HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

“Yuvayı dişi kuş yapar” derler de...

Salı günü yazılarımı bitirdim.. Yemeğimi de atıştırdım ve bahçeye çıkıp koltuğuma oturdum. Her gün, Gürsel Ustamın cennete çevirdiği çiçek bahçemi seyrederek, iki tarafta, iki annenin dünyaya getirdiği üçer kedi yavrusunun oynaşmalarını izleyerek kahvemi yudumlamayı iple çekerim, desem yeridir.
Ayağımın dibinde oynaşan üç kediciğe dalmışken, tepemde bir guguk gibi sesler duydum.. Kafamı kaldırdım, güneşe göre ayarladığım tentenin hemen altında, uçta iki kuş gördüm..
"Yahu bunca ağaç varken, tentenin altında ne işleri var burada" derken köyüm aklıma geldi.. Evimiz bugün oturduğumuzdan misliyle kocamandı.
İçinde ahırlar, ağıllar, kümesler olan bahçesi de bitmez tükenmez bir fidanlık gibiydi.
Ama gelen kırlangıçlar, o ağaçların dallarına değil, babaannemin evinin saçağının altına yuva yaparlardı. Arılar da peteklerini gene saçak altına..
O zaman bunlar da..
Aynen öyle sevgili okurlar.. Bunlar da ayni şeyi yapıyorlardı..
Ercan "Yusufçuk kuşları" dedi..

Benim bahçedeki tentenin saçak altında iki Yusufçuk kuşu yuva yaptılar, iyi mi? Öndeki durmadan gidip gelerek yuvayı yapan kuru dal taneciklerini taşıyan erkek. Arkada da oturup bekleyen dişi..

Erkek olanı, iki misli cüssesinden belliydi, uçtu gitti. Gagasında incecik, kuru dal parçasıyla geri döndü. Dişinin oturup beklediği yere bıraktı. Sonra tekrar uçtu. Gagasında bir çöple daha.. Bir daha..
Gidiş gelişler uzun sürüyordu. Merak ettim, izledim. Tentenin altından çıkıyor, bizim blokla yan blokun arasından geçiyor, yolun karşısına, ordaki blokların da arkasına geçip, site boyu uzanan parktan, kuru dal taneciklerini bulup getiriyordu.
Tam iki saat seyrettim onları.. Erkek kuş uçuyor, dünyanın yolunu gidip gelerek, yuvayı yapan dal parçacıklarını teker teker taşıyordu..
O kadar da değil..
Tentenin altında bekleyen dişisini de besliyordu arada.. Gagası ile, artık ne bulduysa onu getiriyor, ağzını açan dişisinin gagalarının arasına bırakıyordu..
Dişi sadece oturuyordu orda.
Daha beş yaşında değildim, bana "Yuvayı dişi kuş yapar" meselleri ezberletildiğinde..
Sonra ilkokulda, öğretmenim, annemle babamın anlattığı lafı tekrarladı sınıfta..
"Yuvayı dişi kuş yapar" diye..
Ortada, lisede kompozisyonlar yazdım ben de..
"Yuvayı dişi kuş yapar" diye, yaşadıklarımdan örnekler vererek.. Bizim Uluç ailesinin sıcacık yuvasını annemin nasıl yaptığını anlatarak..
Sonra gazeteciliğe başladım..
Köşelerimde yazdım "Yuvayı dişi kuş yapar" öyküleri..
Ve işte yaş 80'i geçtikten sonra şahit oluyorum..
Dişi kuş oturuyor, sadece oturuyor..
Yuvayı, gözlerimin önünde erkek kuş yapıyor, resmen, alenen..
O zaman, bunca yıl yanlış şeyler mi öğrendim ben?.
Yoksa?.. Yoksa?..
Düşünüyorsunuz değil mi?.
Ben de..

***


Yusufçuk kuşu efsanesi...

Ercan "Bunlar yusufçuk kuşu" demişti.. Kargaya benzer, güvercinin küçüğü bir kuş.. Ağaçlar arasında, Guguk kuşununkini andıran sesleriyle adeta karşılıklı konuşanlar onlar, bahçemde.. Kuş izlemek ve dinlemek de karantina günlerimde keyif oldu bana ya..
Günlerdir dinliyorum onları..
Tepemde yuva yapınca ikisi, daha da merak ettim..
Girdim internete.. Hayatımda bir defa, Konya'dan Mersin'e giderken uğradığım, unutulmaz dostum, kardeşim, hayranı olduğum Musa Eroğlu Üstad (Ondan Halil İbrahim türküsünü dinlediniz mi hiç?) orda yaşadığı ve diktiği fidanlarla 5 bin ağaçlı bir orman yarattığı için daha da sevdiğim Mut ilçemizin sitesinde buldum, Yusufçuk Kuşu Efsanesi'ni..
Benim gibi Müftü torunu, Köy Enstitüsü mezunu, ışıklar içinde yatsın araştırmacı yazar, Mut'ta yaşamış Doğan Atlay nakletmiş bu hüzünlü efsaneyi. Ben de ondan naklediyorum.

