SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Ve kol kırıldı...

Hani babam kolunu kırsaydı bu kadar aranmazdım. "Adamın kimyasını bozdun bak ne hale geldi!" diyenler mi, ya da "Dalağını koparayım derken kolunu da beraberinde götürdün! Nasıl bir ah ettin ki adam bu hale geldi?" diye sitem edenler mi veya, "3 saatlik kırık kol ameliyatı mı olur yahu? Bence adam senin yazılarından sonra panik olup alındığını sandığı dalağını şimdi aldırdı" diyerek espri yaptığını sananlar mı dersiniz...
Anlayacağınız Ahmet Hakan kolunu kırdığı günden bu yana bana bir rahat uyku yok!
"Abi ne alakası var benimle? Adam banyoda kaymış, düşmüş ve humerus kemiğini kırmış. Vallahi de, billahi de üzüldüm!" diyerek direniş göstersem de bizim ahali Ahmet Hakan'ın kırılan kolunun sebebini bende aramaktan bir türlü vazgeçmiyor.
Oysa ki beni çok yakından tanıyanlar bilir. Bu işi, yani gazeteciliği asla ama asla kin ya da nefret üzerinden götürmem. Çünkü bu iki duygu yüküyle hareket ederek habercilik yapmaya çalışan bir gazetecinin, hem kendisini tam ifade edebilme şansını azalttığına hem de toplum önünde mesleği alabildiğince küçülttüğüne inananlardanım.
Bunu daha öncede yazmıştım ama anlayamayanlar için bir kez daha yazayım...
Ben, Ahmet Hakan'ın 13 yıl evvel askerlikten kaçmak için çevirdiği filmlerin perde arkasını kaleme alırken kesinlikle kişisel duygularımı önüme koyarak hareket etmedim...
Sadece işimi yaptım. Yani gazetecilik!
Yapmaya da devam edeceğim...
Evet. Ahmet Hakan'ın kırılan kolu onun askerlikten yırtmak için çizdirdiği midesini, aldırdığı dalağını kısa bir süreliğine unutturdu kamuoyuna ama merak etmeyin.
O ve onun şürekâsı tüm yazılanları unutturmak için bin bir çaba içinde olsalar da...
GATA'dan emekli Tabib Albay X'in anlattıkları ve ondan önceki yazılarıma niçin cevap vermediğini anlatabilmek için , "Bu kıza cevap verip onu ünlü yapmayacağım" gibi ipe sapa gelmez, saçma sapan bir açıklama yapma gereği duysa da...
Ben onu unutmadım...
Emin olunuz ki, Ahmet Hakan'ın bir zamanlar yapmaktan kaçtığı ama şu aralar, "Keşke yapsaydım da sicilime bu kara lekeyi düşürmeseydim" diyerek hayıflandığı zorunlu vatani görevini yapması için elimden geleni yapacağım...
Rahat olun! O bir gün askere gidecek. Hem de aslanlar gibi...
Haa eğer, "Ne zaman?" diye soruyorsanız size; " Ne zaman bu ülkenin en güvenilir kurumu olarak gösterilen Türk Silahlı Kuvvetleri soruşturma için düğmeye basarsa!" derim...
Israr edip, "Peki düğmeye basılır mı?" diye sıkıştırıyorsanız beni.
O zaman size bir tüyo vereyim: "Merak etmeyin. Atı alan Üsküdar'ı geçti, neredeyse Nişantaşı Caddelerine vardı bile!"

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN