SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

İstanbul'da bir kandil gecesi...

"Türkiye İran Olur mu?" Bu ve buna benzer soruların sıkça önümüze geldiği son yıllarda kafa karışıklığını gidermek, daha doğrusu cevap aramak için ben de bir Ayşe Arman haberciliğine soyundum kendi çapımda...
Biliyorsunuz. Evvelki gün Berat Kandili'ydi...
Kendi doğum günüm ve bir de oğlumun doğum gününü hatırlamak dışında hiçbir özel güne dair not almayan bendeniz (Kocamın doğum günü, sevgililer, babalar, analar günü ve bilumum günler...) birkaç kız arkadaşımla dışarıda yemek için günler öncesinden kendimi rezerve etmiştim o geceye.
Bende yalan yok!
Dışarı çıkacağımız gecenin kandile denk geleceğini filan bilmiyordum.
Ancak sabahın çok erken saatlerinde başlayan ve bütün Türkiye belediyelerinden cep telefonuma yağmur gibi akan "Kandil kutlama" mesajlarını görünce durumun farkına vardım...
Ardından geceye katılacak aday arkadaşlardan birinin gönderdiği, "Canım bugün kandil. Yemeği erteleyelim mi?" mesajını fark edince de kafamda şimşek çaktı!
Ve dedim ki kendi kendime: "Bu gece senindir Sevilay!"
Bir söyleşi için dışarıda olduğumdan ve gazeteye ancak akşam saatlerinde varabildiğimden dolayı gece boyu bol bol medya dedikodusu yapmayı planladığımız kızlarla da gün boyu kontakt kuramamıştım...
Binaya girer girmez hemen Sonat'a, bizim Sonat Bahar'a koştum ve dedim ki:
"Abi bomba. Bugün kandilmiş... Sordum soruşturdum. 'Kandilde dışarıda yemek yenmez' diye bir şey yok. Bizim kızlardan biri, 'Yemeği erteleyelim mi?' diye mesaj atınca çıkmasam da, dışarı çıkasım tuttu. Kalk gidelim. Bakalım mahalle baskısı ne düzeyde memlekette? Bakalım ancak kaç kişi akabiliyor kandilde gecelere? Var mısın?"
"Varım"
dedi Sonat.
Hemen rezervasyonu yaptırmak için kolları sıvadık. "Nereye gidelim, hangi mekânı tercih edelim?" derken, Sonat, "Mahallenin baskısını kuru fasulye servis eden lokantalarda arayacak değiliz Sevilay. Gideceğimiz, muhakkak ünlülerin uğradığı bir mekân olmalı" dedi ve ekledi: "Benim favorim son günlerin en gözde mekânı Joke Perestroyka."
"Tamamdır güzelim"
dedim ve yola koyulduk. "Yemeği ertelesek mi?" diyen diğer kızlara da haber uçurduk. "Gelen gelir, kalan sağlar bizimdir" deyip, Perestroyka'nın yolunu tuttuk.
Saat 20 sularında giriş yaptığımız mekâna ayak basınca, hemen etrafı kolaçan ettim. Ancak birkaç masanın dolu olduğunu görünce, "Bitti abi Türkiye. Bak görüyor musun masalar bomboş. Resmen Türkiye İranlaşıyor. Bu ülke böyle miydi 5 yıl öncesine kadar. Bak gördün mü? Allah bilir dün ağzına kadar tıka basa dolu olan mekân bugün kan ağlıyor!" diye söylenmeye başladım...
"Dur" dedi Sonat. "Daha saat 20.00. Herkes biz mi? Bekleyelim biraz. Bakalım ilerleyen saatlere doğru ne olacak?"
Haklıymış...
"Etrafı iyi keselim" diye en ön masaya oturduğumuzda gördük ki, saat 21'den sonra İstanbul'un en güzel kızları birer birer mekâna girmeye başladı. Kimsenin umurunda değil kandil mandil. Geçen hafta ne idiyse, kandil gecesi de oydu Perestroyka. İzin almadım. "Hoş kaçmaz" diye yazmıyorum ama bir yığın ünlü de yine o gece mekânda yerini almıştı.
Ve hatta, "Dikkat Türkiye Malezyalaşıyor" diye bas bas bağıran bir gazeteci...
Alsınlar da zaten...
Ben de öyle istiyorum. İsteyen evinde kandil olduğu için duasını etsin, isteyen gecelere akıp yemeğini yiyip, şarabını içsin...
Asıl güzel olan o değil mi? Karşılıklı saygı duymak ve karşılıklı hoşgörü. Zaten biz bunu bir başarabilsek her günümüz güllük gülistanlık olacak ama başaramıyoruz...
Çünkü bazılarımız bu iç çekişmeden, bu çatışmadan kendine fayda sağlıyor...
Ve hatta rant...
¡Her neyse yani...
Kıssadan hisse; "Korkma sevgili okur! Gittim. Gezdim. Gördüm ve yerinde test ettim senin için. Türkiye belki Fransalaşabilir ama İranlaşmaz..."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN