HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Dostlarla olunca, saatler başka güzel!.

Çoktandır, sosyal yaşamımı bu sütunlara pek taşımıyorum.. Baş sebep, sosyal yaşamım size anlatacak kadar renkli değil. Tavsiye içeriği taşıyan pek yok. Keyifle okunacak olanı da.. Yaş mı, sosyal yaşamımı azalttı, bu yüzden mi, hayatın renkleri azaldı bilmem..
Ama geçen hafta içinde arka arkaya üç olay geldi.. Üçü de hoş. Üçü de renkli.. Üçü de anlatmaya, tavsiye etmeye değer..
En önemlisi.. Üçünün de ortak özelliği var.
Dostlarla, candan, yürekten dostlarla paylaşılmış olması..
En baştan başlayalım.
***
Yaso, benim maç gurubu baş arkadaşım eşi Can ve aynen benim de kızım olan, kızları İroş.. (İrem de, ben öyle derdim, küçükken. Üniversite bitirdi döndü, İngiltere'den işe girdi, hâlâ öyle diyorum. O benim için hep İroş..)
Moda Sahnesi'ndeki Fırtına oyununa davet ettim onları.. Shakespeare'in zamanında "Modern" denen, en önemli klasiklerindendir. Son eseridir. Şimdi tiyatromuza çok önemli katkılarda bulunan Moda sahnesinde modern yorum var. İlginç olmaz mı?.
Karşıya geçince çoktandır uğramadığımız Bedri Usta'da yemek kararı aldım. Köprü'nün en yoğun trafiğine kalmadan karşıya geçeceğiz üstelik.
KalamışYelken Kulübü'nden kiraladığı binadaki sıcak yerimize oturduk.
"Adana Tava" dedim.. "Artık listemde" dedi, Bedri Usta.. Yapımı aşağı yukarı 45 dakika süren bu özel yemeği, listeye koymazdı Usta. Özel dostlarına özel yapardı. Ama talep öylesi artmış ki, menüye koymuş artık..
Adana Tava, tepsiyle önümüze geldi. Servis yapmak istedi garson.. "Bu ortadan yenir. Üstelik çatalla da değil, ekmekle bana bana" dedim..
Aslında yapıldığı yere göre, Kilis Tava, Antep Tava, Adana Tava adını alan bu yemek, fakir aşıdır. Etin suyu, mangala dökülmez, tepside birikir. İçine konan bin çeşit baharatla lezzetlenen bu suya banılan ekmekle doyar karın aslında.. Azıcık etle, bir aile bir tava ile doyar yani..
Nasıl bir lezzet.. İroş "Ben hayatımda böyle şey yemedim" dedi.. Nasıl keyifle bandık pideleri.. Bedri Ustayı da aldık tepsinin başına tabii.. Sohbeti hoştur Ustamın.. Baktım en hızlı o yiyor.. "Usta yavaş" diyecek oldum..
"On çocuklu ailenin en küçüğüydüm, Adana'da" dedi. "Annem çorba tenceresini ortaya koydu mu, ağır kaldım mı, aç kalırdım.."
On çocuğun en küçüğü olarak okutamamışlar da onu.. Okuma yazmayı kendi öğrenmiş hepsi o.. Ama şimdi beş çocuğu var, kızı dahil, hepsi üniversite mezunu.. Kızı Gastronomi master'ı yapıyor. Yani baba mesleğinin ilmini..
Bu hayat film olmaz da, ne olur?.
Adana Tavayı son damlasına kadar sıyırdık. Öyle lezzetli.. O lezzeti yaratan Şaban Usta ile de tanıştık.. Tam 25 yıldır Bedri Ustayla.. "Benim en gurur duyduğum şey, yetiştirdiklerimdir. Şaban on yaşından beri yanımda" dedi..
Anadolu usulü Usta, Kalfa,Çırak, en başarılı eğitim sistemi bu işte.. Eğer Bedri Usta gibi öğretmeye meraklı bir Usta varsa.
Oyunu yazma görevini, bize New York ve Londra'dan sahne oyunları yazan İroş'a verdim. Yazısı altta..
