HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Anton Çehov’dan bir öykü!.. Bukalemun

Bu pazar öykü keyfimiz, dünyaca ünlü öykü ve oyun yazarı Çehov'dan..

*

Polis şefi Oçumelov sırtında yeni paltosu ve elinde içi dolu bir mendil olduğu halde pazar yerinden geçiyordu.
Onu, başkalarından gasp edilmiş bektaşiüzümü ile tepeleme dolu bir sele taşıyan kızıl saçlı bir polis izliyordu. Ortalık sessizdi...
Meydanda kimsecikler yoktu. Dükkanların ve meyhanelerin açık kapıları birer aç ağız gibi bezgince bakıyordu dışarıya. Dilenci bile yoktu bu kapıların önlerinde.
Oçumelov birdenbire bir ses duydu:
"Isırırsın demek ha, melun! Bırakmayın onu, heey ahali! Bu devirde adam ısırılmaz! Tutun!
A... a!"
Bir köpek ciyaklaması işitildi. Oçumelov sesin geldiği yöne baktı. Tüccar Piçugin'in odun deposundan dışarıya doğru, üç ayağı üzerinde sıçrayarak ve korkuyla etrafına bakınarak koşan bir köpek gördü. Köpeğin peşinden, sırtında kolalı bir basma gömlek ve düğmeleri açık bir yelek olan bir adam koşuyordu. Adam tüm gövdesiyle öne doğru atladı, yere düşerken köpeği arka bacaklarından yakaladı. Köpek yine cıyakladı.
Etraftan "Bırakma" diye bağırıyorlardı.
Dükkanların kapılarında uykulu yüzler belirmeye başladı. Odun deposunun önünde çok geçmeden büyük bir kalabalık toplanmıştı.
Polis;
"Galiba bir olay var, efendim!" dedi.
Oçumelov sola doğru yarım çark ederek, adımlarını kalabalığa doğru çevirdi. Tam depo kapısının önünde yukarıda sözünü ettiğimiz önü açık yelekli adamı gördü.
Adam, sağ elini havaya kaldırmış, kanlı parmağını kalabalığa gösteriyordu.
Yarı sarhoş yüzünde adeta, "Derini yüzeceğim senin, deyyus!" der gibi bir ifade vardı.
Havadaki parmağı ise sanki bir zafer işaretiydi.
Oçumelov adamı tanımıştı.
Kuyumcu ustası Hryukin'di bu.
Olayın suçlusu, kalabalığın orta yerinde ön ayakları açık halde tüm gövdesiyle titreyerek oturuyordu.
Sivri suratlı, beyaz renkli, sırtında sarı leke olan bir tazı yavrusuydu bu. Hayvancağızın yaşlı gözlerinden üzüntü ve korku okunuyordu.
Kalabalığı yarıp giden Oçumelov;
"Ne var burada? Niçin buradasınız? Senin parmağına ne olmuş? Kimdi bağıran?" diye sordu.
Hryukin, yumruğunu ağzına götürerek öksürdü ve; "Yoluma gidiyordum, efendim, hiç kimseyi incitmeksizin," diye anlatmaya başladı.
"Mitriy Mitriç'le odun işini konuşacaktık. Durup dururken bu alçak parmağımı kaptı. Beni mazur görün, ben çalışan bir adamım... İnce bir işle uğraşırım. Bu parmağımı belki bir hafta kımıldatamayacağım. Zararımı ödesinler... Hayvanlar yüzünden zarara uğramak yasalarda da yoktur, efendim... Eğer her köpek her önüne geleni ısıracaksa, bu dünyada hiç yaşamayalım daha iyi..."
Oçumelov, kaşlarını oynattı, öksürdü ve sertçe;
"Hım!.. Anlaşıldı...
Kimin köpeği?" diye konuşmaya başladı.
"Bunun peşini bırakmayacağım.
Köpeklerin nasıl başıboş bırakılacağını göstereceğim size!
Kararlara boyun eğmek istemeyen bu gibi beylerle ilgilenmenin zamanı geldi artık! O namussuzu öyle bir cezalandıracağım ki, köpeğin ve diğer başıboş hayvanların ne demek olduğunu öğrenecek! Ona dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim!" Oçumelov polis memuruna dönerek:
"Yeldırin, bu köpeğin kime ait olduğunu öğren, tutanak düzenle! Köpeğin de yok edilmesi gerek. Hemen! Gecikmeksizin! Kuduzdur muhakkak... Soruyorum, kimindir bu köpek?"
Kalabalığın arasından birisi;
"Galiba General Jigalov'un köpeği,"dedi.
"General Jigalov'un mu? Hım!... Paltomu çıkar Yeldırin... Ne korkunç bir sıcak böyle. Yağmur yağacak galiba..."
