HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Karar vermek o kadar zor ki!.

Bir yanda sözüm ona muhalif gazeteler var.. Bizde muhalefet, iktidar ne yaparsa yapsın "Kötü" demek ve kötülemek, "Sözüm ona" deyişim ondan..
Hükümetin Kovid-19'un yayılma hızını engellemek için aldığı her kararı, eksik, yanlış, korkak buldular. Kendi yalanlarıyla hiç çekinmeden öyle dehşet salladılar ki..
Mesela.. Sözcü köşe yazarı Saygı Öztürk, aynen şunları yazdı.. (Bozuk Türkçe bana ait değil). "Ülkemizde vefat edenlerin sayısı 11 milyon geçtiği ifade ediliyor." Yani 8 kişiden biri ölmüş..
Yani ortalama her ama her evden bir cenaze çıkmış da, haberimiz yok.
Ya Yılmaz Özdil.. Aynen okuyun lütfen.
"Ölüm sayılarının, vaka sayılarının gizlendiğini bizzat "şeffaf" denilen sağlık bakanımız itiraf etti.
Bitti denilen salgın, kontrolden çıktı.
Ben size lafı eğip bükmeden söyleyeyim, şimdilik 38 bin insanımız hayatını kaybetti.
İstanbul'da her 10 testten 7'si pozitif çıkıyor.
Torpili olmayan herkesi evine göndermelerine rağmen hastanelerde yer kalmadı, aralık ayının ortasından itibaren torpilliler bile yoğun bakım yatağı bulamayacak.

Grip aşısı yok.
Çünkü siparişte geç kaldılar.
Korona aşısının da yüzmilyonlarca doz siparişini gelişmiş ülkeler şimdiden kapattı, vatandaşlarını ücretsiz aşılayacaklar, biz Türk vatandaşları eczaneden bile alamayacağız." Yani, ölmüşüz ağlayanımız yok.. Yani durum bu kadar vahim de, İzmir'de yaşıyorsun.
Yunanistan yüzme mesafesinde. Kaçıp gitsene, Yılmaz..
Demek istediğim, önlem alırsın, muhalefet yeterli bulmaz.. Çok önlem isterler ki, millet bu defa işsizlik, parasızlık ve açlıktan ölsün ki, iktidara saldırsınlar..
Şimdi bu ne olacağı gerçekten belirsiz salgın esnasında, insan olan nasıl oy, nasıl seçim düşünür?. Hepimiz el ele vermeli, tek yürek, tek dil, tek bilek olmalı değil miyiz.
Şu salgını atlatalım, birbirimizi yiyecek çok zamanımız olacak..
Sorum şu.. Ne yapsan beğenmeyen, yaptığın her şeye kulp takan, hasta sayısı ve ölümler arttıkça nerdeyse zil takıp oynayacak hale gelen bir muhalefet varken, siz yönetimde olsanız ve karar verseniz ne yaparsınız?.

Bu köşe yazısını aşağıdaki linke tıklayarak sesli bir şekilde dinleyebilirsiniz

Bir yanda, salgını durdurmanın tek şartı, yüzde 100 kapanmak.. Yani herkes ev hapsinde.. Mümkün mü?. Değil tabii..
Öte yanda, işsizliği önlemenin, 80 milyonu doyurmanın tek şartı da her şeyi serbest bırakmak.. O da mümkün değil tabii..
Geriye bir tek şık kalıyor.. Zaten ne yapsan itiraz edecek bu sözde muhalefete kulak tıkamak, onun gazına gelmemek ve terazinin bir kefesine, "Salgının hızını kesme"yi, öbür kefesine "Her eve para gitmesine izin veren düzen"i koyacaksın ve dengeyi bulacaksın..
Kolay mı?.
Değil tabii..
İşte, "Hızlı yayılmaya sebep oluyor" diye, kafe, kahve, restoran ve gece kulübü benzeri yerleri kapadılar..
Ne oldu, peki?.
Ne olduğu sayfamızdaki fotoğrafta var.
İçerde sosyal mesafe ile oturtulanlar bu defa, sürüler halinde sokağa salındılar. Sadece yemek yiyenler değil, sokaktan geçenler bile bulaşma tehlikesinde şimdi..
Neden?.
Çünkü, kapalı mekanlarda bile sosyal mesafeyi kontrol edemeyen devlet, sokağı nasıl denetleyecek?. Hadi şu fotoğraftakilerin hepsine birden ceza yazın bakalım?. İstanbul Emniyeti'nin tümü elinde makbuz sokağa çıksa yetmez.. Ki kaç defa yazdım..
Şişli Emniyet Müdürlüğü'ne 10 adım mesafedeki Atiye Sokak'ta millet maskesiz ve mesafesiz dolanıyor. Kimsenin umurunda değil.. Değil çünkü bizim polis dolaşmıyor.
Devriye gezmiyor. Görünmüyor. Karakolun önüne beton bloklar yığmış, içerde ışıkları kapamış, saklanıyor.
Saklanan polisle salgın hızı kesilecek öyle mi?.
İhbar geliyor, gidip ev partisi basıyorlar.. Kestikleri ceza, orda toplanan zengin çocukları için, bahşiş parası değil.
O genç, hastalanmaktan da korkmuyor. En özel, en pahalı hastanede, yoğun bakım, en ünlü doktor, en pahalı ilaç emrinde onu bekliyor nasılsa.. Ya evde çalışan hizmetçi, ondan kaparsa..
Gecekondusuna götürürse, o kondudan mahalleye yayılırsa, kaç fukara ölür?. Onu düşünen kim ki?.
O zaman, o evlerde partileme nasıl önlenecek?.
İşte zurnanın zırt dediği yer burası, Sağlık ve İçişleri Bakanlarım!. Sizlere bir türlü anlatamadığım bam teli bu..
1- Herkesin başına polis dikemezsiniz.
2- Bu komik cezalarla da kimseyi ürkütemez, herkesi kendi kendisinin polisi yapamazsınız.
O zaman da salgını önlemeyi geçin, hızını bile azaltamazsınız..
Çare ne?.
Çare açık.. Cezaları "Ürkütücü" boyuta getirmek..
1- Evlerde parti yapıldığında, katılan herkese 10'ar bin lira ceza kesilir. Bu paralar, korona mücadelesi için oluşturulacak Sağlık ve Yardım Fonu'na yatırılır.
2- Partiye katılan herkes 10'ar gün "Zorlama hapsi"ne mahkûm edilir ve partiden doğru hapishaneye götürülür.
Hadi bakalım, partilesin bakalım, zengin babanın devlet tanımaz şımarık çocukları da görelim..
Ayni pahalı cezalar, bugün hepsini kapattığınız mekanlara da konur..
Konur ki, kuruyla yaş beraber yanmasın..
M.M.T. yani, Maske, Mesafe ve Temizlik dediğimiz kurallara uyan mekanı da kapatacağına, uymayana, hapis, o dükkanı kapamak dahil, ağır para cezaları koyarsan, devletin denetlemesine gerek kalmaz. Patron ve sorumlu müdür, anında zorlama hapsi ile içeri gideceklerini bildiklerinden bakın nasıl ellerine marangoz metresi alıp dükkanlarının içinde baş polis kesilirler..
Geçen hafta TURYİD (Türkiye Restoran ve Eğlence Yerleri Derneği) Başkanı Kaya Demirer açıkladı..
"Bu ülkede bu tür 100 bin işletme ve buralarda çalışan 2 milyon insan var. Yani 2 milyon aile bu mekanlarda çalışanın eline bakıyor. Ki bu 2 milyonun çoğu da garson.
Yani bahşişle geçiniyor. Kapı kapandı mı, ailesi aç.
"Bu 100 bin işletmeden sadece yüzde 15'i, Gel- Al ve Paket Servisi yapacak durumda. Gerisi kapanacak. Açık kalan yüzde 15 de, normal çalışırken yaptığı cironun Gel- Al sistemi ile yüzde 15'ini ancak yapabilecek!.".
Kaya'nın rakamları, Kovid-19'dan da daha tehlikeli değil mi?.
İstanbul'un dünyaca ünlü bir restoranı var.. Taa Amerika'dan, Avustralya'dan buraya yemek yemeye geliyorlar.. Sunset!.
Buranın patronu Barış Tanseven dünyaca ünlü bir işletmeci. Bir yurt dışı gezimde, o da vardı. Gözlerimle gördüm..
Bu da onun sözleri..
"Kapalı kaldığımız dönemin yaralarını yeni yeni sarmaya başlamışken alınan bu kararla tekrar karanlığa gömüldük. Biz Turizm Bakanlığı'nın istediği tüm önlemleri alarak Turizm İşletme Belgesi aldık.
O zaman niye Turizm Tanıtım Fonu'na kâr da etsek, zarar da etsek para veriyoruz? Niye koşa koşa Güvenli Turizm Sertifikası almak için yüz binlerce lira para harcıyoruz? Niye her türlü hijyen standartlarını kontrol etsin diye ekstra gıda mühendislerini ekibimize dahil ediyoruz?
Niye termal kameralara, havalandırmalara on binlerce euro harcıyoruz? Madem bir önemi yoktu, o zaman biz niye bütün bu yatırımları yaptık? Çok ama çok üzgünüz." Bir isim daha.. Jüpiter Gurubu Başkanı Tayfun Topal.. Yakın arkadaşım.. Bizim Salı Gurubundan. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un Danışmanı.
Nişantaşı'nda da restoranı var, Armutlu'da da.. Her kesimi biliyor. Buyurun onu da dinleyin..
"Yeme-içme sektöründeki işletmelerin, yüzde 70'i 2021'e batmış olarak girecek.
Ayakta kalabilenler iki sene içinde ancak toparlanır. Paket servisiyle mekanların dönmesi mümkün değil. Ayrıca işletmelerin büyük bölümünün paket servisi yok.
Bu da demek oluyor ki, dükkanların çoğu kapanacak. Tüm imkanlarını seferber edip 2021'e ayakta girebilen işletmeler yoluna devam edebilir. Çok şubeli marka işletmeler bile şubelerini kapatmaya başladı. En büyük sorunumuz kira ve personel maaşı. Hiçbir mal sahibi bu dönemde kirada herhangi bir iyileştirme yapmadı, yapmıyor. İşletmelerin büyük çoğunluğu kira ödeyemediği için icralık oldu."

