HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Türk filmi yazmaya utanıyorlar mı?.

Bizim büyük gazetelerin sinema eleştirmenleri Türk filmlerine gitmeye ve onları yazmaya utanıyor olmalılar..
Yahu bu nasıl iştir?.
İlle Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz gibi popüler biri mi oynamalı ki, giydirmek, ya da ballamak için iki satır yazsınlar..
Ya da hiç kimsenin izlemediği o "Sanat(!)" filmleri var ya, onları kaleme alsınlar ki, sıradan halkın ne kadar gerzek ve zevksiz, onların ne kadar ayrıcalıklı üst zekâ ve sanatseverler oldukları ortaya çıksın. Çünkü bir eleştirmenin düzeyi, asla halkın sevdiğini beğenecek kadar düşük olamaz. Onlar ayrıcalıklı, üstün insanlardır, sıradan insanın düzeyine inemezler..
Sevsinler..
"Aşk Uykusu" filmi vizyona gireli iki hafta oldu. Tek satır eleştiri görmedim. Yahu gitmeye ve eleştirmeye tenezzül etmezseniz, Türk sinemasına medya katkısı nasıl olacak?.
Nasıl ilerleyecek sinemamız, efendiler..
Bizahmet utanmayın.. Bizahmet poponuzu kaldırın. Bizahmet yazın ki, Türk sinemasının en gelecek vaat eden yönetmenlerindenken, birden ortadan kaybolan Nisan Akman, yıllar sonraki dönüş filminde nerelere gelmiş ya da gitmiş, bir tartışma çıksın. Nisan da bunlardan bir şeyler çıkarsın..
Yok!.. Tek satır yok.. Ayıptır yahu..
***
Ben filme iki sebeple gittim.
Birincisi, Erkekçe'de onun çektiği harika fotoğrafları da kullandığım Nisan'ı tanıyor ve seviyordum.
Çok umut vaat eden filmler çekerken birden ülkemizi terk edip gittiğinde, Londra'da rastlamıştım. Hüseyin'in Sofra zincirinde bir lokantanın başındaydı.
Yemeklerimi hep onun lokantasında yemeye başlayınca iyi de ahbap olduk. Sonra kendi lokantasını açtığını duydum. Sonra da hiç duymaz olduğum adı, Aşk Uykusu'nun afişinde karşıma çıktı.
Gel de gitme..
İkincisi, filmin konusu.. Erkek bir başka kadına âşık oluyor. Karısı deli gibi sevdiği kocası için her türlü zilleti göze alıp mücadeleye başlıyor. Yeni kadın da, erkeği için savaşıyor..
Ne aklınıza geliyor şimdi..
Seçkin, Kaan, Kıvılcım değil mi, aylardır magazin sayfalarının tepesinde..
Bakalım, Nisan'ın filmi nasıl bakıyor bu üçgene..
(Nerde magazinciler.. Alıp götürsenize mesela Seçkin Piriler'i bu filme de, harika bir yazı çıkarsanıza.. İzlerken reaksiyonları.. Sonra yorumları.. Nerde kaldı gazetecilik yahu?.) Garp Cephesinde Yeni Birşey Yok!.. Hatta Nisan, eskiye, o Türk Sineması'nın ya da Yeşilçam'ın birbiri ardına çektiği, hepsi nerdeyse prototip o çok ama çok ağdalı, o çok ama çok yavaş giden, çok temposuz melodramlarından birini çekmiş..
Yani "Milat"a da değil, "Millattan Önce"ye dönmüş!..
O televizyonların yarım saati 2.5 saatte anlatan dizilerini taklit etmiş sanki bilerek.. "O dizileri seven, bu filmi de sever" mi demiş acaba?.
Yani, bu film, Nisan Akman adına yakışmamış..
Oyuncular içinde Vildan'ı oynayan Lale Başar dikkatimi çekti. Dengesiz kocada Alican Ulusoy iyi. Metreste Hande Subaşı'daki kumaş çok çok iyi..
Kocası için savaşan kadında Gökçe Bahadır, Efsane dizisindeki Bahar Hoca'nın fazla etkisinde gibi geldi bana..
Özet.. Nisan'ın dönüş filmi bu olmamalıydı!.
BİZE ULAŞIN