Hryukin'e dönerek:
"Yalnız bir şeyi anlayamıyorum: Bu köpek seni nasıl ısırabildi? Parmağına nasıl yetişebildi? Köpek küçücük, sense böyle iri! Mutlaka parmağını bir çiviye iliştirip kanatmışsındır, sonra da bu ısırma yalanını uydurmuşsundur. Sizi gidi.. malum halk! Sizin gibi melunları çok iyi tanırım ben!"
"Efendim, o, komiklik olsun diye elindeki sigarayı köpeğin, yüzüne yaklaştırıp onu kızdırıyordu. Köpek de aptal değil ya, birden ısırıverdi...
Şirretin biridir, efendim" dedi, biri..
"Yalan söylüyorsun, şaşı göz! Bir şey görmedin, neden yalan söylüyorsun?
Efendimiz polis şefi zeki adamdır, kimin yalan söylediğini, kimin Tanrının huzurunda imiş gibi vicdanı ile hareket ettiğini anlar.. Eğer yalan söylüyorsam, bırakınız sulh mahkemesi yargılasın beni. Yargıcın yasasında yazılı... Bugün herkes eşit...
Benim öz kardeşim de jandarmadır...
Eğer tanımak isterseniz..." "Kes sesini" diye bağırdı.
Oçumelov.
Polis memuru ciddi bir ifade takınarak;
"Bu generalin değil," dedi...
"Generalin böyle bir köpeği yok. Onunkiler daha çok av köpekleridir!"
"Bundan emin misin?" "Evet, efendim." "Ben de biliyordum, zaten.
Generalin köpekleri pahalı, cins köpeklerdir. Bu ise, şeytan bilir neyin nesidir! Ne tüyü var, ne de gösterişli.
Sadece rezilin biri. Böyle bir köpeği köpek diye saklamak, ha?
Aklınız yok mu hiç? Böyle bir köpek Petersburg'da, Moskova'da görülseydi, ne olurdu, bilir misiniz? Yasaya filan bakmazlar, hemen oracıkta gebertirlerdi. Sen, Hryukin, mağdursun, bu işin peşini bırakma... Ders vermeli! Vaktidir!"
Polis memuru sesli düşünür gibi söylendi:
"Belki de generalindir, efendim. Suratında yazılı değil ki... Geçenlerde onun kapısında böyle bir köpek görmüştüm."
Kalabalıktan bir ses;
"Evet, generalindir," dedi.
"Hım! Paltomu giymeme yardım et, kardeşim Yeldırin. Rüzgar...
Üşüyorum.. Bu köpeği generale götür, orada öğren. Benim bulduğumu ve gönderdiğimi söyle... Sokağa bırakmamalarını da söyle. Değerli bir köpek olabilir. Eğer her domuz onun burnuna sigarası ile dokunacak olursa bozulur hayvancağız. Köpek nazik yaratıktır... Sen de indir şu parmağını, odun herif. Pis parmağını ne diye gösterip duruyorsun! Kendinde kabahat."
"Generalin aşçısı geliyor, ona soralım... Hey, Prohor! Birazcık geliversene buraya, cancağızım. Şu köpeğe bir bak... Sizin mi?"
"Ne diyorsunuz! Bizde böyle köpekler asla bulunmaz."
Oçumelov;
"Uzun boylu araştırılacak bir şey kalmadı," dedi. "Bu köpek başıboş!
Lafı uzatmaya gerek yok. Eğer ben, bu başıboş bir köpektir diyorsam, başıboş köpektir... öldürülecek, o kadar." Prohor;
"Bu bizim değil," diye devam etti, "Generalin kardeşinindir. Geçenlerde geldi. General tazılara meraklı değildir.
Kardeşi meraklıdır." Oçumelov;
"Yoksa generalin kardeşi mi geldi?
Vladimir İvaniç, ha?" diye sordu.
Tüm yüzü sevecenlik dolu bir gülümseme ile kaplanmıştı.
"İşe bak sen, yarabbi!
Bilmiyordum! Misafirliğe mi geldi?" "Evet misafirliğe." "İşe bak sen... Kardeşini özlemişti general... Benim ise haberim bile yok! Onun köpeği demek bu? Çok memnun oldum buna... Al onu... Köpekçik, sevimli şey... Nasıl da çevik... Şunun parmağını ısırmış!
Ha, ha, ha... Ne var titreyecek?
Hırr..hırr.. Kızıyor kerata... Seni yaramaz..."
Prahor köpeği çağırdı, onunla birlikte odun deposunun önünden uzaklaştı... Kalabalık Hryukin'e kahkahayla gülüyordu.
Hryukin'i, "Benden daha çekeceğin var!.." diye tehdit eden Oçumelov paltosuna büründü ve pazar yerinden geçip yoluna devam etti.