*

İlkbahar ve yaz günlerinin bazı gecelerinde dağlarımızda bir ses duyulur. Hu! Lu lu lu lu!.. gibi bir şey.
Biraz garip, biraz hüzünlü, biraz korkulu...
İşte o ses Yusufçuk Kuşu'nun sesi imiş. Öttüğü zaman ağladığı rivayet edilir.
Ben Yusufçuk Kuşu'nu görmedim. Zaten herkes göremez, o genelde geceleri gezintiye çıkıp, geceleri öten bir kuş. Görenler bıldırcın büyüklüğünde, kurşunî renkli, ensesinde, başından omuzlarına doğru bir tutam kumral saçı olduğunu, cepheden görüldüğünde güzel bir genç kıza benzediğini söylediler.
Çok, çok eski zamanın birinde bir üvey ana elinde iki çocuk varmış. Yusuf'la ablası, Barçın yaylasında yaşarlarmış. Her gün koyunlarını otlatarak günlerini geçirirlermiş. Günlerden bir gün oyuna dalmışlar.
Vaktin nasıl geçtiğini bilmeden akşam oluvermiş.
Koyunlar da varıp gitmişler bilinmeyene...
Üvey analarından çok korkan çocuklar koyunları bulmadan eve dönememişler. Başlamışlar gece karanlığında koyunları aramaya... Bu arada birbirlerini de yitirmişler... Hem koyunları ham Yusuf'u arayan ablacık durup dinlenmeden dere tepe koşmuş, her yüksek yere çıkışında ünlermiş:
- Yusuf! Koyunları buldun mu?..
Dağdan taştan ses gelir Yusufçuktan gelmezmiş.
Yusuf'tan bir ses, koyunlardan bir iz bulamayan ablacık sabah olana kadar hem koşturmuş hem ünlemiş:
- Yusuf! Koyunları buldun mu?..
Sabahleyin yaylanın bir semtin- de, çayırlı bir düzlükte Yusuf'u ve koyunları bir arada bulmuş, bulmuş ama hepsi de sessiz, soğuk, katı birer taş olmuşlar...
Zavallı abla da kederinden kuş oluvermiş... Kuş olmuş ama Yusuf'u ve koyunları unutamamış, ünlemesi dinmemiş. O zamandan bu yana hem arar hem ünler:
- Yusuf! Koyunları buldun mu?..

***


Devlet ve dişi kuş!..

Yuvayı dişi kuş mu yapar, bilmem ama, devleti dişi kuşların daha iyi yönettiğini, koronavirüs ortaya çıkardı.
Aman ha!. Ben demiyorum, New York Times diyor.
Yeni Zelanda koronavirüsü silen ülkelerin başında geliyor. Başbakanı Bayan Jacinda Ardern. Dikkat buyurun.. Koronayı kontrol eden değil, silen Başbakan, Bayan Ardern..
Almanya.. Şansölye Bayan Angela Merkel, İngiltere, Fransa, İspanya ve İtalya ile kıyaslanmayacak kadar düşük ölüm sayısı ve oranına sahip..
Finlandiya.. Başbakan Bayan Sanna Marin.
Henüz 34 yaşında. Komşu İsveç'ten yüzde 10 daha düşük ölüm var, ülkesinde.
Tsai İng-wen.. Tayvan.. Korona ile karşılaşıp da, halkını eve hapsetmeden, sadece testler, tedaviler ve sosyal mesafe yöntemleriyle çözümü bulan tek dünya yöneticisi..
Gazete "Bu sonuçlar ve istatistiklere bakıp 'Kadınlar, olağanüstü durumlarda olağanüstü liderler oluyorlar' demek doğru olmaz.
Ama uzmanlar "Kadın yöneticilerin bu başarıları, korona ile savaşan ve savaşmaya başlayacak olan ülke yöneticilerine, sadece bu krizde değil, gelecekteki başka krizlerde de çok değerli dersler verebilir" diyor.
Sen ne dersin, benim Bayan Yusufçuk?.

***

Michel Piccoli!..

Hayatımın en unutulmaz filmlerinden biriydi, 1973'te Cannes Film Festivali, Uluslar arası Sinema Yazarları/ En İyi Film Ödülü, Fibresci'yi kazanan "La Grande Bouffe/ Büyük Tıkınma!."
Dört orta yaşlı arkadaş, zamanın Avrupa sinemasının en iyi dört oyuncusu, Marcello Mastroianni, Philippe Noiret, Ugo Tognazi ve Michel Piccoli, şehirlerden uzak bir villada kapanmaya ve orada sevişerek ve ölünceye kadar tıkınarak hayata veda etmeye karar verirler.
Fahişeleri kısa zamanda gönderirler ve ölüm işini sadece tıkınmaya bırakırlar.
Filmin son sahnesinde bir bahçe bankının üzerindeki yazı okunur. Bugün pek çok Avrupa ev bahçesinde o dizeleri görürsünüz..
"Af için güneşin öpücüğü/ Neşe için kuşların şarkısı/ İnsanın, Tanrı'nın kalbine/ En yakın olduğu yerdir, bahçe.
Dorothy Gurney" Film, o zaman, pek çok ülke gibi Türkiye'de yasaklandığı için, yıllar sonra, Paris'in ücra sinemasında, kesintisiz gösterilmeye devam ederken bulmuş, izlemiş ve bayılmıştım.
O muhteşem dört arkadaştan hayatta sadece Michel kalmıştı. 12 Mayıs'ta, 94 yaşında ölmüş..
Bu ülkede sinema yazarı mı kaldı ki?.

Tebessüm
- Garson!. Bu sineğin fincanımda ne işi var?..
- Bence sırtüstü yüzüyor, Bayım!..

Sevdiğim Laflar
"Yusufçuk olacaksın bu hayatta Kendi güneşine kanat açacaksın."
Sezai Güler

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.