HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Düşmanın öldü, ama gene olmadı, Fatih Terim!..

Önce Galatasaray Spor Kulübü'nün utancı..
Galatasaray'ı büyük maddi uçurumlardan kurtaran, menkul, gayrimenkul servetler kazandıran, bu yüzden muhaliflerinin bile "hayır" demeye utanmaları yüzünden mali ibra alan, ama idari ibra edilmeyen, yani "başarısız" ilan edilen 37'nci Başkan Mustafa Cengiz, içeride, dışarıda düşmanlarla savaşırken üstelik ölüm döşeğindeydi.
Malatya maçının olduğu gün öldü. O akşam Galatasaray maça bembeyaz formalarla çıktı. Ali Sami Yen'in kulübünün zerresi kalmış olsaydı, Cengiz'in günlerinin sayılı olduğunu bilirler ve her maç için bir takım siyah formayı hazır tutmasını malzemeciye bir, sadece bir kere söylerlerdi.
Söylemediler. Mustafa Cengiz'in öldüğü gün Galatasaray sahaya beyaz formayla çıktı. İlk yarıda kollarında siyah bant vardı, ama devre arasında biri emir verdi ve o bantlar çıkarıldı.
O emri verecek iki kişi var, Galatasaray'da.. Başkan Burak Elmas ve Teknik Direktör Fatih Terim?.
Sizce hangisi?.
İkisi de olabilir. İkisinin de nasıl Mustafa Cengiz nefretiyle dolu olduklarını gördük, yaşadık. Başkan, daha seçildiği gün, mazbatasını bile almadan verdiği emirlerle, ölüm döşeğindeki, ama o an, hukuken hâlâ resmi başkan olan Cengiz'e nasıl kafa tuttuğunu ve kulüpteki bütün ipleri Fatih Terim'e teslim ettiğini gösterdi.
Kulüp yönetimini Başkan'ın(!) önünde diz çöküp biat etmesi sonucu ele geçiren Fatih Terim ise ölüm döşeğindeki Başkan Mustafa Cengiz'i pervasızca "Galatasaray düşmanı" ilan etmişti.
Malatya maçı öncesi işte o Galatasaray düşmanı Başkan öldü.
Haberi alınca o rezil, o utanç internet sayfası, Galatasaray.org adlı resmi siteyi açtım.



En tepede siyah beyaz bir resim. Altında "37. Başkanımız Mustafa Cengiz'i kaybettik.
Camiamıza başsağlığı dileriz." Hepsi o.. Gerisi hatta geçen yıldan kalma, küflü de değil, kokmuş haberler..
İki satır hayat ve Galatasaray hikâyesi bile yok. Oysa öleceği belli başkan için, köşede 4 santimlik bir resim değil, tam ekran kaplayan bir "Veda ve Teşekkür" sayfası elde hazır tutulmalıydı.
Ama ölen Başkan değil, düşmandı ya..
Başkan Burak Yılmaz başta, kulüp yönetiminden hiçbirinin mesajı yoktu, resmi sitede.. Hiçbir teknik adamın, hiçbir maaşlı kulüp adamının.. Pardon bir futbolcunun vardı.. Galatasaray'dan yıllar evvel ayrılan, şu anda da Avrupa'da yaşayan Polonyalı futbolcu Podolski, haberi oralardan almış ve hemen üzüntülerini yazmıştı.
Ben bu satırları sabah 11 sularında yazıyorum. Birkaç saat sonra cenaze töreni var. Nasılsa kulüp hesabından bir çelenk gönderirler. Bir ikisi utanmadan tabutun arkasında saf durup, bir şeyler mırıldanır gibi de yapar belki..
Ben o sahte yüzleri görmemek, onlara "Burada ne işiniz var, utanmıyor musunuz?" diye bağırıp cami avlusunda olay çıkarmamak için gitmiyorum.
Canlı verirse eğer, Galatasaray TV'den izlerim.
Sevgili Mustafa.. Sen benim hemşerimdim.
İkimiz de Antepliyiz. (Ben doğduğumda Kilis, Antep'in ilçesiydi.) İkimiz de Mülkiye'de okuduk. Alkent Sitesi'nde komşuyduk. Yolumun üzerinde olduğu için benzinimi hep Uğur Mumcu Caddesi'ndeki istasyonundan alırdım. Beni orada vurdular.. Yollarımız, Galatasaray dahil ne kadar kesişmiş, hayat yolunda..
Allah sana gani gani rahmet eylesin..
Allah seni cennetine kabul eylesin ki, dünyada çektiğin maddi, manevi acıların orada biraz unutulsun artık..
Tüm ailene, sevenlerine ve Galatasaray başta, tüm spor ve futbol camiasına da başsağlığı dilerim.. (Burak ve Fatih hariç..)

