SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Ahmet Hakan'ın dalaksızlığı ispatlandı!

Banu aradı. Bizim gazetenin avukatı. "Ahmet Hakan senin hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Şikâyet etmiş savcılığa. İfade vermen lazım" dedi...
Meslek hayatımda ilk kez birinin beni yazdıklarımdan dolayı şikâyet etmesinden duyduğum mutluluktan olsa gerek, "Ayy çok sevindim ya. Gerçekten yapmış mı bunu?" diyerek çığlık atmaya başladım.
Yüklendiği vekaletin farkında olan Banu ise şaşkın ve soğuk bir ses tonuyla, "Nesine seviniyorsun anlamadım. Dava açılabilir sana" dedi...
"Açılsın Banucuğum" dedim... "Açılsın ki dosyalar, tanıklar, olaylar resmen ortaya çıksın. Ve beni Başbakan'a sansürletmeye çalışmanın dışında, yazdıklarıma cevap veremeyen Ahmet Hakan'la mümkünse mahkemede hesaplaşalım. İşte o zaman herkes kimin doğru, kimin yalan söylediğini öğrenecek!"
Böylece Sultanahmet'in yolunu tuttuk. Savcının odasına girer girmez önümüze epeyce kalın bir dosya konuldu. Ahmet Hakan onun askerlikten yırtmasına sebep çizdirdiği midesine, aldırdığı dalağına istinaden yazdığım tüm makaleleri iliştirmiş bu kalın dosyaya ve "Bu kadın bana hem iftira attı, hem de hakaret etti" demiş...
Savcı sormaya başladı:
"Siz, Ahmet Hakan'a hergele demişsiniz..."
"Onu ben demiyorum efendim" dedim... "Onu Ahmet Hakan'ın yazdığı gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök diyor.
Niye yalan söyleyeyim Özkök'ün kendisine hergele demesini iltifat kabul eden Ahmet Hakan'ı biraz da ben mutlu etmek istedim. O nedenle, 'Hergele' diye hitap ettim. Vallahi bundan dolayı alınacağını bilseydim asla o şekilde hitap etmezdim" diye cevap verdim.
"Ama aynı zamanda ona 'Dalaksız Ahmet' demişsiniz. Resmen hakaret etmişsiniz" diye devam edince, o an Can Yücel Baba'nın şu meşhur mahkeme olayı geldi aklıma ve bu kez de ustadan feyiz alarak, "Ne münasebet Sayın Savcım. Dalağı varmış da ben ona dalaksız mı demişim? Şimdi dalağı olmayan bir adama, dalaksız demenin neresi hakaret?" dedim.
Benim son derece ciddiyetle ortaya koyduğum bu tezi her nedense esprili bulan bizim Banu ile kâtip hanım ister istemez gülüşmeye başladılar...
Ortamın Cem Yılmaz'ın stand-up'ını aratmayacak bir duruma doğru kaydığının farkına varan Savcı Bey ise önlem almak maksadıyla olsa gerek, oturduğu yerde sert bir hamleyle kaykılarak, "Ciddi olun hanımlar" manasına gelecek biçimde kesik kesik öksürmeye başladı ve, "Evet devam edelim. Ahmet Hakan'ın dalağının olmadığını nereden biliyorsunuz Sevilay Hanım?" dedi...
Bunun üzerine, başladım onu dalaksız bırakan öyküyü ayrıntısıyla anlatmaya Cumhuriyet Savcılığı'na...
Öykü bitince, "Peki bu yazdıklarınızı kanıtlayacak bir belge var mı? Neye dayanarak yazdınız bunları?" diye sordu haklı olarak...
"Elbette efendim" dedim ve devam ettim; "Tüm bu anlattıklarımın kanıtı GATA'daki raporlarda mevcuttur. Ayrıca davanın kabul edilmesi halinde bana bu bilgileri veren kaynaklarımın isimlerini şahit olarak mahkemeye sunacağım."
Sonra imzamızı atıp çıktık savcılıktan...
Kapının önünde, "İnşallah bir terslik olmaz Banu" dedim. "Yani inşallah Savcı takipsizlik filan vermez! İnan çok üzülürüm. Çünkü şiddetle arzuluyorum bu adamla mahkemede karşılaşmayı."
Güldü. "Alemsin sen yahu" dedi ve "Kusura bakma ama ben senin gibi düşünemem.
Benim görevim seni savunmak ve mümkünse takipsizlik çıkmasını sağlamak" diye ekledi...
Dün öğrendim ki Banu'nun temennisi gerçekleşmiş. Tatilde kendisi. Aradım, "Çok moralim bozuk. Savcılık takipsizlik kararı vermiş. Neden böyle oldu?" diye dert yanmaya başladım. Haberi benden alan Banu, bir hukukçu olarak kazandığı zafere mi sevinsin yoksa benim perişan bir halde dertlenmeme mi üzülsün bilemedi.
"Kahretsin. Böyle olmaması gerekiyordu" dedim üzgün bir ses tonuyla... "Yok mu başkaca bir yolu? Yani kendi kendimi şikâyet etsem filan. Olmaz mı?" diye sordum...
"Var bir yolu. Eğer Ahmet Hakan itiraz ederse bu sonuca dava açılabilir belki" dedi.
Bir kez daha umutlandım. Yani evet bu hukuki karar Ahmet Hakan'ın askerlikten kaçmak için dalağını aldırmaya kadar varan macerasını kaleme alan beni kamuoyu nezdinde resmi olarak haklı pozisyona getiriyor ama yetmiyor...
Çünkü ben hâlâ aynı noktadayım...
Yani onu Nişantaşı'ndan alıp, tıpış tıpış askere yollamanın ve kamuoyuyla yüzleşmesinin, olayların tüm çıplaklığı ile ortaya dökülmesinin derdindeyim...
O nedenle Ahmet Hakan'dan rica ediyorum huzurlarınızda...
"Lütfen asıl bu davaya. Bırakma işin peşini. Bak itiraz hakkın da varmış.
Son bir kez şansını dene. Dene ki daha önce yazdığın gibi benimle mahkemede hesaplaşma imkânı yakalayabilesin. Hadi göster kendini Ahmet! Sen büyük 'hergelesin.' Ama çok büyük!"
BİZE ULAŞIN