SÜLEYMAN YAŞAR

Erdoğan'a niye kızıyorlar?

Bir ülkede doğrudan yabancı sermaye yatırımı ne kadar artarsa, o ülkenin dünya politikasındaki ağırlığı da o kadar artar. Çünkü küresel sermaye parasını yatırdığı ülkeyi savaştan ve iç karışıklıklardan korumaya çalışır. O ülkenin çıkarlarını destekler.
Kısacası, bir ülkeye ne kadar çok doğrudan yabancı sermaye yatırımı gelirse o ülke hızla demokratikleşir. Hukuk kurallarını evrensel hukukun ilkelerine uygun hale getirmeye çalışır. Ve doğrudan yabancı sermaye yatırımı çoğalan ülkeler, artık darbelerle otoriter yönetimlere ve vesayetçi sistemlere geri dönemez.
Türkiye işte böyle bir süreçte. Son on yılda bu ülke yabancı sermaye açısından adeta bir mucize yaşadı.
Türkiye'ye cumhuriyet tarihi boyunca gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımı stoku 2002'de 18 milyar dolar tutuyordu. Yabancı sermayeli şirket sayısı ise 6 bin 280'di.
Temmuz 2012'de ise Türkiye'deki doğrudan yabancı sermaye yatırım stokunun tutarı 210 milyar dolara ulaştı. Yabancı sermayeli şirket sayısı da 30 bin 507 oldu. Özetle, son on yılda doğrudan yabancı sermaye yatırımı stoku 11.6 kat arttı.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımı o ülkeye uzun süreli gelen yatırımlardır ve bunlar sıfır faizle gelen yabancı sermaye olarak değerlendirilir.
Ayrıca doğrudan yabancı sermaye yatırımcısı geldiği ülkenin uzun vadede geleceğine olumlu bakmadığı ülkeye parasını yatırmaz.
Cumhuriyet tarihinin doğrudan yabancı sermaye stoku son on yılda 11.6 kat çoğaldıysa, küresel sermaye Türkiye'nin geleceğine güveniyor demektir bu. Kimse parasını sokağa atmaz, hele hele yabancı yatırımcı geleceği karanlık bir ülkeye parasını fırlatmaz.
Gelelim Başbakan Erdoğan'a son dönemde kızgınlığın niye çoğaldığına...
Erdoğan döneminde doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının hızla çoğalması Türkiye'deki komprador burjuvaziyi çok rahatsız etti. Dünyanın pek çok ülkesinden yeni üreticiler pazara girince onların tekel olma özellikleri yıkıldı.
Piyasaları artık kendi istedikleri gibi düzenleyemiyorlar. Pek çok yabancı yatırımcı Anadolu sermayesiyle ortak yatırıma başladı. Böylece bilginin taşmasıyla organize sanayi bölgelerinde üretim hızla arttı.
Ve son on yılda fert başına gelirin dolar bazında üç kat artmasının en önemli nedenlerinden biri de işte bu doğrudan yabancı sermaye girişindeki çoğalma oldu. Ve bu küresel sermaye, darbecilerin ve toplumu istediği gibi dizayn etmeye çalışan elitlerin işlerini iyice zorlaştırdı.
Hatırlarsanız... 12 Eylül 1980 darbesi yapıldığında Türkiye'de faaliyet gösteren 78 yabancı sermayeli şirket vardı. Turgut Özal, doğrudan yabancı sermayenin sadece büyümeyi hızlandıracağı ve yeni teknoloji getireceği düşüncesiyle değil, darbeleri önleyeceğini ve demokratikleşmeyi hızlandıracağını da bildiğinden ilk iş olarak yabancı sermaye dairesini kurmuştu.
Özal, yabancı sermayeli şirket sayısının artması için büyük çaba gösterdi. Yabancı sermayeli şirket sayısı 1980'de 78 adetti, 1991'de bu sayı 2 bin 123'e ulaştı. Böylece pek çok siyasetçinin ve İstanbul sermayesinin karşı çıkmasına rağmen Özal, küresel hukuka aykırı olan o dönemin Ceza Yasasındaki 141, 142 ve 163'üncü maddelerini değiştirdi ve Kürtçe konuşma, yazma yasağını kaldırma olanağını bu sayede buldu.
İşte şimdi Tayyip Erdoğan da yabancı sermayeli şirket sayısını 6 bin 280'den 30 bin 507'ye çıkardığı için artık darbe yapma ve bu topluma vesayet rejimini dayatma imkânı iyice azaldı. Çünkü Türkiye'de siyasi tasarımlar artık küresel kurallara uygun olmak zorunda. İşte Erdoğan'a kızgınlığın çoğalmasının nedeni bu.
İslamcılar, Kemalistler, solcular, orta yolcular hepsi kızıyor Erdoğan'a, aynı bir dönem Turgut Özal'a kızdıkları gibi. Özal'ı da tek adam olmakla suçluyorlardı, Erdoğan'ı da aynı gerekçeyle suçluyorlar.
Aslında onları çileden çıkaran çoğalan yabancı sermayenin getirdiği evrensel kurallara bağlı kalma zorunluluğu. Kendi isteklerine göre artık Türkiye'yi tasarlayamayacaklar. Çünkü darbecilerin, toplum mühendislerinin, askeri ve yargı vesayetçilerinin hareket alanı iyece daraldı. Bu yüzden de karşılarına küresel kurallar çıkınca sinirlenip kızgınlıkları artıyor.
Halk ise üretip küresel düzeyde malını ve hizmetini satmak istiyor. İçine kapanmak istemiyor.
Hemen bir örnek verelim, son dönemde Türkiye, 65 ülkeyle vizeleri kaldıran anlaşma imzaladı ve diğerlerini de kaldırmaya çalışıyor. Türkiyeliler Türkiye pasaportuyla dün dünyayı dolaşamıyordu şimdi serbestçe dolaşıyor. Rusya'dan Vatikan'a kadar vizesiz dolaşabilme lüksü geldi bugün. Erdoğan, vatandaşı ülkeye hapsolmaktan da kurtardı, ülkeden çıkmak kolaylaştı. İşte bütün değişimler toplum mühendislerinin kızgınlıklarını çoğaltıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN