kentte çöpçü yok mu" dedim içimden.. Acı acı güldüm dışımdan. Çöp kamyonunun geçeceği yol yok ki..
Bizim evle cadde arasında kalan yer Han'dı ben çocukken. Kilis'in zahire hanı.. Her türlü hububat, buraya gelir, buradan dağılırdı perakendecilere.. Kaçakçılığın tavan yaptığı dönemlerde, Amerikan Pazarı oldu han.. Evlenecekler, çeyizlerini gelip Kilis'ten düzüyorlardı ya, nerdeyse bedava kaçaklarla.. Bizim Han deyim yerindeyse, bu ülkenin ilk AVM'si olmuştu. Kaçakçı AVM'si.. Duyardım. Bu defa gördüm. Kaçakçılık bitti ya, bir yanda Özal'ın ekonomik özgürlükleri, bir yanda sınıra döşenen mayınlar, bir yanda Suriye'nin haliyle.. Han şimdi de olmuş Çin Pazarı.. Çin'den gelen o ucuz, o kalitesiz, o on para etmez malları satıyorlar şimdi..
Doğduğum ev ortadan ikiye bölünmüş.. İki ev olmuş.. İkisi de kirada.. İkisinde de Suriyeliler oturuyor.. Kilis zaten resmen değilse de, fiilen Suriye kenti olmuş. Yüz bin civarında, yani biz 86 bin Türk'ten fazla Arap yaşıyor..
Bütün levhalar iki alfabe ile yazılmış. Latin ve Arap harfleriyle..
Suriyeliler izin verdi de, içeri girebildik.. Kilis'in en güzel evlerindendi, dedem Müftü Muharrem Efendi'nin konağı.. Ortadan bıçak gibi ikiye kesilince, ev de piç olmuş, avlu da..
O evde, başta Suudi Arabistan'dan gelen din alimlerini ağırlardı dedem. Muharrem Efendi, ünü öyle yayılmış bir din alimiydi ki, Arap alimleri ona Kuran Tefsiri için gelirlerdi.. O ev, düşünün.. Leş.. Hani "İt bağlasan durmaz" derler. Öyle olmuş..

Hüngür hüngür ağlamamak için kendimi güç tutarken, bizi avluya buyur eden yaşlı kadın "Yukarı çıkar, evi de gezmek ister misiniz" dedi, kibarca.. Tabii Arapça..
O kadarına dayanmam mümkün değildi. Arkama bakmadan kaçtım, en güzel anılarımdan..
Devam edeceğim tabii. Haftaya..
BİZE ULAŞIN