HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Bir dakikanızı alabilir miyim!..

Dün yazdım ya.. İnsanımızın kitap okuma alışkanlığı pek kalmamış..
Günde adam başı ortalama 1 (Bir) dakika kitap okunuyormuş ülkemizde, resmi istatistiklere göre..
Onun için başlıkta "Bir dakikanızı alabilir miyim" dedim zaten!.. Bugün biraz masamda biriken kitaplardan söz edeceğim.. En önce en önemlisi..
***
Sevgili dostum Abdullah Kiğılı harika bir kitap hazırlamış.. Fevkalade zevkli bir kutu içinde, ciltli ve kuşe kâğıda basılı.. Yani belli büyük masraf var ve belli, kâr amacı yok.. Tüm geliri, Kiğılı gurubunun destek olduğu Sivil Toplum Kuruluşlarına taksim edilecek.
Kitabın adı "Bir Marka Yaratmak!."
Açıyorsunuz. Bir ithaf!.
"Hayat yolunda beraber yürüdüğüm tüm dostlarıma..
Yüzünüz hep gülsün.."
Kiğılı markası babadan kalma.. 1938'de doğmuş.. Benden bir sene evvel.. Sonra oğul Abdullah ile büyümüş.. Büyümüş.. Ülkenin dört bir yanına dağılmış. Yurt dışına taşmış.. Çin'de dükkanlar açmaya başlamış.. Dünya ticaretine ucuz malları ile adeta el koyan Çin'de dükkân açmak, akıl kârı mı?.
Eğer marka yaratırsan, hem de çok akıllı bir iş.. Çin'de 250 milyon dolar milyoneri var. Yani Amerika'nın nüfusu kadar orda milyoner yaşıyor.
Mao yakalı tek tiplerden usanmış marka giymek isteyen zenginler.. Bunu gören adam Apo işte.. Biz yakın dostları ona Apo deriz..
Ve de Apo'nun marka olarak büyüme hamlesi 2 binli yılların başında başlıyor..
Dünya en büyük krizlerinden birini yaşarken, başbakan Ecevit "Küçülerek büyümeliyiz" derken, büyüyerek büyüyor Apo..
Pek çoğunu yakından bildiğim olayları anlatan kitabı keyifle karıştırdım, sonra Apo'yu aradım..
"Bu kitap bugün ne satar bilmem" dedim.. Ama yıllar yıllar sonra, mesela 2100'lerde "Türkiye'de Tekstil ve Markalaşma üzerine araştırma yapacak, tez hazırlayacak bir üniversite öğretim görevlisi, bir akademisyen için en önde gelen kaynak kitap olacağı kesin!."
***
Sevgili Atilla Dorsay, yazmaya doymayan bir kalem.. Sabah'tan ayrılmasına en çok üzüldüklerimden..
Hem sinema, hem de "Kent" yazılarını nasıl keyifle okurdum. Çok da şey öğrenirdim, köşesinden.
Bunları günlük yazarken, durmadan da kitap çıkarırdı. Nasıl vakit bulurdu anlamam.
Son kitabı önümde.. "O Güzel Atlara Binip Gidenler.." Kitabın adı, iki karşı görüşlü edebiyatçımızın deyişlerinden alınmış.
Necip Fazıl "Ne kervan kaldı, ne at.
İyi insanlar iyi atlara binip gitti" demiş..
Yaşar Kemal de "O iyi insanlar, o güzel atlara binip, çekip gittiler.."
Atilla Dorsay o gidenler unutulmasın, gelecek kuşaklara da kalsın diye, portreler derlemiş kitabında.. Hemen hepsi dostları..
Bizim kuşakların hele hayran olduğu insanlar..
Baş ucumda duruyor.. Uzanıp alıyorum.. Bir dostu okuyorum.. Onu okumak, ona gitmek gibi oluyor..
Ozanın dediği gibi..
"Gel dosta gidelim gönül" diyor ya, zaman zaman insan..
Atilla götürüyor işte..