*

Beyaz formalı ve ikinci yarı siyah bandını da çıkaran Galatasaray, Fatih Terim'in "Galatasaray düşmanı" ilan ettiği Başkan'ın ölümüne rağmen, gene başarılı olamadı.
Ligin en az gol atan ve en çok gol yiyen, ikinci küme hattındaki Malatya önünde 1 puan kurtarabildi ancak Terim..
İlk yarıyı gene kendisine has garipliklerle çıkardığı 11 yüzünden pozisyona bile giremeden 0-0 bitirince yukardan (Cezalı ya.. Takımı tribünden yönetiyor, sahada kuklaları var) emir verdi herhalde.. "Siyah bantlar uğursuz geldi. Galatasaray düşmanına matem tutarsak uğursuz gelir tabii. Hemen çıkarın" demişse şaşmam.. Burak Elmas, o bantların ikinci yarı niye takılmadığını resmen açıklamazsa da şaşmam..
Çünkü o çocuk, başkan değil, oyuncak!.

*

Ben yazarken Fener maçı oynanmamıştı.
Onun dışında bütün sonuçlar Trabzon'a çok uygundu, tesadüfe(!) bakın..
"İlk yarı sonuna dek hakemler hakkında konuşmama kararı aldık" demişti Trabzon ve Kulüpler Birliği Başkanı Ahmet Ağaoğlu.
Bu yüzden Beşiktaş-Trabzon maçında VAR, Trabzon-Gaziantep maçında da orta olarak sahaya çıkan ligin en kötü hakemi Suat Aslanboğa atamalarının ne demek olduğunu soran çıkmadı. Trabzon'a uzaktan da rakip olacak takımların maçlarında hakemlerin rakiplere nasıl yardımcı oldukları da yazılmadı ve konuşulmadı tabii.
Hele Antep maçında, Güney takımı resmen alenen katledilirken, tüm kulüpler sustular.
Milleti peşine toplayıp Federasyon'u basacağını ilan eden Burak Elmas dahil..

*

Altay Alsancak Stadı'na Mustafa Denizli adı verildi. Sevgili dostum ve kardeşim Mustafa Denizli'yi mesaj çekip kutladım..
"Başakşehir maçı için uçaktayım.
Seni ararım" dedi. Maçtan sonra iki defa aradı, açmadım. Açsam çok ağır konuşacaktım çünkü.
Başakşehir maçında, Altay'a oynattığı futbolla, tüm kariyerini gömdü, çünkü..
İngiltere'ye 8-0 yenildiği zaman "Şerefli yenilgiler, onurlu beraberlikler ve şeref golü" gibi, dünyanın hiçbir liginde olmayan "utanç hedefleri" devri bitti. Artık biz de tüm ileri futbol ülkeleri gibi "Kazanmak için oynayacağız" dedim.
Bu ülkede "Hücum futbolu" devrini başlattı Denizli..
Galatasaray, o zamanki Şampiyon Kulüpler Kupası'nda "yarı final" oynayan ilk Türk takımı oldu. Ardından UEFA Kupası'nı kaldırdı. Şampiyon Kulüpler Kupası galibi Real Madrid'i yenerek onun müzesinde olmayan Süper Kupa'yı Hasnun Galip'e getirdi.
O Galatasaray iskeleti üzerinde kurulu Milli Takım, 2002'de Şenol Güneş'in korkaklığı yüzünden üçüncü oldu ve şampiyonluğu kaçırdı.
İşte bu Mustafa Denizli, Başakşehir önünde, "korkak ötesi" bir utanç futbolu oynattı, "Büyük Mustafa" adı ile özdeşleşen Altay'a..
Şu ilk yarı istatistiklerinden birkaç örnek versem yeter..
Topla oynama..
Başakşehir: Yüzde 88.
Altay: Yüzde 12.
Toplam pas..
Başakşehir: 420.
Altay: 88.
Toplam orta Başakşehir: 11.
Altay: 1.
Öe ötekiler Altay şut: 3.
İsabet: 0.
Başakşehir 18'ine girme: 3.
Korner: 0.
Bunlar Mustafa Denizli rakamları ise ben bu Mustafa Denizli'yi tanımıyorum.
Yıllar önce Altay İkinci Küme'ye düşünce Öcal Ağbim efsane bir yazı yazmıştı.
"'Büyük' Altay'ı kim düşürdü?." Bugün benim yazmam lazım.. "Büyük Altay'ı 'Bu hallere' kim düşürdü?."

***


BİR MÜKEMMEL... BİR AYIP!..
Cuma akşamı, adını ilk defa duyduğum CVK Park Bosphorus Otel'e gittim. Terastaki Izaka adlı restoranda Sevgili Kardeşim Zeynep Özyılmazel, pandemiden bu yana ilk defa sahneye çıkıyordu. Ona gittim, aslında...
Meğer otel bizim tarihi Park Otel'in yerine inşa edilmiş.. Muhteşem bir teras ve nerdeyse 50 metrelik tamamen cam Boğaz cephesinde dünya güzeli İstanbul manzarası..
Bir veranda katı var. Bir de cam kenarı.. Sahne veranda katında. Biz oraya oturduk. En kenara ki, bütün salonu görebileyim. Artı Zeynep, tabii..
Salon geniş, rahat, masalar çok mesafeli..
Yemekler muhteşem.. Suşiden Kilis tavaya dek çeşitli. Ben Kilis tava istedim.
Tepsi boyunda geldi. Bütün porsiyonlar Teksas kovboyları için sanki..
Mezeler müthiş lezzetli. Tatlılar da..
Buraya daha sık gitmeye karar verdim.
Sebep bu saydıklarımdan önce..
Kapıda arabanızı karşılayandan tutun da, karşımıza çıkan, hizmet eden etmeyen, herkes ama herkes gülümsüyor..
Kapının önünde mutluluk hissediyor, mutlu ayrılıyorsunuz.
Zeynep gördüğüm en iyi Zeynep'ti..
Her türden, her yaştan, her kuşaktan insanlara hitap eden, Histoire d'un amour'dan, Ajda Pekkan/Fikret Şenes şarkılarına ne isterseniz var. Bir de bomba orkestra.. Evren Erkul (Piyano), Alper Kılıç (Kontrbas), Korcan Ulusoy (Davul), Gökhan Par (Trompet).
Harika, gerçekten harika bir gece geçirdim.
Izaka işletmesine bir tavsiyem olacak..
Hayatımda gittiğim ilk gece kulübü Ankara Palas Oteli'ninkiydi. Aslında kapısından geçemezdik ama, barda oturursak, gücümüz yeterdi.
Günay da, Günay hayatta iken böyle çalışırdı.
Izaka ayni uygulamayı yapabilir.
Veranda kısmı bar. Orada sadece içki ısmarlayarak oturabilirsiniz. O zaman veranda dolar, sanatçı da boşluğa söyler gibi olmaz.
O muhteşem manzaralı boydan boya salon da yemekli olur.
Bir denesinler.. Bu gördüğüm ve tattığım en güzel İstanbul restoran kulübü zaten gece çıkmaya hasret halkımıza ilaç olur.
Park Otel Bosphorus'un pazar brunch'ları da varmış. Ona da gideceğim..

*

Tike'ye yıllar önce ilk gittiğimde, Levent'teydi galiba o zamanlar bayılmıştım..
Pazar akşamı evde pek yemek yoktu. Yardımcım Mehmet'i, hemen Alkent içinde açılan Tike'ye yolladım..
Akdeniz salatası ve tavuk kanat isteyerek. "Ama tembih et, iyi kızarsın, çıtır olsun kanat. Bir de kaymaklı kabak tatlısı" dedim. "Sen de ne istersen seç.." Mehmet paketle geldi.
Kanatlar simsiyah yanık. Ama ısırıyorsunuz içi nerdeyse kan içinde..
Hürriyet'te Savaş Özbey'in tiryakilik yaratan bir söyleşi dizisi var.
"O mu, bu mu" diye.. Herkese sorduğu sorulardan biri, "Hatır için çiğ tavuk yer misin?." Yani çiğ tavuk kadar rezil yemek yok. Bana gelen, hem de Tike'den çiğ tavuk iyi mi?. Öyle harlı bir ateşe tutmuşlar ki üstü anında yanmış, ama içi çiğ..
Efendim Akdeniz salatası yokmuş, çünkü yeşillikleri yokmuş.. Yahu manava gerek yok. On adım ötede komşu Migros varken, "Yeşillik yok" ne demek?. O zaman niye menüde var?.
Ve de Allah sizi inandırsın.
Dünyanın en rezil, irmik helvası kıvamında bir ezme balkabağı leşi ve gene dünyada eşi benzeri olmayan bir "utanç" kaymağı.
Süt tozunu koyu çalkamışlar, olmuş kaymak.. Kedilerim bile yemedi..
Bir "Büyük" isim böyle iki paralık edilir..

***


YAZMADIĞIMIZ HABER
A Milli Erkek Curling Takımı, B kategorisinde mücadele ettiği Avrupa Şampiyonası'nda Rusya'ya 4-3 üstünlük kurarak birinciliği elde etti. Bence bu spor sayfalarında manşetlere çekilecek bir başarı.
Türkiye Curling Federasyonu Başkanı Kenan Şebin'in şu açıklaması başarının büyüklüğünü ortaya koyuyor zaten: "Rakiplerimiz 150 yıldır bu kış sporuyla ilgilenirken, Türkiye'de biz daha 10 yıldır curling oynuyoruz." Spor sayfalarının ruhunun duymadığı bu haberi de, bu sabah Mevlüt Tezel'de okudum..
Kendi sayfalarını bile okumayan spor müdürleri, Mevlüt'ü okumuşlarsa utanmışlardır.
Ama onlarda böyle bir duyu olsa, o haberi zaten manşet yaparlardı, değil mi?.
Teşekkürler Mevlüt.. Okurun haber alma hakkına hiç değilse sen uyuyorsun. Onlar da uyuyorlar, ama horlayarak!.

***


TEBESSÜM
Hayatın 4 evresi
1. Noel Baba'ya inanırsınız.
2. Noel Baba'ya inanmazsınız.
3. Noel Baba kılığına girersiniz.
4. Noel Baba'ya benzersiniz.

***


SEVDİĞİM LAFLAR
"Stresin sebebi 'Burada' iken, 'Orada' olmayı istemektir." Eckhart Tolle

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.