***
Pazar sabahı Dr. Erdoğan'la eşi Esra, Frankfurt'tan gelmişlerdi. Maç ekibimizden Özcan Karamahmutoğlu, Alkent Hillside'daki Daily News adlı restoranını yeniden açmış. Hepimizi davet etti, yeni başladığı brunch'a..
Bir açık büfe ki, Halil İbrahim sofrası.. Nasıl neşeli, nasıl keyifle bir kahvaltı yaptık.. İki saat sürdü..
Hep derim "Kahvaltı ailedir" diye.. Bizi bugün bile sımsıkı tutan "Uluç Ailesi" yapan, tüm ailenin etrafında toplanma fırsatı bulduğu pazar kahvaltılarıdır" diye.
Özcan'da bir "Dost" ailesi vardı gene..
Doktor "Hadi şimdi Nişantaşı'na gidiyoruz" dedi. Meğer Cerrahpaşa'dan sınıf arkadaşı estetik cerrah, Nuri Battal ressammış ayni zamanda.. Hüsrev Gerede Caddesi 64'teki Galeri Miz'de sergisi varmış. Bizde garip şekilde tüm aile Kültür Sanat Turu yapılabilecek pazar günleri galeriler kapalıdır. Anlaşılmaz. Bir de şikâyet ederler, sanata ilgi yok. Sen en uygun günde kapalı tutarsan ilgi nasıl olsun..
Doktor Battal, Erdoğan için özel açtırmış galeriyi.. Gittik.. Soyut resimler.. İlk anda değil, bizim gibi ortada oturup sohbet ederken süreyi uzatırsanız, çalışmalar etkiliyor insanı..
Fonda bir renk ve üzerinde sanki rastgele atılmış gibi duran tarak izleri.. Doktor bir sırrını verdi..
Estetik cerrah ya.. En çok yaptığı ameliyat sarkık göğüsleri düzeltme.. O düzeltme için göğse çizdikleri, eserlerinin çıkış noktası..
Biraz vakit ayırıp gidin, pop artın bu hoş uygulamasını yaşamak için..
***
Perşembe öğlenleri, Erol Kaynar'ın Atiye sokaktaki Salomanje'sinde toplanan bir dost gurubumuz var. O guruptan işe, Avukat Uğur Poyraz tüm ekibi Büyük Kulüp'e davet etti, Çiftehavuzlar'a.. Duran Başkanın ölümünden beri gitmedim. Gidemedim.. Kendimi yokladım. Zaman en büyük ilaç..
Harika bir gece geçirdik.. Büyük Kulüp'ün mezeleri de, yemekleri de ünlüdür.
O gece Vildan da canlı müzik yapıyordu. Duran Başkan çağırmıştı ilk de, öyle tanımıştım Vildan'ı.. Bir "Sarı Gelin" söyleyip ağlatmıştı beni..
Karşısındaki masada beni görünce bir Sarı Gelin daha akıttı ki, içime..
***
"Üç" dedim ama dört.. Bu hafta sonu yazısını perşembe günü yazmıştım. O gece gene çok sevdiğim bir dost gurubuyla Enka'ya, Erol Evgin'e gittik.. Erol'u, 1970'li yıllardan beri dinlerim. Dinlemekten de bıkmam. Çünkü adam süper sahne adamı.. Eğlendirici.. Hele böyle küçük salon ve arkasında akustik sazlar olunca, tadı daha da artıyor. Şarkıları, yaşanmış anekdotları, şakaları..
Saat sekiz buçukta başlarken programa "Beğenirseniz, yarın dostlarınıza 'Adam hâlâ yakışıklı.. Hâlâ söylüyor' diyin" diyerek başladı.. 2.5 saat ara vermeden sahnede kaldı. Bir ara bana doğru geldiğinde saatimi gösterdim.. Onbir olmuş.. "Merak etme, yarın 'Adam hâlâ söylüyor' diye yazacağım" dedim.
Dönüş yolu boyu arabada Erol Evgin şarkıları söyledik.. Güzellikleri dostlarla yaşamak lazım.. O zaman güzel, daha da güzel oluyor..
Paylaşırsan, daha güzel!.
BİZE ULAŞIN