SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Helal olsun sana Kütahyalı!

Çok kısa bir süre önce, Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı iken Milli Eğitim Bakanlığı'na kaydırılan Nimet Çubukçu'nun kahvaltılı sohbeti için 20'den fazla gazeteci ve yazar taifesi bir araya gelmiştik. O tarihlerde çiçeği burnunda olan Nimet Hanım'ın kahvaltıda konuşulanları hiçbirimizin kaleme almamasını rica etmesine hepimiz saygı göstermiş ve tamamen sohbet havasında geçen toplantıyı bir fikir alışverişi platformu kabul edip, es geçmiştik.
Elbette ki, Bakan Çubukçu'nun özellikle eğitim alanında uzman olduğu bilinen gazetecileri ve bazı köşe yazarlarını bir araya toplayıp onların öneri ve temennilerinden faydalanmasına dönük bu tutumu çok olumlu bir davranış...
Çok ince bir zekâ ister, farklı yayın kuruluşlarında farklı ideolojileri ve düşünceleri temsil eden gazetecileri kilit gördüğü bazı mevzularda tartışmalarını izlemek ve bu tartışmalardan yola çıkarak kendine bir yol haritası çizmek!..
Düşünsenize, bir bakanın, SBS sınavlarının çocuklar ve aileler üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden tutun da, bakanlığa bağlı çalışan öğretmenlerin yaşadığı ekonomik ve sosyolojik problemlere kadar hemen hemen birçok konuyu medya çalışanlarına tartıştırtmasından daha güzel ne olabilir?
Ve ne kadar zekice, o tartışmalarda çoğunluğun hangi düşünceden yana ağır bastığını keşfedip ve önündeki deftere, "Kesinlikle SBS sınavlarına ilişkin yeni bir düzenleme şart. Basının ortak kanaati, bu sınavların hem çocukların, hem de ailelerin ruh sağlığını olumsuz etkilediği yönünde" diyerek not düşmek!
Anlayacağınız biz konuşmuş ve tartışmış, Bakan Çubukçu da not almıştı tek tek...
Buraya kadar tamam!
Amaaaa bir nokta var ki oraya değinmeden geçmem mümkün değil...
Şu önlük, yani öğrencilerin üniforma meselesi...
Eminim birçoğunuzun dikkatini çekmiştir dün gazetelerin sayfalarını süsleyen, "Öğrenciye özgür kıyafetler geliyor" başlığı ile verilen haberler...
Ben Bakan Çubukçu'ya bu konuda feci şekilde alındım.
Sadece alınmadım. Aynı zamanda acayip bozuldum!
Çünkü o gün o toplantıda gündeme getirilen bu konuyla ilgili tek aykırı tez Taraf gazetesi yazarı liberalliğin son mohikanı Rasim Ozan Kütahyalı'dan gelmişti.
Hemen hemen hepimiz, öğrencilerin okullarına serbest kıyafetlerle gitmesi fikrine şiddetle karşı çıkmış, hatta özellikle benim bu şiddetli direnişime en büyük destek başörtülü yazarlar Fatma Barbarosoğlu, Özlem Albayrak ve Nihal Bengisu Karaca'dan gelmişti.
Demiştik ki, bağıra çağıra, "Bu, çocuklar arasında anlamsız rekabet yaratır. Çocuklar gereksiz bir yarışın içine girebilir. Çocuğuna her gün değişik bir kıyafet bulamayacak yoksul aileler perişan olur. Yapmayın! Kıyafet serbestliği, gelir seviyesi yüksek bölgelerde yaşayan çocuklar arasında bir marka savaşı yaşanmasına, varoşlarda yaşayanlar arasında ise ötekileştirme duygusuna sebep olur!"
Anlayacağınız biz çalmışız, biz dinlemişiz...
Meğerse, 12 yaşında bir erkek çocuğu sahibi olan ben, hem sosyolog hem de ana yüreğiyle konuşan Barbarosoğlu, eğitim konusunda yazdıkları ve yaptıkları ile takdir edilen Pervin Kaplan, Sait Gürsoy, Yaşar Özay ve halk kadını denilince akla ilk gelen yazar Şükran Soner ve diğerleri, Bakan Çubukçu'yu olası bir hatadan döndürmek için boşuna dil dökmüş, daha babalık duygusunun bir insana nasıl sorumluluk yüklediğini, ne anlama geldiğini dahi bilmeyen son mohikan, pardon son liberal Kütahyalı ise o bildik ukala tavırları ile "Sayın Bakanım, çocukları kurtarın şu askeri üniformadan. Kavuşturun onları özgürlüklerine" diyerek, ipi göğüsleyen fikir adamı olmuş!
Yani özetle hepimizi alt etmiş...
Hani derler ya, "Bükemediğin eli öpeceksin!"
İşte öpüyorum!
Helal olsun sana Kütahyalı.
Bu genç yaşta, o genç beynin ve dilbazlığınla hepimize kapak oldun ya!
Vallahi helal olsun!
BİZE ULAŞIN