Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Ülkemin gururu üç “Muhteşem” ses!..

1957'de gazeteciliğe başladığımızda birinci sayfalarda üç beş satır içinde müthiş eleştiriler içeren ve de güldüren fıkralar olurdu.
"Kısa Fıkra" denirdi adlarına ve en ünlü "Kısa"cılar, Bedii Faik, Çetin Altan ve Şinasi Nahit Berker'di. Şinasi Nahit Ağabey, Ankara'nın Bab-ı Ali'si Rüzgarlı'da, yani bizim sokakta çalıştığı için sık sık görürdük. Benim gibi yeni başlayan gençlere hep "Kısa yazın" öğüdü verir ve eklerdi..
"Bu memleket uzun laftan battı.."
Pazar gecesi, Kadıköy Süreyya Operası'nda Semiha Berksoy Ödülleri Galası'nın bitmez tükenmez konuşmalarını, patlama noktasını en az on defa aşarak izlemeye çalışırken, aklıma geldi, nurlar içinde yatan Şinasi Nahit Ağabeyim..
Önce hiç gereksiz ve upuzun açış konuşmaları.. Dünyadan bunca ödül gecesi izliyoruz, TV'lerde.. Böyle uzun uzun açılış konuşması yapan var mı?. Bir usta stand upçı çıkar, o ayni zamanda sunucudur zaten.. Milleti güldürür, ısıtır, sonra ödüller başlar..
Ödül alanlar teşekkür lafını uzatmaya başlayınca son yıllarda onu da kısıtladılar ki, gece sabahlara sarkmasın, millet sıkılmasın..
Bizde ise, giderek daha kötüye yol alıyoruz.
Nihayet, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'ne yıllarca hizmet etmiş ışık tasarımcısı Ahmet Defne ilk ödülü aldı. Mikrofona geldi. Cebinden katlanmış bir kağıt çıkardı. Şöyle bir salladı.. Körük gibi açılan kağıdın öbür ucu yere değmez mi?.
Meğer Ahmet Usta, başımıza gelecekleri sezmiş gibi müthiş bir ironi yaparmış. Kısacık konuştu. Yere değen kağıt boştu. Ondan sonra gelenlerin çoğu sazı ellerine öyle aldılar ki..
Bu arada.. Olmayacak şey.. Ödül verenler de konuşuyor bizde.. Mikrofonu gören konuşuyor. Eline geçirdi mi de bırakmıyor.. Kimse düşünmüyor "Yahu bu tıklım tıklım dolu salonda, şu anda beni dinleyen var mı acaba" diye..
Tam bir saat 35 dakika sürdü, topu topu 11 kişiye ödül verilmesi, memleketi batıran uzun laflar yüzünden..
Hepsinden aklımda kalan bir minik anekdot oldu. Onur ödülü olan, Ankara gençlik yıllarımın tenoru Pekin Kırgız "Saygı" ödülü aldıktan sonra nakletti.
"Ressam, şarkıcı gibi sanatçı olmak kolaydır aslında. Yalnız ilk otuz yılı zor geçer.."
Bizde de "Ödül geceleri" güzeldir aslında.. Yalnız ilk saatleri geçmek bilmez..

***
Geceyi kurtaran, tören bittikten sonra, sahneye gelen ödüllü genç sanatçıların minik konseri oldu.
Gözlerimi yaşartacak kadar gururla izlediğim üç muhteşem ses dinledik ki.. (Tenor Orhan Yıldız yurt dışında olduğu, soprano Deniz Uzun sesi kısıldığı için bu bölümde yer alamadılar.)
Piyanist Aydın Karlıbel'in Cemal Reşit Rey'in düzenlemesi ile yorumladığı Ata Barı'nın da yer aldığı konser, iki saate yakın çektiğimiz ıstıraba "Değdi" dedirtecek kadar harikaydı.
Önce İstanbul Operası bası Gökhan Orben'i dinledik..
Salonu hem de nasıl dolduran bir ses hacmi.. Ve de çarpıcı bir ses, bir fizik.. Önce Sevil Berberi'nin neşeli aryalarından biri.. Rossini.. Sonra Adnan Saygun'dan insanın içine akan bir Bozlak!..
Mezzo Soprano Asude Karayavuz, Milano Scala Operası'na kaptırdığımız yıldızlarımızdan.. Benim gelmiş geçmiş, en muhteşem Carmen'im..
Topuklu ayakkabılarını çıkarıp, saçlarını dağıtarak Carmenleşti önce, siyah tuvaleti içinde.. Sonra bir Habenera söyledi ki, gerçekten olmaz böyle şey.. Salon yıkıldı da yıkıldı, alkışlar, "Asude" çığlıklarıyla.. Yanımda Gürer Aykal şefim baktım o da "Bravo.. Bravo" diye fırlamış.. Rossini "Cezayir'de bir İtalyan Kızı"ndan bir neşeli arya ile bitirdi, o da..
Son sanatçımız Magdeburg Operası sopranosu Hale Soner.. İlk seçtiği parça bayağı ağırdı.. Lucia di Lammermoor Operasından Lucia'nın aryası..
"Konuşmalar zaten milleti baymışken, bu seyirci bu çok ağır aryayı çeker mi" diye düşünüyordum ki, bir billur ses başladı.. Coştu, aştı..
Finaldeki o dünyanın en zor seslerinin, bir insan gırtlağından, hiç elektronik katkı olmadan çıktığına inanmanız mümkün değil, gözlerinizin önünde mikrofonsuz söylendiğini görmeseniz?. Salon bir daha yıkıldı tabii..
Ardından neşeyi geri getirdi, gecenin veda şarkısında.. Johann Strauss'un Yarasa Operetinden seçtiği aryayla..
Sahneye gelen üç sanatçının ortak özelliği.. Üçü de ayni zamanda iyi oyuncu.. Ve üçünün de fiziği harika.. Yakışıklı delikanlılar ve güzel kadınlar..
Yanımdaki Gürer'e döndüm.. "Bu ülkede artık operalar bitmez" dedim gülerek.. "Hani eskiler 'Şişman kadın ölür opera biter' derler ya.. Deniz'e, Hale'ye, Asude'ye bak.. Hepsi manken gibi!.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA