HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Timur Selçuk değil!. Dost Timur!. Baba Timur!.

Karşımda ekran açık.. Önümde klavye.. Ben onlara bakıyorum, onlar bana.. Kafam gitmiyor ki, parmaklar dokunsun.. Zor!. Çok zor Timur'u yazmak.. O insanın, o dostun, o kardeşin ardından yazmak o kadar zor ki..
Hani beklersin, kendini alıştırırsın, kolay olur..
Ben bekliyordum.. Biz bekliyorduk daha doğrusu, Timur'la, kızı. O çok sevdiğimiz ve sanatına hayran olduğumuz kızı, dansçı kızı Mercan'ın kendi okulu ve öğrencileri ile düzenlediği sezon sonu gösterisini bekliyorduk, Timur'la..
Geçen yılın ekiminde Caddebostan Kültür Merkezi'nde beraberdik Timur Baba ile.. Kızı Mercan Selçuk ve okulunun gösterisini izlemek için..
Nasıl mutluyduk, Mercan'ı ve harika öğrencilerini seyrederken..
Tadı damağımızda kalmıştı.. "Yıl sonu gösterisine de muhakkak gelelim" diye konuşmuştuk, temsil sonu kulise Mercan'a sarılmaya, öpmeye koşarken..
Pandemi, sezon sonu gösterisine izin vermedi.. Telefonlaştık.. "Yeni seneye inşallah, Timur Baba" dedim..
"İnşallah Hıncal Hocam" dedi, Timur Baba..
O bana "Hıncal Hocam" derdi, ben ona "Timur Baba" Modern Folklu günlerden kalma..
Biz, "Pandemi bitsin de Mercan Selçuk resitali gelsin"i beklerken, Timur Selçuk'un, Timur Baba'nın "Ölümsüzler Katı"na ulaştığı haberi geldi..
Daha üç gün önce, bulunmaz arkadaşım Serdar Şensezgin ile, dost, kardeş Erdoğan'ın Kanlıca'daki İkinci Bahar lokalinde pazar kahvaltısı için buluşmuştuk bahçede..
Her dilden, abartısız binlerce şarkıyı çalar söyler Serdar.. 4 saat, 5 saat durmaksızın söyler ve harika söyler..
Her buluşmamızda da, gitarını alır, köşeye çekilir. Başlar.. Ve mutlak Timur'la bitirir..
Gene öyle yapmış, Timur'dan bir demet sunmuş ve "Bu Hıncal Ağbi'ye" diyerek, "Beyaz Güvercin"i söylemişti..
"Süzülüp mavi göklerden yere doğru Omzuma bir beyaz güvercin kondu Aldım elime usul usul okşadım Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım." Bu şarkı benim için gerçekten çok anlamlıdır. Gerçekten her dinlediğimde bana gençliğimi yeniden yaşatır. Biraz beni anlatır sanki.. Ümit Yaşar'ın pek çok dizesinde kendimi bulmuşumdur..
Şairi bu yüzden çok severim ya..
Serdar, şarkıyı bitirdi.. "Dün Nispetiye Caddesi'nde rastladım, Baba'ya" dedi.. "Yürüyüşe çıkmış.. Ayaküstü konuştuk. Nasıl keyifli, nasıl sağlıklıydı" dedi.
"Ağaçlar ayakta ölür" diye bir laf vardır.
Timur Baba "Ayakta" gitti işte..
Sürünmeden.. Dimdik.. Ayakta..
Bugün en büyük tesellim bu..
Dün Ahmet Kurtaran yazdı, bizim dükkanda..
Timur ve biz, yani Modern Folk Üçlüsü, Doğan Şener sayesinde buluştuk. Işıklar içinde yatsın, kuzenim Doğan, o yıllar Pop Müzik Türkiye'nin kralıydı. Hey dergisi fırtınasının Genel Yayın Müdürü, zamanın en saygın gazetesi Milliyet'in, Magazin Müdürüydü. Haftalık Pop Müzik sayfaları da efsaneydi.
Timur'la iyi arkadaştı.
Timur Ankara'dan başlayarak, İstanbul ve Adana'yı da içeren bir turne planladığı zaman Doğan "Turneyi Modern Folk Üçlüsü ile yap" demiş, Timur'un da aklı yatmış. Ben meneceriyim ya, MFÜ'nün, Doğan aradı, Timur'la beraber. Konuştuk. Anlaştık. İlk Konser Ankara'da, Dedeman sinemasında.. Timur geldi Ankara'ya.. Ben, Basıntepe'deki evimde tek başınayım.. Sabah erkenden bizde buluşuluyor, akşama dek, bizde prova..
Konseri ben sunacağım. Modern Folk'la başlayacak.. Son şarkıları "Allam Alam seni yar"da Timur sahneye gelecek. Dörtlü okuyacaklar. Sahne Timur'a kalacak. O da Sen Nerdesin ve Ayrılanlar İçin'le final yaparken, Modern Folk sahneye dönecek ve bu iki şarkıda Timur'a vokal yapacak..
Bir yanda Timur, öte yanda Doğan gibi iki usta olunca, bütün düzenlemeler hızla yapıldı. Çalışmalar hızla sürdü ve bitti. Öyle ki, her gün baş başa sohbetlere ve keyif saatlerine bol vakit kaldı.
Orda işte Timur'la tanıştık, ısındık, kardeş olduk.. O sevgim de, saygım da devleşti.
"Timur" diyemiyorum bir türlü.. "Timur Baba" dedim..
Çocuklar da sevdiler..
Onlar da "Timur Baba"ya başladılar..
Timur da bana "Hıncal" diyemiyor..
Ondan büyük ağbisiyim ya.. Çocuklar bana hep "Hocam" derlerdi o yıllarda..
O da uydu çocuklara.. O da bana "Hıncal Hocam" der oldu..
O Dedeman Konseri öncesi, Fattum'un (Orda da annemden miras kalan bir Fatma vardı, evde bana bakan) yemekleriyle her günü birlikte yaşadık. Timur midesinden ağır hastalık geçirmiş, midesinin nerdeyse tamamını almış, yemek borusuyla, ince bağırsağını nerdeyse uc uca bağlamıştı tıp..
Bağırsak ucundan bir mide yaparak. O çok dikkatli yiyordu, ama çocukların o neşeli iştahına da uyuyordu.
Orda bir mucize oldu, işte.. Bir akşam üzeri Timur Baba "Şimdi tamamladım Hıncal, ilk sen dinle istedim.. İşte son şarkım" dedi ve girdi..
"Korkma!
Sana ne dil uzatır ne de el kaldırırım, Gözümü kan bürümüş diye benden çekinme:
Nasıl birden düşerse bir ağaca yıldırım Beni baştan aşağı çarpar o lahza inme." Bittiğinde büyülenmiş gibi oldum..
"Baba bu muhteşem.. Hemen repertuara almalısın" dedim.. Aldık.. Turnedeki her konsere "İnme" gibi indi, "İnme.." ..Ve yıktı geçti salonları..
Sanat konusunda iki büyük gururum vardır..
Biri, Timur'un İnme'si, benim evimde bitti ve ilk ben dinledim dünyada..
İkincisi, Sezen /Onno, "Sen ağlama" gece yarısı sabaha doğru bitmiş. Sezen aradı, telefonun çıngırak sesi ile, "Ne oluyor bu saatte" diye heyecanla uyandım.
Sezen "Şarkı şimdi bitti. Onno çalacak gitarla, ben söyleyeceğim. Sen ilk dinleyen olacaksın, hem de canlı" dedi..
Dinledim, o saatte öldüm. Daha büyük gurur ne olur ki, hayatta?.
Timur'un İnme'si bende indi yani!.

