HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Hoş bir çarşamba!.

Perşembenin gelişi eğer sahiden çarşambadan belli oluyorsa yaşadık. Son zamanlarda yaşamadığım kadar keyifli bir çarşamba geçirdim.
Önce sevgili arkadaşım Kerem Ertan aradı.
"Hasan Usta" dedi.
"Kötü bir şeyse sus" dedim.
Hasan Usta, Fatih'te Öz Kilis Lokantası'nı işletir, yıllardır. Rahmetli dayımların zamanından bilirim.. Çok yazdım bu sütunlarda. Kerem de çok sever.. Usta, kansere yakalanmıştı. Tedavi görüyordu.
Kerem "Tam tersine.. Her şey mükemmel.
Kontroller tertemiz çıktı, onu haber vermek için aradım" dedi. Ben sevinç çığlığı atarken ekledi.
"Bu öğlen ona gidiyoruz, kutlamaya.." "Ben de.. Ben de geliyorum" dedim.
Öğlen istikamet Fatih.. Hasan Usta çakı gibi..
"Yahu gençleşmişsin" dedim.. Aynen öyle..
Kafasında bir kasket var sadece.. Kemoterapi saçlarını dökmüş ya..
Kan değerleri öyle yüksek çıkmış ki, 8 ayda yapılması gereken kemoterapiyi 2.5 ayda bitirmişler. Öyle yoğun ilacı kaldırmış bünye..
Hoca "Sen kaç yıldır kebapçılık yapıyorsun" diye sormuş Hasan'a.. "Sekiz yaşından beri" demiş, bizim Usta..
"Onca yıldır hep et yediğin için kan değerlerin yüksek. Bünyen kuvvetli" demiş Hoca, iyi mi, bize yıllardır "Ottan başka şey yemeyin" diyenler..
Harika bir sarmısak aşı.. Benzersiz lahmacun ve anneannemin oruğu.. Sohbet sırasında Kerem "Yenecek bal bulamıyorum" dedi.
"Hepsi sahte.." "Yemekten sonra Kadın Pazarı'na gidiyoruz o zaman" dedim.. "Hemen şuracıkta zaten..
Orada benim bir balcı var.. Her tür bal. Hepsi güvenilir.." Atladık gittik, The New York Times'ın "Dünyanın en favori caddeleri" diye seçtiği 12 yerden biri olan İtfaiye Caddesine.. Yani Kadın Pazarı'na.. Tam köşede "Bal Yuvası.." "Hıncal Ağbi burdayım" diye bağırıyor.
Benim yıllar evvel yazdığım yazıyı önüne sütun gibi büyütüp koymuşlar..
Nasıl karşıladı, nasıl ağırladı Cihat bizi..
Tanıdığımda lisedeydi mi neydi?. Şimdi inşaat mühendisi olmuş..
Önce kanser, şeker dahil bir sürü derde deva Orman Gülü Balı'ndan aldık birer kavanoz Kerem'le ben. Cihat sonra "Bu tam senlik" dedi, şekersiz bir bal tattırdı.. Enfes.. Kerem "Bana da ondan" dedi..
O balla birer bardak da bal şerbeti yaptı Cihat bize..
Daha ne ballar var.. Anzer'den Karakovan'a, Kestane'den Çam balına dek..
Zor çıktık, bal yuvasından, poşetlerle..
(www.balyuvasi.com.tr)

***
Akşam istikamet belli.. Benim Boğaziçim..
Evin Hocam ve Çiğdem Kardeşim, nasıl hoş bir sürpriz hazırlamışlar, Albert Long Hall'de..
"Shakespeare ve Müzik.." 16. Yüzyıl bestecilerinin Shakespeare'in eserleri için yazdıkları müziklerden bir derleme..
Ama bunlar "Aşk ve Kadın" teması altında birleştirilmiş ve bir performans haline getirilmiş.
Sunan Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Ayşe Lebriz Berkem..
Şarkıları seslendiren İstanbullu soprano Linet Şaul..
Eşlik edenler Bülent Oral, çello ve gamba denen ve kemençe gibi dik tutulan bir Rönesans çağı violasıyla..
..Ve de, Rönesans Lavtası denen, bizim sazın öncüsü çalgı.. Hani "Venedik'ten gelir teli/ Ardıç ağacından kolu/ Be Allahın sersem kulu/ Şeytan bunun neresinde" dedirtmişti Aşık Dertli'ye, saza "Şeytan işi" diyenler ya.. İşte o..
Nasıl bir sürpriz.. Nasıl bir hoşluk.. Ayşe harikaydı. Linet'in sesine doyamadık..
Çalgılar ilginç..
***
Konser bitti, sürprizler bitmedi.
Bir baktım, ne zamandır görmediğim can kardeşim Zeliha (Berksoy) ve yıllardır hasret kaldığım bir başka canım Deniz (Gökçer) de orda değiller mi?.
Koştum.. Sarılıştık. Hemen sordum.. "Aracınız var mı?." "Yok" dediler.. "Artık var" dedim..
"Yolumuz uzak, sapa" dediler.. "İyi ya.. Ben bu hoş günü, geceyi uzatmak istiyorum zaten" dedim..
Nasıl tatlı bir sohbet açıldı, yolda..
Eski günleri, Devlet Tiyatrosu'nun Tiyatro olduğu, efsane olduğu günleri konuşa konuşa, Zeliha'nın annesi Sevgili Semiha'yı, Deniz'in babası, muhteşem Cüneyt Bey'i ana ana bir harika gidiş oldu ki..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN