SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Irak için ABD'ye reddin bedeli ağır oldu!

Eski başbakanlardan rahmetli Bülent Ecevit'in solda alternatif olsun diye kurduğu Demokratik Sol Parti, 2002 yenilgisinin ardından bir türlü toparlanamadı.

Eşi Rahşan Ecevit'in hâlâ etkin olduğu parti Zeki Sezer'in istifasının ardından yeni genel başkanını seçmek için yola çıktı. Biz de bu hafta, "Ben örgütün adayıyım" diyen, eski ekonomi bakanı yeni genel başkan adayı Masum Türker'le geçmişe uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte bir dönemin perde arkasındaki gerçekleri de ortaya çıkaran o söyleşi..

- 2002'de, "Bülent Ecevit'e kim hainlik etti" diye sorsam, yanıtınız ne olur?


Kimseyi hain ilan etmek istemiyorum. Bu olguyu yaratan şeyi görmemiz lazım. 2002'nin Nisan ayında ABD'nin Başkan Yardımcısı Dick Cheney Türkiye'ye gelmişti. Ecevit ile konuşup ret cevabı aldıktan sonra ülkesine dönmüştü. O ret cevabı sonrası bu olaylar başladı. Adeta hükümetin dağılması için düğmeye basıldı.

- Anlatın biraz bize o süreci lütfen...

Ekonomi bakanı olduktan sonra IMF toplantılarına giderken rahmetli başbakanımızı ziyarete gidip programının ne olduğunu kapsamını ve niteliğini paylaştım. Bana dedi ki; "Bunu bilmen lazım. Çünkü sana da sorabilirler. Cheney'e 'biz sizin Irak'a girmenize izin veremeyiz. Orada Müslüman vatandaşlar yaşıyor. Şiilerin Muharrem ayında özel dini törenleri vardır. Siz onları o gün vurursunuz, fazla insan ölür. Bayram ya da cami namazında vurursunuz. Biz burada inciniriz. Eğer Saddam'dan memnun değilseniz kendi yöntemlerinizle başka şekilde halledin' dedim." Ve o tarihlerde rahmetli Bülent Ecevit bunun kamuoyuyla paylaşılmasını istemedi.

- Neden?

Ona bir gün bunu hatıralarımda kullanıp kullanamayacağımı sordum. Bana, "Sakın ben hayattayken yapma. Yanlış anlarlar beni. Dini alet etti derler" dedi. Bunu o tarihlerde sadece Saadet Partisi Milletvekili Mukadder Başeğmez ile paylaşmıştım ve rica etmiştim kimseyle paylaşmamasını. O da sözünde durdu. Şimdi bunu ilk kez sizinle paylaşıyorum.

- Sonra?

Sonra aniden hastalandı. Birdenbire ülkede kriz çıktı. DSP'den kopmalar başladı. Seçim kararı verildi. Böylesi bir kararın ardından sorgulanması gereken önemli şeyler var.

'ÖZKÖK AÇIKLAMA YAPMALI'

- Mesela?

Mesela eski Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök'ün açıklama yapması gerekir. 3 Kasım'da seçim var. Ve Türkiye hükümetinin kiminle kurulacağı belli değil. Genelkurmay Başkanı'nın 4 Kasım'da Amerika'ya gitmek üzere randevusu vardı. Bunun da birlikte değerlendirilmesi gereken bir olgu olduğunu düşünüyorum.

- Yani her şey bir kurgu muydu sizce?

Değilse bile seçimden bir gün sonraya alınmış randevuya nasıl onay verilir? Arşivlere bakılırsa da görülür. O günden sonra Türk askerlerinden hiçbiri Irak sınırında kalmadı. Sonra girmek istediğimizde Amerika'nın bize izin vermesi gerekirdi. Çünkü askeri koordinatları kaybetmiştik.

- 'Hükümet bunun için kaybetti' anladık. Peki DSP niye dağıldı? Onu da mı Amerika yaptı?

Bakın. Ecevit yaşlı ve hastaydı ama hepimizi ayakta tutan bir şey vardı. Herhangi bir durumda ayrılması gerektiğinde o gücü temsil edecek biri vardı. O da İsmail Cem'di. Ne zaman İsmail Cem koptu, bizim gruptaki kopmalar barajı aşma noktasında bizi aşağılara kadar götürdü. Cem'in koparılması olgusu önemlidir.

- Koparılması diyorsunuz. Kim kopardı?

Arşivlere bakın. O dönemde, Genel Kurmay 2. Başkanı Büyükanıt, Kemal Derviş ve İsmail Cem bir araya gelmişlerdi. Neler konuşuldu, ne yapılmak istendi siz tahmin edin.

'İki yanlış yaptık'

- Kemal Derviş'i ihanetçi görüyor musunuz? Öncelikle şunu söyleyeyim. Türkiye'ye Kemal Derviş'in ekonomi bakanı olarak getirilmesi, DSP'nin ilk yara almasına neden oldu. Sayın Derviş Türkiye'ye davet edildiği zaman uçağa bindiğinde Merkez Bankası Başkanı'ydı. Uçaktayken bakan olarak lanse edildi. İlk yarayı öyle aldık.

- İkinci yara neydi? İkinci yara da kendi içimizden Cumhurbaşkanı adayı çıkartmamamızdır. Sayın Sezer değerli bir hukuk adamı, iyi bir cumhurbaşkanı adayı idi. Ama partimiz açısından değeri mukayese edilmeyecek Hikmet Sami Türk vardı. Sayın Nami Çağan vardı. Politika ve bakanlık deneyimleri de vardı. Belki bu iki mühim hatayı yapmasaydık bugün DSP bu durumları yaşamayacak olacaktı.

Kavakçı'yı kabullenmiştik ama...

- Seçilirseniz, türban konusundaki politikanız ne olacak?


Kişilerin kendini ifade etme özgürlüğünün bir parçası olarak görmek gerekir. Bu özgürlük devlete kafa tutulmayacak noktaya kadar kullanılabilir.

- Açar mısınız?

Kamusal düzen ve uzlaşma belgesi olan anayasal düzen eğer bu türbanın belli bir yerde, daha doğrusu siyasal simge olarak kullanılmasının rejime karşıt olduğu nedeniyle durdurmuşsa orada durmalı ama kişinin ifade özgürlüğü açısında kullanıldığı zaman her yerde de kullanılabilmeli...

- Köşk'e türbanın çıkmış olmasına ne diyorsunuz?

Çıktı ama oralar kamu alanı değil. Kamusal alan devlet görevini görürken simge olarak kullanılmasıdır.

- Peki üniversitede türban?..

Öğrencilerin türbana girmesi ötekileştirmeye giriyor. Ötekileştirme olgusunu kaldırabildiğiniz anda her şey özgür olmalı, tartışma alanı olmaktan çıkarılmalı.

- Merve Kavakçı olayını anlatır mısınız?

Orada da kamuoyu yanlış biliyor. Grup toplantısında tartışmıştık. Boşluk vardı ve zaten seçilmişti. Kabullenmiştik. Anlaşma yapmıştık. Taraflardan biri Hüsamettin Özkan'dı. Karşı tarafta ise Abdullah Gül ve Salih Kapusuz vardı. Anlaşmaya göre, sadece masaların üzerine vuracaktık. Aslında Rahmetli Ecevit, Kavakçı'nın meclise girmiş olmasına değil, alkışlarla milleti tahrik amaçlı gelmesi üzerine tavır almıştı. "Burası devlete meydan okunacak yer değil" demişti. Ama onlar anlaşmaya uymadılar ve akşam yemeğinden sonra alkışlarla getirdiler. Bu tahrik unsuru olarak görüldü.

Rahşan Hanım artık çekilmeli

- Rahşan Hanım'dan icazet aldınız mı adaylık için?

Kendisine saygımız sonsuzdur ama ben icazeti örgütten, örgütün verdiği güçle oluşan iradeden alırım. Kaldı ki hanımefendi kendi adayını çıkardı. Herhalde icazeti de ona vermiştir.

- Bunu yaparak bir anlamda Bülent Ecevit'in karşısına çıkmış olmuyor musunuz?

Hayır. Onun karşısına çıkmadık. Onun görüşlerini uygulayan eski bakanıyım, yerel konulardaki politikalarını uygulamak üzere İstanbul Büyükşehir'e aday gösterilmiş bir kişiyim.

- O zaman tavrınız Rahşan Ecevit'e mi? Rahşan Ecevit'in ideolojik düşüncesine karşı değilim ve her türlü deneyiminden ve nasihatinden yararlanmak isterim. Ama iş partinin liderliğine gelince değişir.
- Yani, 'Rahşan Hanım'ın artık partiden elini eteğini çekmesi lazım' mı diyorsunuz? Ben değil süreç diyor. Rahşan Hanım bizim için çok değerlidir. Ama ben normal siyaset bilimine, siyaset pratiğinin gereklerine inanıyorum.

- Parti dışından Prof. Dr. Alemdar Yalçın'ı aday göstermesine ne diyorsunuz?

Sayın Rahşan Ecevit'in adayı olan arkadaşımız geçtiğimiz dönemlerde uzman olarak partimizde bir süre çalışıp ayrıldı. Meğerse Tuncay Özkan'ın kurduğu Yeni Parti'nin genel başkan vekiliymiş, ayrılmış. Kendisine başarılar dileyebilirim.

- Bir Tuncay Özkan operasyonu mu?

Bunu kesinlikle bilemem. Böyle bir değerlendirme yapıp kimseyi de suçlayamam.

- "Öyle bir aday çıkaracağım ki diğer adaylar çekilecek" demişti. Çekilecek misiniz? Hayır. Ben örgütün çıkarttığı bir adayım. Dönüşü olmayan bir yola girdim. Beni destekleyenler her gün dalga dalga yayılarak genişliyorlar.
BİZE ULAŞIN