*

Burada durdu parmaklarım gine..
"Yemem diyenden kork" der ya eskiler..
Siz de "Yazmam" diyenden korkun..
Timur'la anılar o kadar çok, söylenecek, yazacak şey o kadar fazla ki..
Bir yazı daha lazım en azından.. O da yeterse.. Bu günlük burada kalsın..
Gökyüzüne baktığımda artık, süzülüp gelen beyaz güvercinde seni bulacağım Timur Baba.. Doğan Baba'yı benim için öp, oralarda..
Seni bana tanıttığı, bu hayal bile edilemeyecek anları, unutulmaz anıları yaşamama sebep olduğu için, nasıl teşekkür ettiğimi söyle..

***


Yalçın Granit!.

Birbiri ardına gelen her ölüm beni büyük bir hüzne boğarken, bir yandan da, ne kadar mutlu bir hayat yaşadığımı anlatıyor. Hayatı mutlu kılan şey, ona anlam veren dostluklar, arkadaşlıklardır..
Çok ama çok sevdiğim Yalçın Granit'in ölüm haberini aldığımda da aklıma gelen şey bu oldu..
Sadece Galatasaray'ın değil, Türk basketbolunun simge ismi Yalçın Granit arkadaşımdı benim yahu!.
Türk voleybolunun simge ismi Değer Eraybar, hem de nasıl arkadaşım, son yıllarda meslektaşımdı üstelik, Milliyet Spor'da..
Ya Türk Atletizmi'nin simge ismi Cahit Önel..
..Ve tabii, adı yeter.. "Kral" deyince bilirsiniz hemen Metin Oktay!.
Galatasaray ne kadar büyük kulüp ki, bu simgeleri yaratmış, Türk gençlerine hedef, idol armağan etmiş..
Sporda, sanatta yüzlerce sayabilirim size.. Ne mutlu bana, hepsi yakın dostum!.
Yalçın'la, Hasnun Galip'te tanıştık, yıllar yıllar evvel. Galatasaray Kulübü o tarihi binadaydı işte..
Bir İstanbul gelişimde, meraktan uğramıştım.
Meğer bir katında genişçe bir salonu sporculara ayırmışlar, gelip çalışsınlar diye.. Kulübün kullandığı açık hava sahası da hemen ordaki Galatasaray Lisesi bahçesindeydi..
Grand Court..
Binaya girdim, pat pat, top sesleri..
Spor muhabiriyiz ya.. Sese gittim.
Salon. Kapı açık. Girdim.. Yalçın.. Granit!.
Yenilmez Armada'nın kaptanı.. Orda tek başına çalışıyor. Dripling yapıyor. Bir duvara pota asmışlar, şut atıyor..
Basketbolu en çok yazan gazeteyiz ya.
O da benim adımı biliyormuş.
"Çalışmam bitiyor, az bekle bir çay içeriz" dedi. Nasıl gönül adamı..
Oturduk..
"Hemen her gün gelip burada tek başıma çalışıyorum" dedi. "Günde en az 500 şut atarım.. En az bir saat de dripling idmanı yaparım.." O zaman 30 saniye kuralı yok. "O kural çıktı ise, Yalçın'ın yüzündendir" diye çok düşünmüşümdür.
Galatasaray öne geçti mi, zorlu maçta, "Freze" derlerdi adına.. Oyunu dondurma yani.. Yalçın eline topu alırdı, hadi alabilirsen al.. İki elle nasıl driplingler yapar, nasıl feykler atardı.. 20 dakikalık devrenin 10 dakikasında oyun dondurduğunu bilirim. Hücumda da efsane.. Yakından tutarsan, feyk ve turnike. Uzaktan tutarsan şut.. İkisi de basket.. İki kişi tutarsan, bir kişi boş kalır takımda. Asist, o da basket..
Öyle silahtı Yalçın işte.. Fransa kaptı onu.. Devrin en büyük Avrupa takımı Fransız Racing transfer etti..
İşte o muhteşem Yalçın'ın sırrı, Hasnun Galip'te, benim evim salonundan az büyük bir yerde, antrenörsüz falan tek başına şut ve dripling çalışmalarıymış..
"En kıskandığım adam Turgay Şeren" dedi, çay içerken.. Genç Turgay da, daha o zamandan Galatasaray ve Milli Takım efsanesi.. Hayretle baktım, "Basketçi Yalçın, futbolcu Turgay'ı niye kıskanır" diye.
Güldü.. "Buraya antrenman için her geldiğimde kulüp bana 25 kuruş ödüyor" dedi. Tramvayla geliyor.
Tramvay da 10 kuruş. Masraf ediyor ya..
Peki, kıskançlık.. Turgay'a ise 1 lira ödüyormuş, kulüp muhasebesi, her gelişinde..
Basketçiye 25 kuruş. Futbolcuya 1 lira..
Işıklar içinde yat, Sevgili Yalçın..
Ona son zamanlarında çok iyi sahiplenen ve ne hayırlı bir evlat olduğunu kanıtlayan Ali Granit'e de, bir Yalçınsever olarak, teşekkürler..

***


Beyaz Güvercin!.

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Bembeyazdı tüyleri öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı

Eğildim kulağına dur gitme dedim
Hareli gözlerinden öpmek istedim

Duydum avuçlarımda sıcaklığını
Duydum benden yıllarca uzaklığını

Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Kavuşmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

Soğuk sularından içtim serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

Belki buydu sevmek, hayat belki buydu
Işıl ışıldım gözlerim dopdoluydu

Bir name yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir name yükseldi güzelden beyazdan

Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını

Sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omzuma bir beyaz güvercin kondu

Aldım elime usul usul okşadım
Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

Ümit Yaşar Oğuzcan

***


Tebessüm
Paraya yön vermek için Okullar bitirmenize gerek yok. Minibüste şoför arkasına oturun yeter. (Teşekkürler Utku Gürtunca)

Sevdiğim Laflar
"İnsan ne taşıyorsa, dünyaya bakınca onu görür." Goethe

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.