***
Eddie Anter'i eski okurlarım hatırlar.. Alkent'te komşum, yakın dostumdu. Pazar Neşesi köşemde çok fıkrasını yayınladım. Sonra Amerika'ya göçtü..
Orada yazmaya başladı.. Romanlar, anılar..
"Vakitsiz kaybedenler" son kitabı.. Daha önce altı tane var..
Ne demek vakitsiz kaybedenler peki.. Arka kapakta okuyorsunuz..
"Albert Karako, Kuledibi'nde başlayan hayat yolculuğunu Alper Karaköy olarak devam ettirmek zorunda kaldığında geçmişi sorgulayacak ve bir gün başına gelen bir olay yüzünden tüm yaşamı değişerek vakitsiz kaybedenlerden olacaktı.." O günleri yaşadım.. Bu ülkenin, hele de İstanbul'un zenginliği azınlıkların, akılları burda kalarak gitmelerini biliyorum. Göçtükleri yerde gördüklerim oldu.. Beni "İstanbulumdan geliyorsun" diye nasıl kucaklayarak ağırladılar..
Tel Aviv'de, Kudüs'te hele nerdeyse İstanbul'da gibi oldum. Çok sevdiğim geleneksel Yahudi şarkılarını içeren bir albüm bulmak için girmediğim dükkân kalmadı. Hepsi de koca koca posterleriyle İbrahim Tatlıses.. Orhan Gencebay..
Muazzez Abacı.. Behiye.. Anlattılar, yazdım. İstanbul'dan göçenler bir fasıl heyeti kurmuşlar. Ayda bir toplanır, alaturka yaparlarmış, rakılarını tokuşturarak..
Türk Yahudileri (Bu deyim bana değil, bu ülkede doğan, yaşayan, göçen Yahudilere aittir) nasılsa alırlar..
Ben göçe zorlanıp gidenlerin hasretini benim gibi çekenlere tavsiye ediyorum, Eddie'nin son kitabını..
***
"Tarihi Sen Yaz" öğrencim saydıklarımdan Emre Tilev'in kitabı.. 2000'li yılların başında "Tele Pazar" diye, bir sanat, kültür, magazin, eğlence ve spordan oluşan, 3.5 saat süren bir canlı yayın yapıyorduk, TRT'de, Ünal Özüak kardeşimle birlikte. Kurum dışından bir yapımdı..
Emre, Barbaros Talı'ya emanet spor bölümünün en genciydi. Her salı, toplanırdık. Ben de ekibi birer birer ve acımasız eleştirirdim. Bu toplantılarda ağlayanları gördüm.. O gün ağlayanlar, bugün çok önemli yerlerdeler, ekranlarda..
Emre onlardan biri işte.. Şimdi o öğretiyor.
Arel Üniversitesi'nde öğretim görevlisi.. Marmara Üniversitesi'nde doktora yapıyor.. Ne mutlu bana!..
Emre, "Efsane" olan sporcuları hikâye ediyor,.
"Okuyun, vakit geçirin, eğlenin" diye değil.. "Haydi ayağa kalkın ve kendi hikâyenizi yazmaya başlayın" diyor..
Einstein ne demiş.. "Her şey hayal etmekle başlar.."
Emre'nin efsanelerini okuyun ve kendinizi hayal edin gençler..
***
Ersin Antep.. Bir defa çok iyi eğitimli müzisyen.Müzik bilimcisi.. İkincisi deneyimli bir köşe yazarı..
Yıllarını vermiş bu kitap için..
"Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası.." Adı sizi yanıltmasın. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası 1826'da kuruldu çünkü.. Osmanlı kurdu.
Dünyanın en eski orkestralarından biri..
Uzun süren araştırma sonucu ortaya çıkan "Eser" Çok sesli müziğin tarihini anlatıyor Türkiye'de..
Donizetti Paşa da var, Refik Fersan, Münir Nurettin de.. Öylesi ayrıntılı.. Öylesi derinlemesine..
Kütüphanesi olan her evde bulunması gereken bir "Başvuru" kitabı bu..
Bir dakikanızı ayırın. Bir sayfasını rastgele açıp okuyun!.
BİZE ULAŞIN