***


Pazar neşesi

Mike öyle fazla içen biri değildi. Ama o cuma gecesi geleneksel ofis partisinde ipin ucunu öyle kaçırdı ki, sabah kendini yatakta buldu. Öyle fena oldu, öyle telaşa düştü ki..
Zorlayarak gözlerini açtı. İlk gördüğü şey, yatağın baş ucunda bir bardak su ve yanında iki aspirin oldu.. Ve de bir kırmızı gül dalı..
Doğruldu. Elbiseleri tertemiz, ütülü ve sandalyeye asılı duruyordu. Etrafa baktı. Oda pırıl pırıl, her şey de yerli yerinde. Aspirinleri yutarken aynada morarmış gözünü gördü. Sonra aynanın köşesindeki notu okudu..
"Hayatım, kahvaltın mutfakta hazır bekliyor. Ben akşama, senin en sevdiğin yemeği ellerimle hazırlamak için, erkenden alışverişe gittim, merak etme.. Seni seviyorum, canım benim. Jill.."
Altında da rujlu bir dudak izi..
Mutfağa koştu. Sıcak kahve, sıcak omlet dahil tüm kahvaltısı onu bekliyordu.
Gazetesi de kıvrılmış tabağının yanına konmuştu.
Oğlu da masadaydı.
"Dün gece ne oldu Roy" diye sordu.
"Sabaha karşı üçte geldin" dedi, oğlu.. "Zurna gibi sarhoş ve iyice dağıtmıştın. Salondaki masanın üzerine kusarak düştün ve kırdın. Kafanı da masaya vurunca, gözün morardı.."
Mike'ın kafası iyice karıştı..
"O zaman, sabah gözümü açtığımda her şeyi nasıl böyle mükemmel buldum?. Aspirinden kırmızı güle, sıcak kahvaltıma kadar.."
"Haa!.. O mu?.
Annem seni ayaklarından sürükleyip yatak odasına götürdü. Yatağa uzatıp pantolonunu çıkartmak için asılınca, ona bağırdın" dedi oğlu, "Çek elini üzerimden ve defol git, kadın!. Ben evli bir adamım!."

***


Latin Sözleri
"Malum consillum quod mutari non potest!"
"Kötü karar, değiştirilemez olandır!
Varro de re Rustica

Mayıs!..
Eşek, kral ve ben,
Yarına çıkmayacağız.
Eşek açlıktan,
Kral can sıkıntısından,
Ben aşk ateşinden.
Aylardan mayıs!.

Jacques Prevert

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.