*

Son zamanlarda sık kullanır oldum..
"Yaptığın hayır, ürküttüğün kurbağaya değmeli.." Yani "Ölçülü ol" demiş, eskiler..
Burada, kurbağa, Kovid-19.. Hayır da, halk yararına alınan önlemler oluyor..
Sağlık ve İçişleri Bakanları, tüm önlemleri bu ölçü, bu denge içinde almak zorundalar..
Bir de unutmayacaklar..
Önlem, almış olmak için alınmaz.
Uygulansın diye alınır.. Aldığın önlem kurbağayı ürkütmeli.. "Ben bu havuza girersem, biterim" demeli kurbağa ki, önlemi sen olmadığın zaman dahi korkusundan gene de uygulasın..
Anlatabildim mi, Sayın Sağlık Bakanım, Koca.. Sayın İçişleri Bakanım Soylu!.

*


"Bir Başka" değilmiş!.

Cumartesi akşamı, Netflix'te 1955 yapımı bir film izledim.. Sophia Loren'in ilk filmlerinden biri.. Siyah beyaz.. Venüs'ün İşareti. Orijinal adı.. İl Segno di Venere..
Seyrederken "Bu film bana bir şeyler hatırlatıyor" dedim. Bitince de, mührümü bastım..
Dino Rissi, 1956 Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Adayı olan filmi ile, bizim Yazar /Yönetmen Berkun Oya'ya ve onun gene Netflix'e çektiği "Bir Başkadır"a öncülük etmiş.
Dino Rissi, 1950'lerin Roma'sına bir pencere açıyor ve orada, çeşitli kesimlere mensup, üçkağıtçısından şairine, kapısını bir erkeğin çalmasını bekleyen evde kalmıştan, peşindeki erkeklerden usanan, kaçan güzel genç kadına, insanları tanıtıyor.
Tanıtıyor da, sonra hiçbirini hiçbir şeye bağlamıyor.. "Yeter tanıdığınız" diyor ve "Fine / Son" yazıyor, ekrana..
Bir Başkadır da öyle değil mi?. Olay değil insan anlatan.. Fotoğraf gösterme uğruna, ritm ve tempodan vazgeçen..
Aslında seyirci değil, festival ve eleştirmenler için çekilen.. Seyircisini ise olağanüstü oyunculukla sürükleyen.
Dino Rissi'nin filminde de, Berkun gibi oyunculuk ve tiplemeler müthiş..
Vittorio de Sica, Sophia Loren, Raf Vallone, Alberto Sordi başta, nerdeyse tüm kadro dünya çapında şöhret oldular..
"Oyunculuk" dedim de..
TRT'nin "Benim Adım Melek" adlı her bölümü üç saat süren bitmez tükenmez dizisi de müthiş oyunculuk sayesinde her Çarşamba reyting listesinin tepesinde..
Yönetmen Cem Akyoldaş'ı "Oyuncu Yönetimi" ile yürekten kutlarken, Yapımcı Süreyya Önal'a haksızlık ettiğimi fark ettim, son bölümlerde.. Kadro seçiminde müthiş işler yapmış, yapıyor Önal.. Karel Gültekin diye bir kız katıldı diziye.. Yani böyle bir oyunculuk.. İki bölümde tüm seyircinin nefretini kazanan bir tipi oynamıyor, yaratıyor.. Kaan Çakır (Alpay'ı oynuyan) kadar, bir bakışıyla her şeyi ifade edebilen bir kötü tipleme daha.. Alkış!.

***


TEBESSÜM
Trabzon Havaalanı'nda yan yana oturmuş yolcu beklerken sohbete daldılar.
Temel "Ben Amerika'dan dönen kardeşimi bekliyordum" dedi.. "Bu, 40 yıldan beri eve ilk dönüşü!." Yanında oturan "Onu tanıyabilecek misin" diye sordu.
"Nerden tanıyım" dedi Temel..
"Evden o kadar zamandır uzak ki.."
"O, seni tanıyacak mı, peki" diye sordu, öteki..
"Tabii tanıyacak" dedi, Temel.
"Ben hiçbir yere gitmedim ki!. Hep buradayım."

SEVDİĞİM LAFLAR
"Bazen en mükemmel insanlar bile bencilce düşünmekten uzak duramazlar!."
Victor Hugo

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.