HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Devlet Tiyatroları’nın sahibi yok mu?.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü kim?.
Bilmiyorum!.
İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü kim?.
Onu da bilmiyorum..
Google girip yazsam yeter..
Ama bir Devlet Tiyatrosu Müdürü ve Genel Müdürü adını duyurmayı başaramıyorsa eğer, o adı aramanın gereği de yok..
Çünkü o müdür, müdürler, aslında "Yok"lar..
Başlıktaki soru cümlesi yanlış.
Devlet Tiyatroları'nın sahibi yok, Nokta!..
Olsaydı eğer, İstanbul'un hem de en merkezi yerinde, her taraftan en kolay ulaşılan, en ayak altı, en yol üstü, en kalabalık AVM'sindeki salonlar bu kadar leş olmazdı..
L- E- Ş!..
Hani "Hayvan bağlasan durmaz" derler ya, Ona bir adım kalmış bir ahırımsı yerde temsil veriyor Devlet Tiyatrosu.. Hem de yıllardır ve hem de her yıl daha da geriye giderek..
Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'da, "Kültür"ün ilk ayağı Tiyatro'yu böyle leş bırakmaya hakları var mı?.
O salonlar o haldeyken, insan o makamlarda nasıl oturur?.
O salonlarla ilgili şikâyetlerimi yıllardır yazıyorum.
Kendim yazıyor, kendim okuyorum.
Adamlarda utanma yoksa, ne yazsam boş..
Gitmez oldum..
Ama Mehmet Birkiye dostum, hem de Avrupa gibi günümüz için çok önemli bir oyunu sahneye koyunca dayanamadım..
Keşke dayansaymışım..
Kapıdan girdiğim andan, çıkana kadar Tiyatro adına ağladım.. Yani içim kan ağladı..
Protokol yerimiz birinci sıradaydı. Oysa yıllar önce Ankara'da Cüneyt Bey (Gökçer tabii..
Adını 7'den 70'e ezberleten genel müdür..
Bugün sorun, onu bilir millet de, bugünkünü bilmez.. Çünkü kişinin aynası eseridir.. Cüneyt Gökçer deyin, sabaha kadar eserlerini sayayım.
Bugünkünün sayacak nesi var), Evet Cüneyt Bey öğretmişti. "Birinci sıralar görmeye değil, görünmeye gelenler içindir. Tiyatroda en iyi koltuk, dördüncü sıradadır. O koltuğa 'Rejisör koltuğu' denmesi bu yüzdendir" diye..
Cevahir'de birinci sırayı özellikle istemedim. Çünkü o sıranın tam karşısında boydan boya klima uzanıyor ve öyle fırtına estiriyordu ki, oyunu izleyemezsiniz.
Söyledim yıllar evvel..
"Efendim klimanın kontrolü AVM yönetiminde. Biz bir şey yapamayız.." Ne demek yapamamak.. Konuşur AVM ile çözersin.. Beceremediler..
"Bana bundan böyle arkadan yer verin o zaman" dedim. Protokola ilk iki sırayı ayırdıklarından, ikinci sıradan vermeye başladılar. İlk sıra fırtınayı kesince, zatürre olmaktan kurtulduk..
Yerimiz gene ikinci sıra.. Gittik ki Ünal'la, tam önümüzdeki koltuk kırık.. Yok.. Devlet Tiyatrosu protokolunun (Hadi halkın olsa neyse, protokolun) 1 nolu koltuğu kırık.. O protokol mu, portakal mı, her ne karın ağrısı ise, ondan gelen yok ki, tamir edilmemiş. Gelseler, sıkı mı?.
Tabii o koltuk "Yok" olunca, klimanın fırtınası aynen üstümüze.. Az biraz arkada olduğumuz için idare ettik. Önümüzde oturan bir genç kadın, paltosunu bacaklarına sardı. Öyle esiyor lanet..
Ön koltuk kırık. Benim oturduğum kırıktan beter.. Yayları ne hal almışsa artık, oturmanın imkânı yok.. İnsanın poposu yara olur, öyle eğri büğrü.. Bir o yana, bir bu yana, kıpır kıpır oyun seyredilir mi?.
Ama çaresiz..
O kadar olsa iyi..
O kırık koltuğun boş yerinin yanındaki koltuk benim önümde..
Koltuk araları zaten dar.. Bir de gevşemiş.
Oraya biri gelip oturdu oyun başlarken.
Arkasına yaslanınca koltuğu dizime yapıştı.
İki saatlik oyunu öyle seyrettim. Anlayın Tiyatro adına katlandığım işkenceyi..
O kadar da değil, Sevgili okurlar!.
O salonda akustik zaten yoktu. İyice bozulmuş bakımsızlıktan..
Dikkat buyurun.. Ben ikinci sıradayım.
Lafların yarıdan fazlasını duymuyorum..
"Yahu tümden sağır mı oldum" endişesine düşüp Ünal'a sordum "Sen duyuyor musun" diye.. " Dudaklarını okumaya çalışıyorum ağbi" dedi..
Biz ikinci sıradayız.. Ya arkadakiler ne yapıyor..
Sevgili Birkiye kardeşim!. Bir prova yapsan da, arka sıralardan dinlemeye teşebbüs etsen..
Bütün oyunculara mikrofon takman lazım..
Oyun bittiğinde, yarım yamalak nezaket alkışının sebebi, ne sensin, ne de oyuncular.. Kimse duymadı ki. Ne olduğunu anlamadı, salonun yarısı..
O tiyatroda yapılacak tek şey vardı aslında..
Yuhalamak!..
İşkence anayasa suçu.. Orda "Tiyatro" diye parasıyla gelen insanlara işkence yapıyorlar. Koskoca Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nde aldıran yok..
Umurunda olan yok..
Kahrolup çıktık.. Cevahir pek gittiğim bir AVM değil.. Bugüne dek saysam, onu pek az geçer..
Bizim çıkış saatimizde AVM kapalı oluyor aslında..
Peki nerden gideceğiz.. Hangi çıkış kapısı, hangi yoldan?. Oto parka nerden?.
Soracak bir kişi yok.. Hepsi gitmiş görevlilerin..
Peki kardeşim, üç beş tane ok işareti koysana..
Adam Pendik'ten ilk defa gelmişse, tiyatro için, o devasa ve bin koridorlu AVM'de nasıl kaybolmasın?.
Biz kaybolduk Ünal'la..
Ercan'a telefon ettik, arabaya "Gel bizi bul" diye.. Onu da kapıdaki güvenlik içeri sokmamış, "Kapandık, giremezsiniz" diye..
Yarım saat dolandık koridorlarda iyi mi, hepsinin üstüne üstlük..
Bunca ayıp, bunca rezillik, bunca işkence.. Neymiş hem de "DEVLET" Tiyatrosu'nda bir oyun seyretmeye niyetlendik.
Günahımız o, Sevgili ve Saygılı Kültür Bakanımız, Numan Kurtulmuş!.
BİZE ULAŞIN